İnsan böyle iki yüzlü bir yaratıktır sevgili dostum. Yeter ki iyi bir sıfat, sağlam bir etiket kap, istersen deyyusun biri ol gene aklanırsın. Etiketlerin böyle sihirli bir gücü vardır işte. Sen öte tarafta entrikanın, fırıldaklığın, despotluğun binini bir paraya satarken millet seni üstad, duayen, mirim, şıhım, hocam, güvenilir beda bayanım diye çağırır. Kapıları açan namdır. Unvanın önden koşup yediğin bokları senin yerine temizler. Aman aman yediğin içtiğin senin olsun.
Muhtar es sekafi
Bazı araştırmacılar onun hareketinin İslâm dünyasında esaslı bir akis uyandırdığı gibi ona ait "mehdilik, gaib imam, ric'at ve beda" fikirlerinin daha sonraları İmamiyye Şîası'nca kısmen değişikliğe uğratılarak benimsendiğinden ve yaşatıldığından sözederler. Bu durumda, Muhtar'ın, planlı bir şii hareketi başlattığı iddia edilemezse de yürüttüğü hareket süresince ileri sürdüğü fikirlerin sonraki devirlerde şiîliğin doktriner mahiyette ortaya çıkışında belirli bir rol oynadığı ve sağlığındaki düşüncelerinin ölümünden sonra Muhtariyye gibi mezhebî nitelikli bazı ekollerin doğuşunu tetiklediği söylenebilir. Öte yandan Muhtar'a ait gibi gösterilen "nübüvvet ve beda" (vahy ile veya imam aracılığıyla kendisine özel bilgi ulaştırıldığı, gelecekle ilgili verdiği haberlerin gerçekleşmemesi halinde ise Allah'ın o hususlardaki bilgi ve iradesinin değiştiğini söylemesi) gibi görüşlerin, onu kötülemek için ortaya atılan iddialar olduğunu ifade eden araştırmacılar da vardır. " Bunlara göre, Muhtâr, özel olarak dinî düşünceye zarar verme amacı gütmeksizin- çevresinde yer alan cahil kitleyi etkilemek amacıyla bazı secili sözler ve şiirler söylemiş olabilir. Buna karşılık, onun bu kabil gizemli sözlerinin kendisinden sonra bazı kimseleri etkileyerek farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olduğu da ileri sürülür.
Sayfa 214·Kitabı okudu
Reklam
Düşük yapan bir kadın oruç tutabilir mi? Düşük yapan bir kadının oruç tutup tutamayacağı konusundaki hü-küm, düşüğün lohusalık sebebi sayılıp sayılmaması ile ilgilidir. Hanefi ve Hanelilere göre; el, ayak veya parmak gibi organları belirmiş cenin düşüren kadından gelen kan, nifas (lohusalık) kanıdır; bu kadın da lo-husadır. El ve ayak gibi organlar belirmeden meydana gelmiş düşükten sonra görülen kan ise istihâza (özür) kanıdır (Bkz. Merğînâni, el-Hidâye, 1,226; Ibn Kudâme, el-Muğnî, 1, 431). Hanefi ve Hanelilerin verdiği bu hükmün, rahim yolundan gelip dü-şen/dışarıya çıkan maddenin cenin mi yoksa başka bir şey mi olduğunun ancak el-ayak gibi organların belirmesiyle ayınışıınlabildiği zamanlarda verilmiş olduğu dikkate alınmalıdır (Bkz. Kâsânî, Bedâ", I, 43). Bu konu ile ilgili olarak ålimler kendi dönemlerindeki tıbbi bilgilerden hareketle farklı içtihatlarda bulunmuşlardır. Bu sebeple günümüzdeki tıbbi veriler dikkate alınmalıdır. Bu itibarla düşenin cenin olduğu tıbben tespit edildiğinde düşükten sonra görülen kan da lohusalık (nifas) kabul edilmelidir. Nitekim Şahi ve Mälikilere göre de her durumdaki düşük lohusalık sebebidir (Remil, Nihâyetü'l-muhtâc, 1, 212; Desüki, Hâşiye, 1, 174-175). Sonuç olarak organlan belli olsun ya da olmasın düşüğün cenin olduğu biliniyorsa söz konusu kadın n tb pl ruç tutamaz.
1) "Ya men beda fî men beda" 2) Küba sor, li vê derê bi wateya dil hatiye gotin. 3) Ebter, maneya peyvê kordûnde ye, li vira bi maneya kesê xêr jê nayê, kesê bê kêr maye. 1) "Ey var olan mahluklarda görünen" anlamına geliyor. 2) Kızıl küp, kalp anlamında söylenmiştir. 3) Ebter; eksik, kesik olan kişi, hayrı kalmayan.
Nevbahti'nin (ö. 310/922) aktardığı şu bilgiler Gülen ve ekürisinin kehanet, beda ve takiyye gibi konularla ilgili referans kaynakları hakkında ciddi ipuçları verir: "Rafızilerin imamları kendi yandaşları için iki doktrin -ki söz konusu yandaşlar bu iki doktrini benimsediklerinde imamlarının herhangi bir yalanını açığa çıkarmaları kesinlikle mümkün değildir- geliştirmişlerdir. Bu iki doktrinden biri beda, diğeri takiyyeyi caiz kabul etmektir. Beda denen şey şudur: Rafızilerin imamları geçmişte olmuş bitmiş şeyler ile hal-i hazırda olan bitenleri bilme ve gelecekte olup bitecek şeyleri önceden bildirme hususunda kendilerini, "Biz peygamberlerle aynı konumdayız" şeklinde takdim ettiler ve yandaşlarına, "Yarın ve daha sonraki zamanlarda şöyle şöyle hadiseler vuku bulacak" dediler. Vuku bulacağını önceden haber verdikleri hadise [haber verilen şekilde] gerçekleştiğinde, "Biz size bunun böyle olacağını önceden bildirmiştik; peygamberlerin bildikleri şeyleri Allah tarafından gelen bilgiyle biz de biliriz. Peygamberler ile Allah arasında mevcut olan ve onların Allah'tan bilgi almasını sağlayan iletişim vasıtalarına benzer vasıtalar bizimle Allah arasında da mevcuttur" diye iddia ettiler. Vuku bulacağını önceden haber verdikleri hadise gerçekleşmediğinde ise, "Allah bu hadisenin gerçekleşmesi hususunda fikir değiştirdi. [Bu konuda Allah'a başka bir fikir ve düşünce zahir oldu)" dediler.
Bu mesele bir tarafa, Gülen'in gelecekle ilgili öngörülerinin ve kehanetlerinin boşa çıkması üzerine Allah'ın şu veya bu sebeple vaadini ertelediği veya bundan vazgeçtiği şeklindeki iddiaların birçok FETÖ'cü tarafından açıkça dillendirildiği biHnmektedir. Buna göre Gülen ve örgütü her ne kadar bugün başarısız olmuş gibi görünse de yakın gelecekte Allah'm vaat ettiği(!) zafere ulaşılacaktır. Dolayısıyla mevcut kötü durum başarısızlık değil, başarıya giden yolda bir aşama olarak algılanmalıdır. Gülen ve ekürisini sık sık bu şekilde konuşmaya sevk eden temel faktör, örgüt mensuplarına umut aşılama,57 tabir caizse kuyruğu dik tutma çabasıdır. Bu tür iddialar İslam mezhepler tarihinde aşırı Şii gruplarca savunulan beda nazariyesiyle örtüşür niteliktedir. Şii gelenekte beda, "Allah'ın belli bir şekilde vuku bulacağını haber verdiği bir olayın daha sonra başka bir şekilde gerçekleşmesi" diye tarif edilir. Genellikle kabul edildiğine göre beda fikrini ilk defa ileri süren, Hz. Hüseyin'in intikamını almak suretiyle Ehl-i Beyt taraftarları nezdinde itibar kazanan Muhtar es-Sekafi (ö. 67 /687)'dir. Buna mukabil Taberi (ö. 3 10/923) beda görüşünden ilk olarak Muhtar'ın adamlarından biri olan Abdullah b. Nevfin bahsettiğini belirtir. Muhtar bir savaş öncesinde askerlerine Allah'ın kendilerini zafere ulaştıracağını söylemiş, savaştan zaferle çıkınca da, "Allah'tan aldığım bilgilerle işin böyle olacağını size bildirmemiş miydim?" diyerek sözde keramet iddiasında bulunmuştur. Ancak Mus'ab b. Zübeyr'in ordusuna mağlup olunca, "Allah bana zafer vaat etmişti; ancak dalıa sonra kendisine bu değişik sonuç zahir oldu (bedô.. lehu.)" sözüyle Allah'ın ilim ve iradesinde değişiklik meydana geldiğini ima etmiş ve bu görüşüne, "Allah dilediğini siler, dilediğini sabit kılar" (Ra'd 13/39)
Reklam
Reklam