2006 yapımı, Adam Sandler’ın oynadığı Click adlı bir film vardı. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim. Filmde Michael “çok meşgul” bir adamdır. Ancak eşi ve çocukları ondan bir koca ve baba olmasını bekler. Michael bunlara vakit ayırmayı hiç sevmemektedir. Bir gün bir kumanda bulur. Bu kumanda sayesinde hayatında yapmaktan hoşnut olmadığı şeylerden, onları ileriye sararak kurtulduğunu fark eder. Gerisini tahmin edebiliyorsunuz. Filmin sonunda Michael epeyce yaşlanmıştır. Eşi ondan ayrılmış ve yeni kocasıyla harika bir hayat kurmuştur. Çocukları evlenmiş kendilerine güzel bir yaşam çizmişlerdir. Onu seven, ona değer veren herkes bir şekilde kendi yoluna gitmiştir. Ve Michael, koca bir hayatı ileri sararak ıskalamıştır.
Kimse itiraf etmese de kendini Tanrı’ya benzer bir pozisyonda görüyor artık insan. Her şeyi yapabileceğini, her şeye sahip olabileceğini, istediği her şeyi değiştirebileceğini ve her şeyi yönetebileceğini düşünüyor. Her insanın nazarı, dikkati, odağı kendi benliğine dönük… Herkesin enâniyeti okşana okşana çıldırtılmış durumda. Eskiden dünyayı kasıp kavuran vebâ gibi salgınlar vardı. Şimdi herkese bulaşmış olan hastalığın adı enâniyet.
Oysa insan kendi sadeliğine ve basitliğine dönebilse, kendisine doğada ayrılmış olan sıradan yerine geçebilse, kendisine atfettiği uydurulmuş önemden vazgeçebilse, tabiatın ve varlığın bir parçası olduğunu algılayabilse, gerçekte büyük olmayan ama büyütülmüş sorunlarından rahatlıkla kurtulabilecektir. 
Okuyorum. Hastalık gibi bir şey bu. Elime ne geçerse, gözüm neye değerse okuyorum: dergiler, okul kitapları, ilanlar, sokakta bulduğum kâğıt parçaları, yemek tarifleri, çocuk kitapları. Kâğıda basılmış ne varsa.
Tren yürümeye başlasa, ona öyle geliyor- du ki, tren yürümeye başlasa kendi kendisinden koparılmış, ayrılmış olacaktı, bütün o kuşkulu, karanlık ve azap verici arzuları orada bırakacak ve artık kendini tutabilecekti. Yeni bir iniltiyi içinde bastırdı: Acı çekiyordu, bir bez parçası gibi yırtılacaktı; elini sessizce o zayıf, yumuşak elin üzerine koydu.
Eğer Tanrı sonsuzsa ve sonsuz olan bölünemezse, o halde Tanrı zorunlu olarak maddeyi de kapsar. Aksi takdirde, madde O'ndan ayrılmış ve O'nun ötesinde kalmış olacağından, Tanrı sonlu olurdu. Tanrı'nın sonsuz olduğunu söyleyip maddeyi O'na dahil etmemek, Tanrı'nın her yerde olduğunu söyleyip sonra O'nu sadece bir tiyatro oyununun seyircisi yapmaya benzer. Eğer Tanrı sonsuzsa, Tanrı her şeydir. O basit bir seyirci değildir. O, bizzat tiyatro oyununun kendisidir! Her şey, her şey demektir. Sonsuz, sonsuz demektir. Eğer Tanrı her şeyse, o halde tamamen her şeydir. Düşünce ve madde. Her şey.