"Binalarımız,eşyalarımız,elbiselerimiz gibi ahlâkımız,terbiyemiz de rokokolaştı."
"Hakkı Celis 'Hayır, bunların hiçbiri değil,fakat sevmek,daima sevmek!' Diyordu. 'Sonuna kadar, her şeye rağmen,ezalar,cezalar,hummalar ve gözyaşları içinde ve hastalıklar ve ölümler önünde daima sevmek!' "
"Onun için zaman, bütün müesses şeyleri temellerinden sarsan inkılap rüzgarıydı; onun için zaman,kalplerdeki ihtilaç ve yüzlerdeki endişeydi; herkes arkasından mütemadiyen itildiğini hissediyor,fakat ne iteni,ne de gittiği yeri biliyordu. Onun için zaman,mazinin bereketini,azametini,ismet ve nezahetini yapmış bütün unsurları birer birer çiğneyen gizli ve obur canavardı."
"Hayat bir an içinde,ona,en çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada herşey ne bayağı,ne beyhude,ne kirliydi! Bu dünyada güzellik bir hayal,sezgi bir efsane,asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı."
" 'Yalnız büyümek değil, ihtiyarladım bile, Seniha abla,' dedi. 'Siz çok gezdiniz, çok gördünüz. Fakat ben çok düşündüm, çok hissettim. O kadar ki, bütün fikirler, bütün hisler bana şimdi yavan geliyor. Siz bu bezginliğe vasıl oldunuz mu? Nerede?...
Fakat,ben düşündüklerimi tekrar düşünmek,hissettiklerimi tekrar hissetmek istemeyeceğim. Seniha abla,bizi pişiren ıstıraptır; gezip görmek değildir.'
'Sen hiçbir zaman hayat adamı olamayacaksın, hiçbir zaman, zavallı Hakkı!'
'Öyleyse Ölüm adamı olurum.' dedi.
Hakkı Celis ancak,şimdi, kaç zamandan beri halkın: "ya Gazi,ya şehit!" Diye bağırışlarının mânasını anlıyordu. Ya gazi,ya şehit! Evet,kendisi de bunlardan biri olmak için hazırlanıyordu. Tevekelli biraz evvel 'öyleyse Ölüm adamı olurum.' dememişti!"
"Meğer kader ona neler hazırlıyormuş da o farkında değildi,bu cömert kadere karşı ne kadar nankör,ne kadar küçüktü!"