Mevlânâ'da Ulûhiyyet Anlayışı
10/10
·236 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Bazı kitaplar yeni bilgiler öğretir. Bazıları ise bildiğimizi sandığımız şeylere yeniden bakmayı sağlar. "Mevlânâ'da Ulûhiyyet Anlayışı" ikinci gruba giren eserlerden biri. Atilla Baran Can Çelebi bu çalışmasında Mevlânâ'nın Allah tasavvurunu, kelâm ilmi açısından incelemeyi amaçlıyor. Kitabın temel sorusu oldukça nettir: Mevlânâ'nın Allah'ın varlığı, birliği, isimleri ve sıfatları hakkındaki görüşleri İslâm düşünce geleneği içerisinde nereye yerleştirilebilir? Eser boyunca yazar, Mevlânâ'yı sadece bir şair ya da mutasavvıf olarak değil; aynı zamanda döneminin ilmî tartışmalarını bilen, kelâm, fıkıh, mantık ve felsefe alanlarına hâkim bir düşünür olarak ele alıyor. Bu yönüyle kitap, Mevlânâ'nın sadece Mesnevî'den ibaret olmadığını da hatırlatıyor. Kitabın dikkat çekici taraflarından biri, Mevlânâ'nın akıl ve vahiy arasında kurduğu dengeyi göstermesidir. Yazarın ortaya koyduğu tabloya göre Mevlânâ, ne aklı tamamen dışlayan bir anlayışa sahiptir ne de hakikati yalnızca aklın sınırları içerisine hapsetmektedir. Akıl onun için gerekli bir araçtır; ancak hakikatin son durağı değildir. Bu nedenle Mevlânâ, Allah'ın varlığına dair aklî delilleri kullanırken aynı zamanda keşf, tecrübe ve kalbî idrake de önemli bir yer verir. Eserde üzerinde durulan bir diğer konu ise Mevlânâ'nın Ehl-i Sünnet düşüncesiyle olan ilişkisidir. İnceleme sonucunda Mevlânâ'nın itikadî açıdan bütünüyle yeni veya farklı bir sistem ortaya koymadığı, genel hatlarıyla Ehl-i Sünnet çizgisi içerisinde değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bununla birlikte yazar, Mevlânâ'yı belirli bir mezhep ya da düşünce kalıbına sıkıştırmanın doğru olmayacağını da vurgular. Çünkü Mevlânâ'nın asıl kimliği bir kelâmcıdan çok bir mutasavvıftır. Kitabın sonuç bölümünde yer alan önemli tespitlerden biri şudur:
Mevlâna’da Ulûhiyyet AnlayışıAtilla Baran Can Çelebi · Kabalcı Yayınevi · 20252 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 171. kitabı
"KAPI" "Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir." Pablo Picasso'nun bu çarpıcı sözü, ilk duyulduğunda kulağa bir şairin abartısı gibi gelebilir oysa, insanlık tarihinin en derin gerçeklerinden birini özetliyor: Hayal gücü, gerçekliğin öncüsüdür. Düşünelim: Uçan bir makine hayal edilmeden önce gökyüzünde yalnızca kuşlar vardı. Ay'a ayak basmak hayal edilmeden önce insanlık yeryüzüne zincirlenmişti. Kablosuz iletişim, tıp alanındaki mucizeler, sanat eserleri, devrimci fikirler... Hepsi önce bir zihinde canlandı, sonra gerçek oldu. Hayal etmek, bir çocuğun bulutlara şekiller vermesi gibi masum bir eğlenceden çok daha fazlasıdır. Hayal gücü, insanın sınırlarını zorlayan, olanı olduğu gibi kabul etmeyip "ya şöyle olsaydı" diye soran cesur bir eylemdir. Gerçekliği dönüştüren her adım, önce zihinde atılmıştır. İlk bakışta sade bir derviş hikâyesi gibi görünse de, satır aralarında insanın kendi iç dünyasına yaptığı uzun ve meşakkatli yolculuğu anlatan manevi bir arayış romanı. Kitabın tanıtımında yer alan “İki hayatı da deneyen bir derviş, derviş olduğunun da farkında değil” ifadesi, aslında romanın temel meselesini özetliyor: İnsan, hakikati ararken çoğu zaman sahip olduğu değerin farkında değildir. Bazı eserler olaylarıyla, bazıları karakterleriyle etkiler insanı. Bazıları ise biz, okurların kalbine sessizce dokunur ve uzun süre zihnimizde yaşamaya devam eder. Kitabın merkezinde yer alan karakterler, alışılmış kahramanlardan oldukça farklı. O ne kusursuz bir bilge ne de olağanüstü özelliklere sahip biri. Tam aksine, eksikleriyle, tereddütleriyle ve insani yönleriyle karşımıza çıkıyor. Karakterin yaşadığı sorgulamalarda kendimizden izler bulabiliyoruz. Karakterlerin düştüğü çıkmazlar, verdiği mücadeleler ve içsel çatışmaları, aslında insan olmanın ortak deneyimlerini temsil
Edebiyat
KapıUmut Değirmen · Otağ Yayınları · 20251 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Körlük
Puan vermedi
Bir şehirde yaşayan adam, kırmızı ışıkta beklerken aniden kör olduğunu anlar. çevreden yardıma gelenler olur bir kişi onu yardım etmek için evine götürür, daha sonrasında bütün insanlar yavaş yavaş kör olmaya başlar. Devlet bu durumun durdurulabilmesi için kör olan bu insanları eski bir akıl hastanesine götürür ve kapatır. insanlar artık karantina altındadır. Çünkü bu körlüğün bulaşıcı olduğunu düşünmektedirler. kitapta yedi ana karakter var, yedi karaktere daha sonra gözyaşı yalayan köpek katılıyor . Farklı bir yazım dili var yazarın.mevcut düzene başkaldırı olarak yazdığını düşündürdü bana. Kitap belirsiz bir şehirde geçiyor ne şehrin ne de karakterlerin isimleri yok. İsimlerin değil,karakterlerin davranışlarını psikolojilerini öne çıkarma amaçlı yapıldığını düşünüyorum… Bir anda kör olduğunda, günlük hayatta farkına varmadan doğal akışıyla yaptığın, yaşadığın,gördüğün bütün işlevlerin bir anda nasıl Allah bullak olduğunu hissettirdi. belki de buradaki anlatılmak istenen körlük;manevi bir körlük,vicdani bir körlük,duygusal körlük,belki de çok önemli olan ahlaki körlük… Kitabı okurken Corona zamanı yaşanan karantina günleri aklıma geldi, keşke daha önce okusaydım dedim. Karantina altındaki insanların bir grup insan tarafından ne kadar ezildiğini horlandıdığını istedikleri zaman insan dışında çok daha korkunç bir yaratığa dönüşebilirdiklerini ve bunları okurken de, yumruklarımı sıkıp, neden bunun olmasına izin veriyorsunuz diyerek bir anda geçmişte yaşadıklarımıza geri dönüp onları çok iyi anladığımı hissettim. Görmek istemeyen kader kör, duymak istemeyen kadar sağır kimse olamaz … öyle bir detay geçiyor ki, görebilen birisi bile görebildiğini görmeyen diğer insanlarla paylaşmaktan korkuyor. Kendilerinden olmadığı onlar gibi olmadığı için. Jose Saramago 1998 yılında
Duygu ve Düşünce
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2024132bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 126. kitabı
Anlaşılmak, insanın kelimelerinin ötesinde, suskunluklarının da duyulmasıdır. Bazen uzun cümleler kurmadan, yalnızca bir bakışla ya da sessiz bir varlıkla kendini ifade edebilmektir. İnsan, gerçekten anlaşıldığında savunmalarını, eylemlerinin haklı nedenlerini anlatmayı bırakır, çünkü yargılanmayacağını, eksikleriyle ve kusurlarıyla kabul göreceğini hisseder. Bu yüzden anlaşılmak, yalnızca bir iletişim biçimi değil, ruhun kendine güvenle sığınabildiği limanlardan biridir. Bunun için de insan bazen bir psikiyatri koltuğuna yalnızca yaşadığı sorunları anlatmak için değil, sonunda gerçekten anlaşılabilmek için oturur belki de. Çünkü kimi yaralar çözümden önce görülmek, kimi acılar ise öğütten önce duyulmak ister. O koltukta kurulan en değerli bağ, insanın yıllardır taşıdığı yüklerin ilk kez yargılanmadan dinlenmesidir kimbilir. Dolayısıyla ben de Gülseren Budayıcıoğlu’nun anlattıklarını dinlemeyi çok seviyorum. Belki de hiç tanımadığımız insanların hayatlarını dinlerken, tanıdıklarımıza oranla onları daha iyi anlıyoruz. Çünkü tarafsız bakıyoruz belki de. Aslında çoğu hayat birbirine çok benziyor. Biraz da kendimizden bir şeyler buluyoruz. Benzer hüzünler, eksiklikler, mutluluklar ya da acılarla karşılaştığımız zaman, satır araları daha yakın geliyor bize. Zaman içerisinde ikili ilişkiler öyle çok değişti ki, bunun belki de en büyük etkisi teknolojinin bu kadar hayatımızın içerisinde olumsuz duygular bırakması diye düşünüyorum. Sosyal medyada görülen sahte hayatlar ya da mutluluklar, bizim insan ilişkilerimizi oldukça zedeledi. İzlediğimiz videolar ya da görseller bir toplum insanının birbirine ne kadar iyi geçindiğini gösterse de, gerçek hayat bunun tam tersini söylüyor bize. Dolayısıyla insan ilişkilerini daha çok konuşmaya ihtiyacımız var. Budayıcıoğlu’nun anlattığı
Anlaşılmak ŞifadırGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 202626 okunma
6/10
·400 syf.··
2026 509. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:58
Bana yüzeysel ve magazinsel geldi. Derinlemesine bilgi yok, popülist bir yaklaşım var. Belki Roma imparatorluğu ile ilk tanışmada okunabilecek hafif bir giriş kitabı.
Geldim Gördüm YendimPeter Jones · Say Yayınları · 201661 okunma
7/10
·325 syf.··
2026 9. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:57
Bilmiyorum neden ama kitabı kapattığımda zihnimde açılan baloncukta “Bile bile lades” cümlesi belirdi. Hikayeye tam olarak oturuyor mu emin değilim ama bazen sonunu bile bile denemek ister insan.. Gıpta ettiklerinin zararlarını bilse de yaşamak ister.. Charlie belki farkında olmadan girdi bu “akıllı olma” yoluna ama akıllı olduktan sonra da sadece aklın işe yaramadığını gösterdi bize. Duygular.. duygusal zeka, kendimizi ifade edememe ne kadar da yerleşiyor gün geçtikçe hayatımıza aslında. Teknolojinin bize yaşattığı rahatlığı sayesinde çoğu zaman aklımızı yormadığımız yeni düzende duygularımızı da alıp götürdü sanki… Beni etkileyen ve acı veren bölüm ; charlie’nin zihni geliştiği dönemde, insanların eskiden kendine olan davranışlarının ne kadar da kırıcı olduğunun farkına vardığı andı.. bir çok şeyi artık bildiğinde ve aynı şeyleri tekrar yaşayacağı ile yüzleştiğinde ise içimden bir şeyler koptu gitti. İnsan bilmediği şeye tahammül edebilir. Ama bildiği şeye tahammül etmesi ne zordur. Bu gerçeklerle yaşayan farkında insanlara selam olsun :)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma