10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 161. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"KONUŞULMADI ÇÜNKÜ SÖYLENECEK HİÇBİR ŞEY YENİ DEĞİLDİ" "İçimde eskiyen bir şeylerin olması sığınaklarımın birer birer yıkıldığını hissettiriyor ve yabancılaşıyor kalbim günden güne çoğu şeye." Hayatımızda olup bitenler elbette yorucu. İş kayıpları, biten ilişkiler, hayal kırıklıkları... Ama asıl ağır olan, bunların ardında bıraktığı tortu. O anlatılamayanlar. O sindirilemeyenler. O "keşke"ler ve "belki"ler. Kopacak gibi durmak, kopmaktan daha yorucudur. Günümüz insanının en büyük sırrını ifşa ediyor aslında. Yani bazen bırakmak, devam etmekten daha cesurcadır. Kendi gerçeğimizle yüzleşmek, sahte bir huzur içinde sürüklenmekten daha iyidir. En büyük kırılmalar alkışın içinde olur. Ne kadar doğru bir tespit. Başarılı görünen insanların sahne arkasında yaşadıkları çöküşler, ödül törenlerinde gülümserken içi parçalanan sanatçılar, terfi alan ama ruhunu kaybeden çalışanlar, mutlu evlilik fotoğrafları paylaşan ama sabahları aynaya bakamayan insanlar ve daha niceleri. Kalabalık, en iyi saklanma yeridir bir nevi. Her şeyin normal göründüğü anlarda, aslında her şey bitmiştir. Dışarıdan bakıldığında "devam ediyor" görüntüsü aldatır çoğu zaman. İnsan en çok, kimse bakmazken değişir. Kimsenin görmediği yerlerde kopan şeylerden dolayı. Bu kopuşlar sessizdir, çığlıksızdır. Sadece gözlerimizin içinde bir ışığın sönmesiyle belli olur. Sürüklenmek ile yaşamak arasındaki fark? Sürüklenen insan, akıntıya kapılmıştır. Rüzgar nereye eserse oraya gider. Toplum ne derse onu yapar. Beklentileri karşılamak için yaşar, kendi isteklerini değil. Yaşayan insan ise rotasını kendi çizer, durur, sorgular, seçer. Kitapta; ders veren bir ses yok. Sadece şunu söyleyen bir bakış var. Yap ya da yapma, uygulayıp uygulamamak bize kalmış. Devam ediyoruz diye iyi sanılıyor ama çoktan bırakmış oluyoruz bir
Edebiyat
Konuşulmadı Çünkü Söylenecek Hiçbir Şey Yeni DeğildiSezgin Kocabaş · Destek Yayınları · 20264 okunma
Puan vermedi·528 syf.··
2026 44. kitabı
Artık Loresima aşkımı bilmeyen yoktur diye düşünüyorum Kendisini çok seviyorum ve ne yazarsa okurum dediğim bir yazar Ayperi ve Ömer Seyirhan’ın şans eseri bir sahilde denk gelmesiyle başlıyor hikayemiz. Ayperi o an çok kötü bir kriz anında olduğu için “Nasıl olsa bir daha görmem” kafasıyla tüm dertlerini, geçmişin o ağır yükünü Ömer’e anlatıp içini boşaltıyor. Ama dünyanın ne kadar küçük olduğunu unutuyor tabii Bazen hepimiz bunu yaparız değil mi? Bir daha görmem diye her şeyi birden anlatırken buluruz kendimizi Sonra gece olunca “Ben ne yaptım ya” çatışmasını yaşamayan yoktur herhalde Aradan biraz zaman geçiyor ve Ayperi arkadaşları Melike ve Şeyma ile karıştıkları bir kavga sonucu karakolluk oluyor. Kızların aralarındaki o bitmek bilmeyen didişmeler, birbirlerine olan koşulsuz destekleri ve o aşırı eğlenceli arkadaşlık dinamiği okurken resmen gençlik dizisi izliyor gibi hissettirdi Neyse bilin bakalım karakolda karşısına kim çıkıyor? Evet bildiniz, Ömer! Bizim kız şok oluyor ve kendisini tanımamasını istiyor ama Ömer onu hemen tanıyor ve o andan itibaren her yerde Ayperi’nin karşısına çıkmaya başlıyor Ayperi gitsin istiyor ama Ömer vazgeçmek bilmiyor, asla gitmiyor Kitap komedi ağırlıklı özellikle Ayperi’nin Ömer ile olan çatışlamaları çok eğlenceli ama karakterlerin yaşadığı zorluklar içimi paramparça etti. Ayperi’nin daha çocuk yaşta, sadece bir pamuk şeker almak isterken başına gelen o olay... Bir çocuğun masumiyetini kaybedip o yaşta büyümek zorunda kalması, gülmemesi, konuşmaması, içine kapanması ve kimsenin bunu fark etmemesi o kadar acı ki Ömer o kadar ince düşünen bir adam ki! Ayperi’yi rahatsız etmemek için elinden geleni yapıyor. Ayperi duvarlarını önüne yığsa bile Ömer sabırla onun etrafında kalıyor, detayları asla unutmuyor. İstemezse ona temas
Tozlu Pembe ILoresima · Ephesus Yayınları · 2026531 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·544 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Bazı romanlar okunmaz; yaşanır. Bülbül, sayfaları çevirdikçe beni savaşın gürültüsüne değil, sessizliğine götürdü. En ağır acılar bazen söylenmeyen cümlelerde, yarım kalan vedalarda ve bekleyişlerde saklıydı. Kristin Hannah, savaşın yalnızca şehirleri değil, insanların çocukluğunu, sevgisini ve umutlarını da nasıl yıktığını incelikle anlatıyor. Bülbül, bana cesaretin her zaman gürültülü olmadığını gösterdi. Vianne'in sessiz direnişi, Isabelle'in gözü kara mücadelesi kadar etkileyiciydi. Kitap boyunca savaşın yalnızca cephede değil; evlerde, vicdanlarda ve kalplerde de yaşandığını hissettim. En çok da insanların en karanlık zamanlarda bile umut etmekten vazgeçmemelerine hayran kaldım. Bu roman benim için sadece İkinci Dünya Savaşı'nı anlatan bir eser değil; sevginin, fedakârlığın ve hayatta kalmanın anlamını sorgulatan unutulmaz bir yolculuktu. Kitabı bitirdiğimde geriye yalnızca hüzün değil; insan ruhunun dayanıklılığına duyduğum derin bir saygı ve hayranlık da kaldı." Bazı hikâyeler okunup rafa kaldırılmaz; insanın içinde yaşamaya devam eder. Bülbül benim için tam da böyle bir kitaptı. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
BülbülKristin Hannah · Pegasus Yayınları · 20227,9bin okunma
Bilgeliğin en güzel hali; sessizlik...
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 17:26
Kirpinin Zarafeti , ilk sayfalarında beni zorlayan kitaplardan biri oldu. Anlatımının felsefi yönü ve karakterlerin düşünce dünyası nedeniyle hikâyeye alışmam biraz zaman aldı. Hatta bir ara kitabın bana hitap etmeyeceğini düşündüm. Fakat sayfalar ilerledikçe fark ettim ki bu roman, aceleyle okunmayı değil; durup düşünmeyi isteyen bir eser. O noktadan sonra hikâye beni adeta sarıp sarmaladı. Romanın merkezinde apartmanın kapıcısı Renée Michel ve genç bir kız olan Paloma Josse bulunuyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu iki karakter, aslında çok derin bir düşünce dünyasına sahip. Özellikle Renée'nin bilgeliği bana uzun süre düşündüren bir bakış açısı kazandırdı. Kitap bilgeliğin gösterişle ölçülmeyeceğini çok güzel anlatıyor. Günümüzde insanlar çoğu zaman bildiklerini kanıtlama, kendilerini sürekli ispat etme ihtiyacı hissediyor. Gerçek bilgi sessiz olur. Her şeyi bildiğini herkese söylemek, bunu sürekli hissettirmeye çalışmak zorunda değil. Seni gerçekten anlamak isteyen, seni olduğu gibi görebilen insanlar zaten içindeki zenginliği fark edecektir. Kendini herkese ispatlamaya çalışmanın çoğu zaman bir anlamı yoktur. Belki de kitabın adı tam da bunu anlatıyor. Kirpi, dışarıdan bakıldığında dikenleriyle mesafeli görünür; ama içinde zarif ve hassas bir dünya taşır. İnsanlar da böyledir. Dış görünüş, meslek ya da toplumun bize biçtiği roller, bir insanın gerçek değerini anlatmaya yetmez. Bu kitap bende yalnızca güzel bir hikâye bırakmadı; insanlara bakışımı da biraz değiştirdi. Artık birini değerlendirirken ilk izlenimin ne kadar yanıltıcı olabileceğini daha çok düşünüyorum. Çünkü bazen en büyük bilgelik, sessiz kalabilmektir. En derin insanlar ise kendilerini en az anlatanlardır. Başlangıcı sabır isteyen ama sonunda okuruna hem felsefi hem de insani açıdan çok değerli
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Rahatsızlık Hissi
1/10
·166 syf.·
2026 19. kitabı
Spoiler ile başlıyorum: Kitabı hiç ama hiç sevmedim. Okuduğum iki gün boyunca beni fazlasıyla huzursuz etti; karakteri ve psikolojisini anlamaya çalışmaktan yoruldum. Fikir ilk duyduğumda ilginç gelmişti; ancak okuyup bitirince, saman alevi gibi olduğunu fark ettim: İlk kıvılcımı görüyorsun, yanıyor; ama hemen ardından sönmekle kalmayıp kötü bir is kokusu da bırakıyor. Yazar fikri bulunca muhtemelen çok heyecanlanmış; fakat bu fikir en fazla kısa bir öyküye yakışırken, 160 sayfalık bir romana dönüştürmeye çalışmak bence manasız olmuş. Edebiyatın amacı bazen huzursuz etmek, rahatsız etmek ve insanı sorularla baş başa bırakmak olabilir; ama sevdiğim edebî romanların hiçbirinde “rahatsız olup bir an önce kurtulmak” istemedim. Bu kitap ise benim için, bir an önce elden çıkarmak istediğim bir yük gibiydi: 160 sayfalık koca bir yük. Bu fikirden bir öykü yazılsaydı, eminim çok daha vurucu ve akılda kalıcı bir metin çıkardı; roman formunda ise yetersiz ve zayıf kalmış. Anlamlandıramadığım noktalar Kitap boyunca bazı şeyleri net olarak hiç anlayamadım: - Carlo’nun amacı neydi? Bir türlü oturtamadım. Bana “kötü bir arkadaş” gibi geldi; sanki hayata “her şey olacağına varsın” mantığıyla bakıyor. - Cleila tam olarak ne yapmaya çalışıyordu? Neden oğlunu Alberto’ya bu kadar yerdi? Neden gelinini ve adamı bu kadar övdü? Hiç anlamadım. - Carlo ile Alberto arasında bir şeyler olduğunu ima etti; Carlonun, Alberto’ya iyi gelmediğinden ve ilişkilerinden hoşlanmadığından bahsetti ama tam olarak ne demek istediğini çıkaramadım. Bu değerlendirmemi okuyan kıymetli okuyucu: Bu sorularımla ilgili bir fikrin varsa ve bana yazarsan çok sevinirim. Finalle ilgili soru işaretlerim Kitabın sonunda adam eve geldiğinde, kızı “Annem evde değil.” derken doğruyu mu söylüyordu? Adamın karısı da mı
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026179 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 45. kitabı
Çok küçük yaşlarda yetiştirme yurdunda kaldıkları dönemde "Öcü" adındaki biri tarafından damgalanan 30 çocuğun hikayesiyle başlıyor Yaralasar. Aradan geçen 20 yılın ardından Öcü yeniden ortaya çıkıyor ve kendi yarasalarını tek tek avlamaya başlıyor. Tam bu sırada cezaevinde olan Sedef, süresi bitmemesine rağmen aniden tahliye ediliyor. Öcü’yü durdurmak isteyen gizli bir örgütten iş birliği teklifi alan Sedef bu teklifi kabul ediyor. Üstelik geçmişte yurtta çok yakın olduğu arkadaşlarıyla birlikte bu yola çıkıyor ancak o anda henüz hiçbiri birbirini tanımıyor.Kitabın konusu bana ilk andan itibaren gerçekten çok ilgi çekici gelmişti, okumamın en büyük sebebi kesinlikle buydu Maral Atmaca’nın kalemini de çok merak ediyordum ve iyi ki tanışmışım. Kitap o kadar sürükleyici ki kendimi hiç tutamadım, şu anda serinin 3. kitabını okuyorum bile Hikayede Sedef, hayatta kalabilmek için başka bir kimlikle yaşamak zorunda. Kendi içindeki o masum Sedef'i korumak için kendini hep "Yankı" olarak tanıtıyor. Karakterlerin yaşamak zorunda kaldığı şeyler gerçekten çok kötü ve sarsıcıydı. Özellikle Yankı’nın geçmişte çöpten bayat ekmek yemek zorunda kaldığı o sahneleri okurken içim parçalandı Her ne kadar biz şu an bir kitapta okuyor olsak da gerçek hayatta da maalesef bu durumları yaşayan insanların olduğunu bilmek insanı çok derinden yaralıyor Kitapta favori karakterlerim Alaz ve Sedef dışında kesinlikle Kuzey oldu. Sedef geçmişe dair her şeyi tam hatırlamasa da çocuk yaşta birbirlerine verdikleri sözler ve şimdi farkında olmadan bile sürekli birbirlerinin yanında olup yardımcı olmaları çok tatlıydı Kuzey’in o korumacı, abi gibi yaklaşan tavrı içimi ısıttı Alaz’a gelirsek zekasına gerçekten hayran kaldım. Öcü’yü bulmak için yaptığı o titiz planlar ve stratejileri inanılmaz
Yaralasar - 1Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 202113,2bin okunma