‘’Eğer maksûd eserse, mısra-ı berceste kâfidir.’’ Haca Ragıp Paşa
Naat geleneği İslam’ın ilk yıllarından itibaren oluşmuştur. “Peygamber Şairi” olarak tanınmış olan Hassan Bin Sabit (r.a) naat türünün ilk başarılı örneklerini sunmuştur. Abdullah İbn-i Revaha’nın (r.a) “Es-subhu bedâ” diye başlayan bir şiiri ise günümüzde ilahi formunda seslendirilmektedir. Bunun yanı sıra naatlar arasında bir zirve sayılan Kaside-i Bürde’nin şairi Kaab Bin Züheyr’i (r.a) de anmak gerekir.
Konusunu; Peygamber’e olan övgüden, muhabbetten alan ‘’Naat’’ özellikle Türk Edebiyatı’nda zirve eserlerini vermiştir. Süleyman Çelebi, Nâbî, Şeyhî, Yunus Emre gibi şairlerce birçok başarılı eser veriliştir. Bunlardan biri de ‘’Su Kasidesi’’ ile ünlü Fuzulî’dir.
‘’Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su’’
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su(damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Fuzulî’nin kasidesinde su ile Rasulullah arasında kurduğu ilişki gibi Nurullah Genç de bu şiirinde yağmur ile Rasulullah arasında bir ilişki kurmuştur, hatta direkt açık istiare ile Peygamber için kullanılmıştır. Nitekim ‘’yağmur’’ Kur’anî üslupta da kullanılan bir imgelemdir. Ayetlerde birçok benzetme ve örneklendirme için yağmur/su kullanıldığını görürüz. ‘’Rızık ve Rahmet vesilesi, ölü kalplerin diriltilmesi, her şeyin sudan yaratılması, yağmurun karşısındakine göre durumunun insan profillerine örnek oluşturması (toprağın suyu emmesi, kayanın biriktirmesi.) ilahi kaynaklı olması…’’ Ayrıca su; temizdir, temizleyicidir, bulunduğu kabın şeklini alır, berraktır içinde ne varsa onu gösterir… Rasulullah’ın da sünnetinde her eşyaya, canlıya olduğu gibi yağmura hürmet ettiğini görürüz: ‘’Efendimiz bir defasında