"Neden ikisi de sonsuz. olmasın? Neden düşünce sonsuz, bölünemez ve yüce bir şeymiş gibi düşünülürken madde ya da beden sonlu, bölünebilir ve bölündüğü için de hakir görülecek bir yey gibi düşünülsün? Ah şu bedenden nefret eden kadim felsefe! Düşünce ve uzam, beden ve ruh, birey ve toplum... Belki de tüm bu bölünmeleri biz sadece düşüncemizde yaratıyoruzdur. Tıpkı düşünce gibi maddi bir şeyin de gerçeklikte sonsuza dek
bölünebileceğini söylemek imkansız görünüyor. Oysa biz soyutlayarak ya da hayalgücümüzle maddi şeylerin sonsuza dek bölünebileceklerini düşünürüz hep, Gerçekte böyle bir bölünme yok.
Diogenes in jestini hatırla: Kalk ve yürü. Kaplumbağa ardından bakacaktır"
Her şeye kolay ulaşılamayan bir çağda doğmak bir şanstı belki de. Bizim çalışma odamız yoktu ama çalışma irademiz çoktu; şimdi çoğu çocuğun odası var, iradesi yok!
Sayfa 12 - Alfa Yayınları, 19-20. Basım: Mart 2021·Kitabı okuyor
Yıllar geçti.
Kimi günler avuçlarımızdan su gibi kaydı,
kimi günler kalbimize kök saldı.
Mevsimler değişti.
Bir sabah çiçek kokusuyla uyandık,
bir başka sabah yağmurun sesine bıraktık kendimizi.
.
Ama her defasında,
gökyüzü yeniden maviyi buldu.
(Çünkü hayat,
sanıldığı kadar sert değildi.)
Bazen bir pencerenin önünde açan sardunya,
bazen hiç hesapta yokken açılan bir kapı,
bazen hiç beklenmedik bir anda gelen bir haber,
bazen de uzun zamandır görmediğin bir dostun sesiyle
yeniden yeşerebiliyordu insan.
Çocukluk geçti.
Sokaklarda kalan kahkahalar,
eski defterlerin arasında unutulan hayaller,
çoktan uzak yıllara karıştı.
.
Ama şaşırdım,
İnsanın içindeki çocuk
hiç büyümüyormuş aslında.
.
Bir kuş sürüsünü görünce hâlâ sevinmesi,
ilk yağmurda camdan dışarı bakması,
"Kalbine giremezmişim, oradan kimse
sağ çıkamıyormuş. Belki sen öldürüyorsundur onları Pars? Belki sen vuruyorsundur alınlarından?"
"Ben seni alnından vurmadım Liva, ben seni alnından öptüm. Alnında hissettiğin bir tabancanın soğuk namlusu muydu? Ateş etmişim gibi mi geldi sana?"