:Aslında tabiata bakarken Allah'ın ayetlerini seyrediyoruz. Onu aracısız ve tüm hakikatiyle kalbimizde idrak ediyoruz. :Çünkü Allah'ın Basîr sıfatı bizde de var. Görüyoruz, sesini duyuyoruz, kokusunu alıyoruz. İç dünyamızda ilahi lütuf olarak bir güzel bölgesi var, bir güzel alanı, uzayı var. Buraya değebiliyorsak güzeli idrak ediyoruz. O da Cemâl'den bize verilen nasip... Nasıl ki Allah'ın Basîr, Semî, Tekellüm sıfatları verildiyse Bedî, yani güzellik sıfatından da bir şeyler bahşedilmiş insana. Bizler orayı köreltirsek, başkalarının güzel dediği, güzel diye tanımladığı o noktada takılıp kalırız. Fakat Hüsn-i Mutlak'ın bize ilham ettiği o alan üzerinde yoğunlaşıp o alanı geliştirirsek işte o zaman batmayan bir güzellikten nasipdar oluruz.
Altıncı Fasıl
İş ve Faaliyet 57 - Umumi İdare Heyeti, Cemiyet gâye ve dâvalarının devamlı bir vecd, heyecan ve hayatiyet plânında ruhları kavraması, eşsiz bir dinamizma belirtmesi ve asla donmuş kalıplar halinde sürüncemeye geçmemesi, her ân bir ibdâ ve icat zekâsile çalışmak borcu altındadır. Bu çalışmalara, Cemiyet menfaatine tertip edilecek ve cemiyete maddî ve manevî her kıymeti getirecek ebedî ve ahlâkî müsamereler bilhassa dahildir. Cemiyetin rehber unsurlarile yakın ve uzak âzaları arasında maddî ve ruhî temasın bütün vasıtalarla, en hararetli ve şahsiyetli mikyasta, her ân yenilik ve canlılığını muhafaza etmesi en hassas noktadır. Cemiyet merkezi en uzak yerdeki âzasına kadar faaliyetini, kararlarını, telkinlerini, buluşlarını, fikirlerini, aynı zamanda Türk Umumî vicdanına aksettirecek tarzda, maliyeti bahasına veya parasız broşürler ve tamimlerle bildirecektir. 58 - Büyük Doğucuların dâva zaferi bakımından ifadesile mükellef oldukları şahsiyetli birlik ve bütünlük manzarasında, kılıklardan, şahsî itiyatlardan, hususî zevklerden, muaşeret edeplerine ve en kalın fikir kıstasından en ince bedî ölçüsüne kadar keskin bir hususîlik tecelli edecektir. Bütün Büyük Doğucuların tek bir mâna ve madde teknesinde hamur haline gelmeleri ve tek lezzet belirtmeleri de başta Umumi Reis bulunmak üzere hamurkârlar mevkiindeki Umumi İdare Heyeti âzasının ve ileride şube reisleriyle idare heyetlerinin işidir. İç ve dış tecelli çerçevelerinde şahsiyet ve asliyet, Büyük Doğucuların ilk fârikasıdır. Büyük Doğu Cemiyeti, Ana Nizamnamesinin her noktasından sezileceği gibi, ölü kalıplara bağlı alelâde bir cemiyet şeklinde değil, bütün bir ruh mimarîsi işini üzerine almış bir ocak mahiyetinde kurulmaktadır.
Sayfa 32 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bedî' meselelerine örnek olmak üzere de şu âyetleri bir göz önüne getirelim. (5) اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى Rahman, arş üzerine isteva etmiştir. (taha/5) âyet-i celilesinde "tevriye"' sanatı vardır. Çünkü "istivâ" kelimesinin yakın anlamı olan istikrar (yerleşme) hatıra getirilip uzak anlamı olan istila (yönetimini eline alma) kastedilmiştir.
Kur'ân-ı Mûciz-beyân, bu alanda da bütün beliğlerin eserlerine üstün gelmiş, herhangi bir konuyu dile getirmek için baş vurduğu çeşitli üsluplardan her biri aynı derecede beliğ, emsalsiz olmuştur. Bazı sözler, yazılar; şartların gereklerine uygun, açıklık ve sistematiğe sahip olduktan sonra cinas, tersi', tevriye, hüsn-i ta'lîl gibi bir kısım bediî sanatlarla süslenir. Bu sayede sözün güzelliği, değeri bir kat daha artmış olur. İşte sözlerin böyle bedîî sanatlarla süslenmesini bildiren de "ilm-i bedî'"dir. Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri bu bedîî üstün nitelikler açısından de her türlü hayalin ötesinde bir güzelliğe sahiptir.
Bilindiği üzere belâgat ilmi, meânî, beyân, bedî' kısımlarına ayrılır. Şöyle ki: Söylenilen veya yazılan bir sözün, yerine, ortamın şartlarına uygun düşmesi belâgat gereklerindendir. Mesela henüz konu hakkında hiçbir fikri bulunmayan peşin hükümsüz bir kimseye karşı söylenilecek bir söz ile kuşkuları olan veya inkârcı bir şahsa karşı söylenilecek bir söz aynı biçimde olamaz.
Teşbih, içerisinde güzellik ve letâfet unsurlarını taşıyan bir sanattır Çünkü teşbih, gizli olanı açığa çıkarır, uzağı yakınlaştırır. mânâlara açıklık kattığı gibi değerlerini de yükseltir. Teşbihe hayal unsuru katıldığında ise gönülleri daha çok cezbeder. Kişi bir varlığa ait bir sıfatı açık bir üslupla ya da mübalağalı bir yolla anlatacağı zaman o sıfatta üstün ya da onunla meşhur olan bir varlığa yönelerek teşbihe başvurur. Yani teşbihte aslolan noksanın mükemmele katılmasıdır. İki şey noksanlık ve mükemmellik yönünden eşitse en güzeli bu ikisi arasında teşbih yapmamaktır.
Sayfa 144