#okudumbitti
YAZAR: MEHMET RAUF
YAYIN: PUSLU YAYINLARI
Herkese merhabalar bugün sizlere Mehmet Rauf'un kaleminden çıkan genç kız kalbi adlı eseriyle geldim. Yazarı daha önce Eylül adlı eseriyle tanıyordum fakat yazarla ilk kez bu kitapta tanıştım ve Pervin'in hikâyesi uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir hikâye oldu. Şimdi gelelim konusuna.
Pervin, hayata ve aşka dair tertemiz hayalleri olan, ince ruhlu bir genç kız. Büyük umutlarla geldiği İstanbul'da ise hayallerindeki dünyayı bulamıyor. Çünkü ne şehir onun düşlediği kadar güzel ne de insanlar onun kalbi kadar zarif. Etrafında gördüğü ilişkiler ve evlilikler, onu ruhuna dokunabilecek gerçek bir aşkı aramaya daha da fazla itiyor.
Kitap boyunca en çok Pervin'in yalnızlığına üzüldüm. Kalabalıkların içinde bile kendini ait hissedemeyen, anlaşılmayı bekleyen bir genç kadının sessiz kırgınlığı sayfalara çok güzel yansıtılmış. Ayrıca kadın olmanın zorluklarına dair yapılan tespitler de aradan geçen zamana rağmen hâlâ düşündürücü.
Ve sonra Behiç Bey... Pervin'in kalbini heyecanlandıran, ona umut veren adam. Ancak Pervin'in hayallerini süsleyen bu aşk, zamanla büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Onunla birlikte ben de umutlandım, onunla birlikte hayal kırıklığı yaşadım.
Bu kitap benim için sadece bir aşk hikâyesi değil; hayallerle gerçeklerin çarpıştığı, insanın kalbinde buruk bir iz bırakan Pervin'in hikâyesiydi.
#ALINTILAR
Düşünmüyorlar ki kader, bizim kendi hareketlerimizin yanlışlığına kendimizin verdiği bir isimdir.
Ben de dünyada en büyük mutluluğun yalnızca sevmek ve sevilmekte olduğuna İnanırım.
" Çünkü yaşamak için hayat lazımdır, hayal değil!"
Genç Kız KalbiMehmet Rauf · Puslu Yayıncılık · 202410,1bin okunma
Spoiler yok ama kitabi okuduktan sonra okuyun
Sonu sasirtici ama gunumuz dunyasinda bile yasanmasi mumkun. O donemki kadinlarin arka planda kalisi beni hem asiri sasirtti hemde uzdu. Behic "bey(!)" in boyle yapacagini az cok tahmin ediyordum. Cunku bir insani tanimak icin 1 ay inanilmaz kisa bir sure, istenildigi gibi davranmak icin asiri uygun. Her seyi gectim kadinlarin evlenecegi kisiyi goremedigi bir donemde bunu bilip ona ragmen eglence icin bir bu kadar ileri gitmek... kalpsizlik. En onceledigi bu maddiyati aslinda en basindan beri ogrenebilecek firsati varken isleri bu kadar ileri goturup sonra sormak...
Aslinda en sonda olan balkonda konusma kismi vs olmasaydi behice bir sey diyemezdim. Pervin de diyemezdi. Pervinin sonunun boyle bitmesini hic istemiyorum acikcasi. O donemki her kadin gibi bir bilinmezlige gitmesi ve en acisi da bunlarin bir donem butun kadinlara yapilmasi gercekten soyleyecek soz bulamayacak kadar aci.
7-8-9 yaşlar bence çok sever. Tamirci Kadir Bey'i çok beğendim. Kitabın kapak resmini ve kitap adının yazılma şeklini de çok beğendim. 82. baskı olmasına şaşırmamalıyız!
Yazardan okuduğum yedinci eser Sözde Kızlar. Anadolu'nun ateşkes sürecindeki karmaşık döneminde Yunan saldırılarında casus olarak suçlanan ve ortadan kaybolan babası tuhafiyeci İhsan Bey'i arayan kızı Mebrure'nin İstanbul'a gelişiyle başlıyor eser. Akrabalarının yanına yerleşen ve bu vesileyle sosyetenin kaos ortamını, ikiyüzlü ilişkilerini gören Mebrure tehlikeli yaşamlara tanık oluyor. Nazmiye Hanım, kızı Nevin ve oğlu Behiç'in köşkte sürdükleri yaşam yalanlar, ahlaki yaşamın çöktüğü ve Batılı yaşama özenen hayatlar üzerine kurulu. Belma, Salih, Siyret, Naciye, Güzide, Nizamettin… Köşk de verilen davetlere icabet eden fertlerin her biri başlı başına bir tabu, içlerindeki sırlar, karanlık ve oyunbaz tavırları Mebrure için endişelenmeme sebep oldu.
Mebrure bir yere kadar sezinlediği tehlikeden kaçınmak isterken öte taraftan babasını bulmak için çabalıyor. Bu esnada Nadir ve Fahri ile karşılaşıyor ve babasını bulma yolunda adım adım ilerliyor. Tabii aklını çelmeye çalışan çok. Kitabın sonuna kadar 'acaba babasını bulabilecek mi, sağ mı, köşktekilerin oyunuyla trajediye mi tanık olacağız yoksa mutluluk mümkün mü?' düşünceleriyle okudum. Son 50 sayfaya kadar tekdüze gitti ama son sayfalarda açılan karanlık sırlar ve geçmiş kitaba olan görüşümü olumlu anlamda etkiledi. Yazardan favorim Yalnızız adlı eserdi, okuduğum diğer altı eseri sade, durağan ve derinliksiz romanlardı. Batı’yı ve Batılılığın Türk toplumuna yozlaşmışlık olarak sirayet edişini işleyen bir roman Sözde Kızlar, tavsiyemdir.
Sözde Kızlar; Mütareke döneminde kaybolan babasını bulmak için Anadolu’dan İstanbul’a gelen Mebrure’nin hikayesini konu alır.
Yunanlıların Batı Anadolu’yu işgal etmesiyle Mebrure’nin babası ile bağlantısı kopar ve hayatta kalma mücadelesi verir. En son çareyi İstanbul’a gidip orada babası hakkında bilgi almakta bulur. İstanbul’da uzaktan akrabaları olan Nafi Beylerin evine sığınır. Fakat Nafi Bey ölmüş ailenin geri kalanları ise konağı sefahat merkezi haline çevirmiştir. Sık sık dans ve içki eğlencelerinin düzenlendiği konakta kalan Mebrure bu ortamdan hiç hoşlanmaz. Fakat evin oğlu Behiç çoktan Mebrure’yi elde etmek için oyunlarına başlamıştır. Mebrure kapı kapı dolaşıp babası hakkında bilgi edinmeye çalışırken evde ise onu daha büyük bir tehlike beklemektedir.
Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran bu romanı aynı zamanda filme de uyarlanmıştır.
Behiç Ak’ın "Gülümseten Öyküler" serisinin en ilham verici halkalarından biri olan Güneşi Bile Tamir Eden Adam, tüketim çılgınlığına ve "eskimiş" olanın kolayca gözden çıkarılmasına karşı sessiz ama güçlü bir manifesto niteliği taşıyor. Kitabın kahramanı Kadir Bey, sadece bozulan eşyaları değil, aslında o eşyaların taşıdığı anıları ve insanların birbirine olan bağlarını da onarıyor. Yazar, her şeyin hızla yenisiyle değiştirildiği modern dünyada, "tamir etmenin" aslında bir sevgi ve sabır biçimi olduğunu nahif bir dille hatırlatıyor. Adada geçen bu hikaye, nesnelerle kurduğumuz ilişkiyi sorgularken, çocuklara el becerisinin ve bir şeyi yeniden hayata döndürmenin verdiği o eşsiz manevi tatmini aşılayarak toplumsal bir farkındalık yaratıyor.