Durum bu...
Sonra aramıza şehirler girecek, Hiç karşılaşamayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek. Nazım Hikmet
Kim ne dedi bilmem, umrumda da değil Dünyayı kurtaramam belki ama içimden biri diyor ki devam et fazla düşünme ○ yüzden burdayım hala, en hafif halimle
Müzik
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
#denemeşiirlerim1
Kâğıttan Kefen Çiçek almayı sevemedim hiçbir zaman, Bir ölüyü kâğıda sarmak gibiydi Onu bir cenazeye hazırlamak gibi. Hangimiz renkli cesetleri sever ki Kâğıtlara sarar, Renkli kurdelelerle bağlarız Ne acı… Üstelik renklerine bile hakaret ederiz. Vazoya koysan ne olur İki gün sonra başı düşer, Koparıldığı kökü özler. Kim bilir, belki de ağlar gizlice. Saksıda çiçek ver bana, Toprağa tutunan, yavaş yavaş büyüyen… Kök salan her şey yaşamı hatırlatır, Ve ben, yaşamak isteyenleri severim. Bulamazsan onu Bir avuç tohum bile yeter. Küçük bir pakete sar, Geleceğin umudunu koy avuçlarıma. Çünkü ben; Geçici güzelliklere değil, Kökleri olan umutlara inanırım. Ve bir çiçekten çok, Umut etmeyi severim.
Belki de şu an yaşadığından habersiz olduğumuz bir insan, 1 ay sonra hayatımızın olmazsa olmazı olacak. Nejat İşler
İlişkilerin Çöküşü: Kalabalıklar İçinde Büyüyen Yalnızlık
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar birbirine yakın görünmemişti. Bir tuşa dokunarak dünyanın öbür ucundaki insanla konuşabiliyor, saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu iletişim imkânlarına rağmen insanlık, belki de tarihinin en büyük yalnızlık dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü iletişim arttı, ama ilişki azaldı. Sesler çoğaldı, ama samimiyet kayboldu. Bugünün insanı her şeyden önce tüketmeye programlanmış durumda. Sadece eşyaları değil, duyguları, dostlukları ve insanları da tüketiyor. Bir zamanlar yıllarca süren dostluklar, bugün birkaç yanlış anlaşılmanın ardından çöpe atılabiliyor. Bir zamanlar emekle büyütülen ilişkiler, bugün birkaç mesajla sonlandırılıyor. Çünkü modern toplum insanlara sabretmeyi değil, vazgeçmeyi öğretiyor. İlişkiler artık bir gönül bağı olmaktan çok bir çıkar ortaklığına dönüşmüş durumda. İnsanlar karşısındaki kişiye "Sana ne verebilirim?" diye sormuyor; "Senden ne alabilirim?" diye yaklaşıyor. Dostlukların yerini menfaat, sevginin yerini sahip olma arzusu, sadakatin yerini geçici heyecanlar alıyor. İnsanlar birbirlerini anlamaya değil, kullanmaya çalışıyor. Kullanamadıklarında ise sessizce uzaklaşıyorlar. Sosyal medya bu çürümenin en görünür sahnesi haline geldi. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz görünmeye çalışıyor. Gerçek hayatın kırıkları filtrelerin arkasına saklanıyor. İnsanlar artık yaşamak için değil, paylaşmak için yaşıyor. Bir kahve içmeden önce fotoğrafını çekiyor, bir dostla konuşmadan önce paylaşımını düşünüyor, bir ilişkiyi yaşamadan önce onu nasıl sergileyeceğini planlıyor. Gösteriş, samimiyetin önüne geçmiş durumda. Daha da acısı, insanlar artık birbirlerine tahammül edemiyor. En küçük fikir ayrılığı düşmanlık sebebi sayılıyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Eleştiri
Belki de.
"Ama ben sudan vazgeçemem; ben suya bayılırım. Yüzdüğüm vakit sanki bütün kuşlar, bütün doğa konuşuyor benimle. Her gün denizin karşısında olmak isterdim. Sular benimle konuşuyor, çağırıyor, kendine çekiyor beni. Belki de balık olmalıydım." Üç Damla Kan Sadık Hidayet
Edebiyat