Her ne olursa olsun, ben kendim, İslam coğrafyasının dünyanın dört bir yanına dağılmış ve aralara zorla çizilen sınırlarla birbirinden uzaklaştırılmış parçalarını aklımda ve kalbimde bir araya getirmeye kararlıydım.
Anlıyor muyum, evet anlıyorum, ama siz de şunu anlayın, benim büyük oğlum rejime karşı sizlerle birlikte savaşmak için evden ayrıldı ama ben burada sokağın ortasında tehdit ediliyorum, biz rejimin gitmesini istedik, aynısıyla değişmesini değil, size tek lafım bu.
Ben her zaman en olağanüstü umutlara, en abartılı beklentilere kaptırıyorum kendimi. Diyelim biriyle tanıştım da cana yakın buldum, en iyi şeyler beklenebilecek biri gözüyle bakıyorum ona, üstelik bunu ondan istiyorum. Yanıldığını anlayınca da büyüden kurtuluyorum, gözüm açılıyor ve üzülüyorum.
Peki, diyordum kendi kendime, bir iş buldun. Ömür boyu böyle bir işte mi çalışacaksın? Bu yüzden banka soyuyordu insanlar. Yapmak zorunda kaldıkları işler küçük düşürücüydü. Neden allahın cezası bir konser piyanisti veya yargıç değildim? Çünkü eğitim gerekiyordu ve eğitim parayla sağlanıyordu. Ben bir şey olmak istemiyordum zaten. Ve bunda fevkalade başarılı olduğum tartışılmazdı.
Kadınlar para sahibi erkekler istiyorlardı, başarılı erkekler. Sefil lerle beraber olan kaç klas kadın vardı? Neyse, bir kadın da değildi is tediğim. Beraber yaşamak için istemiyordum en azından. Bir erkek bir kadınla nasıl yaşardı? Ne anlama geliyordu bu? Colorado'da üç yıllık yemek ve içki ikmali yapılmış bir mağaraydı istediğim. Kumla silecektim kıçımı. Her şeyi, bu basit, korkakça ve sıkıcı yaşantının içinde boğulmaya yeğlerdim.