Kır papatyasının sarısından gözetlemek isterdim oysa kırıklarına ayrılmış dünyayı...
1000Kitap
Heidegger’in "dünyaya fırlatılmışlık" dediği durum gibi; İnsan, ne olduğunu tam çözemediği bir boşlukla, bir anlam açlığıyla dünyaya gelir. Çoğu insan bu boşluğu maddi nesnelerle, makamla veya geçici hazlarla doldurmaya çalışır. O noksanlık hissi, aslında bir eksiklik değil, Allah'ın içimize sığabilmesi için açılmış özel bir yerdir. Yani o boşluk, aslında O'nun varlığını hissetmemiz için ayrılmış bir alandır. Bu noktada devreye giren her şey ; alkol, anlık hazlar, bitmek bilmeyen kalabalıklar veya sürekli bir gürültü arayısı... aslında ruhun kendi gerçek sesini duymasını engellemek için kurulan savunma mekanizmalarından ibaret. İnsan, kendi içindeki sessizlikten korkar. çünkü sessizlik, insanın kendi noksanlığıyla baş başa kaldıgı yerdir.Ruhu sürekli eğlenceyle veya geçici tatminlerle meşgul etmek, aslında bir nevi uyuşturma yöntemidir. Bir insan neden sürekli gürültü ister? Neden hep bir kalabalığın içinde, hep bir hareket halindedir? Çünkü durduğunda, o boşluğun içinden yükselen "Ben neden buradayım ve bu noksanlık neden bitmiyor?" sorusunu duymaktan çekinir.kalabalıklar içinde yalnızlaşır, hazlar içinde daha da yoksullaşır ve asıl özlemini çektiği "evine" dönememenin verdiği o derin, tarifi imkânsız yorgunluğu taşımaya devam eder. İşte bu yüzden bu tarz yaşamları tercih etmek bundan hoşnut olmak çok ucuzca geliyor. Ruhundaki o boşluğu geçici hazlarla uyuşturmayı reddeden, gürültüye değil kendi hakikatine kulak veren o duruşlu insanları seviyorum.Tıpkı İsmet Özel gibi, "dışlanır mıyım" endişesiyle inandığı değerlerden ve hakikat çizgisinden bir an olsun taviz vermeyen, inancını bir konfor alanı değil, bir duruş ve cesaret nişanesi olarak taşıyan insanları seviyorum.Bu benim yaşam tarzıma ve inancıma uygun değil."diyebilen yürekli insanları seviyorum. Bir çizgisi, bir
1000Kitap

E

@buelka
·
İnsanoğlu yeryüzündeki uyanışına yaratılmış olduğunu farkederek varır. Ama iş burada bitmez, burada başlar. Çünkü yaratılmış olmayı kavramak aynı zamanda kişinin noksanını bilmesi demektir. Bu da bir arayışı gerektirir. Nedir noksan? Nasıl, neyle giderilir?
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
aramızda dağlar olsun, şehirler, yıllar, adını bilmediğim yollar olsun. ben yine de seni her şeyin bittiği yerde değil, her şeyin başladığı yerde ararım. bazı insanlar özlenmez yalnızca, insanın eksik kalan tarafına dönüşür. bir rüzgâr eser, sen geçersin aklımdan. gece çöker, sesin oturur yanı başıma. dünya bütün gürültüsüyle dönmeye devam ederken, ben içimde sana ayrılmış o küçük yerde sakin kalırım. ne bir çağrı vardır orada, ne bir istek. sadece aynı gökyüzünün altında, aynı sessizliğe doğru eğilen iki yalnızlığın inatçı bekleyişi. bir gün bütün yollar yorulup durduğunda, ben yine ilk baktığım yere bakacağım. kendime değil. sana en yakın olan yere. Diyojen
1000Kitap
Anı Kitabı
Eğitim-öğretim yılının en özel finali: Mezuniyet Anı Kitabı! 🎓📖 AseLiva Yayınevi, okulunuzun mezuniyet sürecine profesyonel bir imza atıyor. Öğrencilerimizin unutulmaz anılarını, modern tasarım anlayışımızla birleştirerek kalıcı birer esere dönüştürüyoruz. Neler yapıyoruz? 🔹 Sınıfın tüm ruhunu yansıtan toplu kapak tasarımları. 🔹 Her öğrenci için ayrılmış özel portre ve anı sayfaları. 🔹 Sınıf içi tüm doğallığı yansıtan 50+ fotoğraflık kapsamlı kolajlar. Siz de bu eşsiz anı kitabına sahip olmak için bize DM üzerinden ulaşabilirsiniz. 📩 Okulunuz için hazırlayacağımız kişiselleştirilmiş anı kitabı projelerimizle ilgili detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçin. 📖🏫🎓 #okulanıkitabı #aselivayayınevi #mezuniyethatırası #anıkitabı #okulanıları
Hayata Dair
"SİYASAL İSLÂM" DEĞİL "İSLÂMCI SİYASET"...
(...) Tersinden de delillendirilebilecek anlayış… CIA Ortadoğu Dairesi eski sorumlusu ve Büyük Ortadoğu Projesi baş mimarı Graham Fuller anlatıyor: - "Mısır’daki, diğer Arab ülkelerindeki İslâmî hareket, “İslâm tarîktir” diyor. Yâni “yolumuz odur” diyor. Bunu söyleyebilirler, ama bu isbatlanmış bir gerçek değildir. Hele siyasî bir program hiç değildir. Siyasî hayata katılıp sanat, vergi, sağlık, eğitim, sanayi politikalarının spesifik hatlarını açıklamak zorunda kaldıklarında, lâiklikle barışmaktan başka çare bulamıyorlar. O zaman İslâm’ın arkasına saklanma imkânları kalmıyor. Müşahhas hâle gelmek durumunda kalıyorlar. Müşahhas hâle gelme de uzlaşmayı beraberinde getiriyor. Eğer şiddete başvuran, devleti yıkıp İslâmî diktatörlük kurmak isteyen bir eğilim varsa, ki bu çok olumsuzdur, o zaman demokratik devlet elbette güvenliğini sağlayacak adımları atar. Zâten İslâmî hareketin önündeki en büyük görev de inançları çağa uyarlamaktır. Diğer yandan İslâm’ın bir de özel hayatta yeri var ki, o ayrı bir konu ve her zaman teşvik edilmeli. İster İslâm, ister Hıristiyanlık olsun, din fert hayatındaki ahlâkî değerleri güçlendiriyor. Ama din siyasete soyununca o zaman gerçekçi bazı “tavizler” vermesi gerekiyor. Biz söyleyince anlamayanlar, belki Amerikalı söyleyince uyanır gibi olurlar… Mursî de bunun sıkıntısını çekti, Taliban da çekti, İran da çekiyor… İş öyle “Kur’ân’dan yapacağız, Şeriatı getireceğiz, İslâm’ı hâkim kılacağız” demekle bitmiyor… Dâva, baştanbaşa bir sistem meselesi… Her örgüsü tezatsız bir bütün meselesi… İslâm’ı çağa hâkim kılmanın “vasıta sistemi” meselesi… Bu olmayınca, ya mağara devri hayatına dönmeye “İslâm” deniyor, yahut İslâm dışı sistemlere angaje olunmuş olunuyor… **Bu mevzuda dünyada Büyük Doğu-İBDA‘dan başka örnek ve
Akademya Yazıları
DİN SÖMÜRÜCÜLERİ ve MUHATAP ANLAYIŞ...
(...) Yine anlaşılmadığının ve daha uzun yıllar boyunca “acaba mı?” gibisinden bakılacağının farkındayım. Onun için daha basit örnekler vereceğim. Meselâ geçen gün Cağaloğlu’nda bir kitabçının camında şöyle bir afiş gördüm: -“Asr-ı Saadetteki İslâm’ı yayacağız!” Nasıl olacak bu? Sen Peygamber misin? Değilsin… Senin çevrende “Sahabîler” gibi bir örnek ümmet kadrosu mu var? Yok… Sen Asr-ı Saadetteki vasıtalara mı sahibsin; tıpkı onlar gibi yaparak mı İslâm’ı yayacaksın? O da değil… Beytülmal kuracak mısın, zekât toplayacak mısın, cihad edecek misin?.. Söz konusu bile değil… Eee?.. Daha çok soru sorarım ama, dikkat ederseniz, “aynısı” olmayı geçtik, “gibi”sine geldik, oradan da haber yok… Durun ben ne yapacaklarını tahmin edeyim: “Ey Müslümanlar, Asr-ı Saadetteki İslâm işte budur” diye kitablar yazacaklar, onları şu kalitede bir kâğıda basacaklar, şuradaki ve buradaki kitabevlerine dağıtacaklar, şu ve bu gazete, dergi ve internet sitelerine reklam verecekler, şu kadar miktar satacaklar, bu kadar para kazanacaklar… Peki, şunu sorayım: Bunların hangisi var Asr-ı Saadette? Hiçbiri… Özetle din sömürüsü yapacaklar. Emin olun, başka hiçbir şey değil… Yetmez mi bu kadar sahtekârlık, sahte Müslümanlık? İslâm bunlar için bir dâva değildir. İslâm bunlar için bir çıkar aracıdır. Bununla para ve şöhret kazanırlar. Onların gençlerine bakın: İslâm’ı “âhiretlik” bilirler. Orta yaşa gelince, geçim derdine girince, bu sefer İslâm onlar için “dünyalık” olur, geçim vasıtası olur, kazanç kapısı olur. __Ben senelerdir müşahede ederim bu ortamı: Hiç değişmez… Şu üniversitelerdeki gençliği, özellikle; ki onlar üzerine çok zengin intibâlarım var, belki bir gün kitablaştırırım da… Şöyle diyeyim: Gençliğin dinamizmini işte böyle sahtekârlıklarla, dolandırıcılıklarla
Akademya Yazıları