9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Okumaktan ziyadesiyle keyif aldığım, 'Bak sen!' ifadeleriyle tebessüm ettiren bir kitaptı. Umumiyetle edebiyatımız kurtarılması müşkül bir bataklığa saplanmışken, bu tarz eserlerin ortaya çıkışı, tıpkı bayramda nefes alan İstanbul'un doğal güzelliklerini açığa vurması gibidir.
Alıntı
Yerdeki Çocuk ÜzerineUğur Karabürk · Metinlerarası Kitap · 202236 okunma
9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 20:54
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere Furkan Emre Aynur'un Çıban adlı kitabının yorumuyla geldim. Her ne kadar distopik tarzda bir eser olsa da maalesef yazılanların gerçekleşme ihtimali ile durumun ciddi boyutu gözler önüne seriliyor. Aslında kitap mesajlarla dolu, yer yer bizleri düşündürecek, bazı sınırlar aşıldığında değişime uğradığını gösterecek olaylarla dolu. O zaman kitaptan kısaca bahsedeyim sizlere: Serdar karakterimiz oldukça zeki fakat zor bir insan. Kendisi insansız hava aracı projesinde test sürüşünde ilerlerken; dedesinden kalan gizemli bir kutu ile Bekir amcaya yardım edip hastaneye götürmesiyle birlikte her şey değişir. Yaşadığı şeylerden sonra bir araştırma içerisine girer. Kitapta Serdar ve çevresinde olan karakterin olayları ile aslında kitap bizlere bambaşka ama bir o kadar acı gerçekleri sunuyor. Özellikle kitapta gelişen teknolojisinin zamanla insanların zihnin kontrol altına alması ve özgürlüğü sınırlandırması ile bambaşka bir atmosferin ilerlemesini gözler önüne seriyor. Bunu da yazar "Çıban" metaforu ile biz okuyuculara anlatıyor. Kitabın kapağına bakıldığı zaman çıbanın etrafındaki sistemin, düzeneğin onu beslediğini görüyoruz. Zamanla büyüyen çıban daha sancılı, daha ağrılı ve daha kötü olur. Toplumda aynen bu şekilde teknolojinin o akıllara zarar verici ilerlemesiyle insanları besliyor resmen. Çünkü insanlar resmen kontrol altına alınmıştır. Zamanla şişen, patlayacak dereceye gelen, etrafa o kapalı yerin içinde saklı pislikleri sıçratacak çıban bir süre sonra kontolden çıkacaktır. Tıpkı insanlar gibi... Okurken sayfalar aktı. Bayramda okuma kitabım oldu. Mesajlarla dolu, düşündürücü ve acı gerçekleri "çıban" metaforuyla anlatan bu kitap kesinlikle siz değerli okuyuculara tavsiyemdir.
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202683 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·280 syf.··
2026 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 10:45
“Yılanlar öç alıyoooor!..” diye bağırdı. “Yılanlar öç alıyor, bakııın!.. Yılanlar yılanken sizin gibi alçakların hakaretine dayanamadı da siz, insan olduğunuz hâlde, bunca hakarete, bunca zulme, zillete nasıl dayanıyorsunuz behey, he heeeey Kara Bayram?” Esere ismini veren alıntı, Irazca Ana’nın haykırışlarıdır. Yılanların, insanlardan intikam alma hırsıyla fırsat buldukça saldırıda bulundukları aktarılır. Yılan öldüren bir köylünün, aradan uzun zaman geçse dahi, yılanlar tarafından intikam amacıyla öldürüldüğü söylenir. Yılanların, insanlar tarafından hakarete uğradıkları düşüncesiyle öç alma duygusuna kapıldıkları iletisi alt zeminde hazırlanır. Köy yaşamında, elin beye karşı nasıl baskın geldiği ilmek ilmek işlenir. Aşağı mahallede yaşayan Deli Haceli, muhtardan usule aykırı şekilde toprak edinerek Kara Bayram’ın evinin önünü kapatacak biçimde temel kazmaya başlar. Irazca Ana; gündüz kazılan temeli gece doldurarak, hatta Kara Bayram’da gönlü olan Deli Haceli’nin karısı Fatma ile akşam karanlığında temelin içinde beraber olmalarını sağlayarak, kendisini Deli Haceli’ye öldürtmeye bile çalışarak engel olmak ister. Böylece oğlu Kara Bayram’ın ve onun çekirdek ailesinin onurunu korumaya çalışır. Olaylar sürerken köye gelecek olan kaymakamın önünü kesen Irazca Ana, içten konuşmasıyla onu ikna eder. Bunun üzerine kaymakam, ali kıran baş kesenlik yapan kişileri paylayarak köyden ayrılır. Baltayı taşa vurduğunu anlayan Muhtar ve Deli Haceli, Kara Bayram’ın yasal yollarla hakkını aramasına engel olmaya çalışır. Bu esnada, yılanların Sultanca’yı sokması üzerine Irazca Ana, aklını yitirip haykırmaya başlar. Haksızlık karşısında sürüngen olarak nitelendirilen ve insanlar tarafından olumsuz çağrışımlarla anılan yılanların dahi canları pahasına intikam almaları; buna karşın
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma
10/10
·284 syf.··
2026 74. kitabı
" Siz cesetler adına konuşacaksınız. Onlar susar, hikâyelerini bedenlerine kazırlar. Siz onların adalet isteyen çığlığı olacaksınız." " Siz tanığa inanırsanız cesedi susturursunuz. Oysa unutmayın, tanıklar yalan söyleyebilir! Tanıklar unutabilir. Tanıklar korkabilir. Ama ceset ... Ceset asla yalan söylemez. O sadece, dilini bilen bir tercüman bekler." " Hocam, bu katil... Bu bir insan değil. Bir sanatçı ama cehennemden gelen bir sanatçı." Selam Bayramda soluksuz okuduğum ve beklentimin çok üzerinde çıkan bir kitap oldu #adlitıpdosyalarıbeşduyununkasabı Yazar #cihangirışık 'ın kalemi ile tanışma kitabım oldu, ilk bir iki sayfada yaşayan tarzına alıştıktan sonra kişi nasıl bitti anlamadım Adli tıp uzmanı Soner ve savcı Volkan'ı tüyler ürperten bir dava baklemektedir. İnsanın beş duyusunu yok etmeye çalışan bir katil... Bir amacı var mıdır yoksa rastgele kurbanlar seçip çarpık zihni için kurgu mu oluşturmaktadır İlk cinayet ihbarını aldıktan sonra olay mahalline giden ekip midelerini altüst eden bir görüntü ile karşılaşırlar. Katil kurbanı üzerinde incelikle çalışarak cehennemden fırlayan bir görüntü bırakmıştır ortaya. Adli tıp uzmanı Soner yaptığı otopside bulunması için bırakılmış bir şey fark eder... Bu ipucu onları katile götürecek midir yoksa sonuca ulaşıncaya kadar başka kurbanlar da olacak mıdır? Yapılan zorbalıklar, düşünmeden hareket eden insanların verdikleri zarar yıllar sonra karşılığını bulabilir hem de korkunç bir biçimde... Karma her zaman karşılığını bulmasa da bazen çok acı bir şekilde karşılık bulur. Aynen kitapta olduğu gibi. İki tarafın davranışı da doğru olmasa da insan düşünüyor "neden bazı insanlar kötülük yapmaktan zevk alıyor..." Adli tıp uzmanı Soner ve savcı Volkan'ın yeni maceralarını da okumayı çok isterim.
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202622 okunma
Bir Ömür Böyle Yaşanmaz. Zaten istesek de imkan yok.
2/10
·288 syf.·
2026 143. kitabı
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabı, vadettiği toplumsal rehberlik vizyonunun çok uzağında kalıyor. Yaklaşık 300 sayfalık bu eseri büyük bir sabırla, yarım bırakmamak için direnerek bitirdiğimde, altını çizip katılabildiğim fikirlerin sayısı 15-20'yi geçmedi. Kitap, genel okuyucuya hitap eden akıcı ve kolay okunabilir söyleşi formatına rağmen, yazarın kendi öznel düşüncelerini "mutlak doğru" gibi lanse eden üstenci üslubu sebebiyle okuru ciddi anlamda bunaltan bir metne dönüşüyor. Kitabın adı her ne kadar "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" olsa da içeriği tamamen "Ben nasıl yaşadım ve benim gibi imtiyazlı insanlar nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabından ibaret. Bu yüzden eserin adı aslında "Bir Elit Bir Ömrü Nasıl Yaşar?" olmalıydı. Ortaylı, meseleleri ele alırken sürekli Türkiye’nin elit ve burjuva sayılabilecek kesimlerinden örnekler veriyor. Kitabın dördüncü bölümü olan "Nasıl Çalışmak Gerekir?" kısmında iş ahlakı ve öğretme metodolojisine dair katıldığım bazı haklı yönler olsa da yazarın ısrarla sunduğu "Avrupa’yı gezmek, görmek, yaşamak" tavsiyeleri, bugünün Türkiye gerçekliğiyle taban tabana zıttır. İlber Ortaylı, milletimizin genelinden çok farklı, imtiyazlı bir soyada, aileye ve Ankara’nın elit bürokratik çevresine sahip olarak büyümüş, bu imkanları sonuna kadar kullanmıştır. Ancak bugün Türkiye’de 25 yaşında ya da evlilik arifesinde olan, özel sektörün ağır şartları yüzünden bayramda dahi ailesini ziyaret edemeyen milyonlarca genç varken, bu tavsiyeleri uygulayabilecek belki 30 çift bile yoktur. Bu yönüyle kitap, 2015 sonrası değişen dünyanın ve ekonomik olarak dar boğaza giren Türkiye gençliğinin gerçeklerinden tamamen kopuktur. Eğer bu rehber bir Avrupalı burjuva gençliği
İnsan ve Hayat
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,2bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 7. kitabı
1826 İstanbul’u... Yeniçerilerin kazan kaldırdığı, şehrin o en gergin ve puslu geri sayımı. ​Yağlıkçılar’daki o loş odada, kuşluktan ikindiye kadar ilmek ilmek işlenen bir plan dönüyor. Hedef, sarayın kalbindeki Kaşıkçı Elması. Ama bu sadece bir mücevher hırsızlığı değil; bu tam anlamıyla, her bir karakterin diğerinin zihnini ele geçirmeye çalıştığı bir zihin soygunu. Planlar her seferinde tazelenip planlar derinleştikçe, aslında Kaşıkçı Elması bir paravandan fazlasına dönüşüyor. ​Masadaki her karakter, kendi saf tutkusunun peşinde: Biri geleceğin zihinlerini soymak ve adını tarihin hafızasına silinmez bir not olarak düşmek için o elmasın ışıltısına muhtaçken, bir diğeri amansız bir kitap tutkusunun, bir başkası ise hayatının tek gerçeği olan sevdiği kıza kavuşabilmenin hayaliyle bu büyük kumara dahil oluyor. Odadaki dumanlı sessizlik, her karakterin kendi gizli ajandasını diğerinden saklama çabasıyla daha da ağırlaşıyor. ​Ancak hikayenin asıl kilit noktası Zafire Kadın. Planlar ne kadar kusursuz olursa olsun, onun varlığı ve aradaki o sarsıcı bağlantı, her an her şeyi değiştirebilecek o tekinsiz gücü temsil ediyor. Her sayfanın bir sonrakine mühürlendiği bu kurguda; asıl soygun Kaşıkçı Elması'nda değil, karakterlerin kendi zaafları ve birbirlerine karşı ördükleri o karanlık labirentlerde yaşanıyor. ​Tarihin en büyük kırılma noktasında, tutkularıyla kapana kısılanların ve bir elmas uğruna ruhlarını masaya sürenlerin sarsıcı hikayesi bu. Unutmayın, her şey her an değişebilir. "Bir sahaf bir kitabı niye çalsındı ki, zaten bütün nadide ve tek kopya kitaplar elinden geçiyordu. İstediği kitabı satın alabilir, satın aldığı hiçbir kitabı da satmayabilirdi. "Bir çakaldan daha korkuncu kuzu postunda bir başka çakaldır" " Orta Asya'dan at sırtında geldik madem her Türk
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,327 okunma