İçi boş, süsleme aforizmalarla dolu, şişirilmiş bir kitap. Bazen Türk edebiyatını yeterince abartmadığımızı düşünüyorum. Tahammül edebilenleri tebrik ederim.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,2bin okunma
Geçmiş hayatlarda , kaybolan aşklar ve yüce yürekli kadınlar.
8/10
·176 syf.·
2026 107. kitabı
Gerçekten neydi aşk? Heloise, aşk acısını Abelard'ı kalbinde taşıyarak yaşadı. Şövalyeler, leydilerine duyduk­ları aşk uğruna öldüler. Peki, ya kadınlar? Ahhh kadınlar . . . Hiçbir zaman hissettikleri ve duyguları önemsenmedi. İşte Orta Çağ'da da kadınlara aşkın yanında yaşatılan bu duygusal yoksunluk sonucun­ da onlar ya harcandılar ya satıldılar, ya birilerine köle oldular ya da acı çekerek mücadele ederek belki de kadın olduklarını anlamadan, duygularını yaşayamadan öldüler ya da öldürüldüler. Ve sonradan kahraman ilan edildiler. Peki, aşk, sadece kadınlar açısından acının ta kendisi miydi acaba? Aslında maalesef diyorum ki cevabı "evet" ve aşk, kadınlar için acıydı. Çünkü zamanı ve mekanı fark etmez kadınların aşkı yaşarken bile korkuları vardı. Baskılandılar. Ka­dın gibi hissetmeleri hatta varlıkları bile suçtu. Bu karmaşada kendi kimliklerini arıyorlardı. Yazar Pınar Ülgen Ortaçağ'da yaşananları anlatırken olaylara biraz daha feminen bakmış, bu bana keyif verdi açıkcası... Kilise, krallar, asiller kendilerince herşeyi avantajlı hale getirerek sömürmüş. En çok hoşuma giden Dut ağacının hikayesi oldu. Artık bahçemdeki dut ağacım bana, Pyramise ve Thusbeyi hatırlatacak. Aşk uğruna acı çeken çiftlerle ilgili başka örneklerde vardı. Kitabın sonundaki şiirler güzeldi. Aşkın kuralları bile anlatılmıştı, derinlemesine incelenmişti.Benim için farklı bir deneyim oldu. Bazen tarih sahnelerindeki olaylar hayata bakış açınızı değiştirebilir. Aşk ince bir çizgidir. O ince çizginin dışına çıkanlar hep kaybetmiştir. Keyifli okumalar
Orta Çağ Avrupa’sında Aşk Tutku Entrika Ve RomantizmPınar Ülgen · Yeditepe Yayınevi · 202326 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·264 syf.·
2026 19. kitabı
Kitabın çıkış noktası 1968 Prag Baharı ve sonrasında yaşananlar olsa da anlattıkları yalnızca belli bir döneme ya da ülkeye ait değil Kundera bu romanda hafıza, unutma ve iktidar arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Kitapta “unutuş” iktidarın bilinçli bir silahıdır. İnsanlar geçmişlerini unuttukça direnme güçlerini ve ahlaki pusulalarını kaybederler. Acıları, baskıları, yaşanmışlıkları hatırlamak bir “direniştir” Kitaptaki bir diğer tema ise “gülüş” İki türlü gülüş vardır. Gülmek salt coşkun bir gülüş değil alaycı bir gülüştür bazen. Bu alaycı gülüş otoriteyi küçültmenin ve kutsallığı bozmanın da yolu. Bu iki farklı gülüş halini melek ve şeytan hikayesi üzerinden anlatıyor yazar. Bence oldukça vurucuydu Kitabı okurken aklıma Calvino’bun görünmez kentleri geldi. Kentler, sakinlerinin geçmişini kayıplarını ve anılarını içinde barındıran bir depo gibidir. İnsnalar anılarını yitirdikçe kentlerini de unutur. Bir kenti anlamak bugünü görmekle değil geçmişin izlerini okumakla mümkündür. Şimdi tüm dünyada “belleği olmayan” kentler oluşturuluyor. Sürekli yeni bir bilgiyle karşılaşırken, geçmişimizi ve yaşadıklarımızı hızla geride bırakmaya çalışırken bir tür belleksizleşme yaşamıyor muyuz? Dediğim gibi bu kitap yalnızca bir dönemin politik atmosferini değil, hafızanın insan ve toplum için neden bu kadar önemli olduğunu anlatıyor. Okuduktan sonra uzun süre düşündüren kitaplardan biri. Kitap tavsiyedir efendim.
Gülüşün ve Unutuşun KitabıMilan Kundera · Can Yayınları · 20191,397 okunma
5/10
·200 syf.··
2026 21. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 23:05
Akışına kapılıp gidemedim bir türlü. Ama yine de kitabın, maddiyatın insan üzerindeki rahatsız ediciliğini, eşitsizliğin ve adaletsizliğin ruhu tırmalayan yanını çok güçlü bir şekilde hissettirdiğini düşünüyorum. Öncelikle kısaca konusu kitabın başrolü Kikobaki ( daha sonra Bakaçyo ) kendisini Penior diye tanıtıyor.. yoksul yorumcu yani yol gösterici.. videolar çekip yolsullara küçük yatırım tavsiyeleri veriyor. Çevresinde de hayatına dahil olan pek çok kişi var Kikobaki’nin yakın arkadaşı Ramini bana göre Kikonaki’nin hayattan keyif almasına yardımcı olan bir dost, bir yol arkadaşıydı. Kikobaki’nin hayatın gerçekleriyle yüzleşmeden önce hep Raminiyle birlikte olması, çok güzel anılar biriktirmeleri ama daha sonra fakir-zengin eşitsizliğiyle yüzleştikten sonra hep çatısmaları bunu düşündürdü. Bir yandan gerçeklerin ağırlığını hissederken, diğer yandan hayatın akışında kalmaya çalışıyor gibiydi. Sürekli benimsediği fikirleri Ramini’ye onaylatmak istemesinin nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum.. O yokken eksikliğini çok net hissediyor ama yine de fikirlerini kabullendirmekten vazgeçemiyor. Annesinin rolü de yaşananlara anlam yükleme ve olan bitene bir açıklama bulma çabası gibi geldi bana. Karakterler ve anlatılmak istenenler kötü diyemem ama bazen akışı yeterince yakalayamadan başka bir zamana ya da mekâna geçiliyormuş hissine kapıldım. Bu yüzden ben hikayeyle tam olarak bağ kuramadım. Yine de bu benim düşüncem. Bir başka kişinin çok daaha derinden etkilenebileceği ve farklı anlamlar çıkarabileceği bir kitap olabilir.
Para GürültüsüLatife Tekin · Can Yayınları · 2026160 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 129. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:44
Altıncı Koğuş, yalnızca bir akıl hastanesi hikâyesi değil; insanın acıya, adaletsizliğe ve toplumsal yargılara bakışını sorgulayan güçlü bir eser. Çehov, ‘delilik’ kavramını ters yüz ederek okuyucuyu rahatsız eden ama düşündüren bir anlatı sunuyor. “Delilik bazen toplumun aynasıdır.”
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Puan vermedi·
"Sözüm ona modern çağda sevmekkk... Sevmek ne uzun ve zor kelime aslında haddini, edebini bilene tabi eskiler ne güzel demiş Edeb ya hû!!! İnsanların sevgi adı altında birbirlerinin arkasından işler çevirmesinden, samimiyetsizce gülümsemelerinden, kadınların da erkeklerin de 'bir sürü seçeneğim var' diyerek önüne geleni takip edip, beğenip sonra sessizce ortadan kaybolmalarıyla dolu bir çağda sevmek... İlişkileri bir ego tatmini aracına dönüştürmelerinden, kendi bencilliklerini masum insanların verdiği değerle beslemelerinden yorulduğumuz bir zaman.. Ne kadar kötü seven, ne kadar eksik kalan, ne kadar emek vermekten kaçan insanlarla dolu bir çağ bu. İnsan; durup dinlemeye, gerçekten bakıp görmeye, hissetmeye bile zaman bulamıyor. Belki de zaman bulmak istemiyor. Çünkü hissetmek sorumluluk getiriyor, anlamak emek istiyor, kalmak cesaret gerektiriyor. Bu yazılan satırlar bile muhtemelen yalnızca bir beğeninin ardından sonsuz kelimeler arasında kaybolup gidecek. İşte hızın acımasızca tükettiği çağın gerçeği bu. Hayallerden, kalplerden ve insanlığın içindeki güzel parçalardan çalarak büyüyen bir çağ... Dürüstlüğün bu kadar nadir, sevmenin bu kadar ucuz ve yüzeysel hâle gelmesine üzülüyorum. Neden herkes birbirini öylesine deniyor? Neden kimse gerçekten kalmaya niyet etmiyor? Neden bir insanın kalbini tanımaya çalışmadan, onu yalnızca bir ihtimalmiş gibi tüketip geçiyor? Biriniz de sahici olun istiyor insan. Biriniz de cesaret gösterin. Eğer samimiyetiniz yoksa insanların hayatına dokunmayın. Eğer kalmaya niyetiniz yoksa umut vermeyin. Eğer sevmeye cesaretiniz yoksa yüreği güzel insanları yaralamayın çünkü sevmek farkındalık ister güç ister kum fırtınasında güneşe bakamayacaksan niye güneşi hep görmek istiyorum diyorsun ki ? Bazen şöyle demek geliyor içimden: Bu çağın
Beni Sessiz de Sevebilir misin?M. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 20144,385 okunma