St. Petersburg'un dondurucu ayazı sadece sokakları değil, merhametten yoksun kalplerimizi de buz tutturur. Gogol'ün o incecik ama ruhu ezen eserini okurken, sayfalardan sızan soğuğun aslında iliklerimize kadar işleyen o evrensel yalnızlık olduğunu fark ederiz. Akakiy Akakiyeviç, sadece alay edilen, silik bir devlet memuru değil; görünmezliğin, ezilmişliğin ve o sessiz çürümenin ta kendisidir. Toplumun devasa çarkları arasında ufalanan, varoluşunu ancak yeni bir "palto" ile kanıtlamaya çalışan o sarsıcı kırılganlığın sessiz çığlığıdır.
Bizi asıl dehşete düşüren, bir insanın tüm ütopik hayallerinin, tüm yaşama sevincinin ve o delice muhtaç olduğu şefkatin sadece birkaç arşın kumaşa indirgenmesidir. Palto, yalnızca cılız bir bedeni ısıtan bir giysi olmaktan çıkar; kimliksiz bir adamın, acımasız bir dünyada "Ben de buradayım, beni de insan yerine koyun" deme çabasına dönüşür. Hayatta tutunacak hiçbir dalı kalmamış birinin, tüm ruhunu cansız bir nesneye nasıl diktiğini izlemek, okurun kalbinde ağır bir suçluluk duygusu bırakır. O kumaş parçası zorla elinden alındığında, geriye sadece çırılçıplak bir ruh ve zalim bir hiçlik kalır. Bizler de hayatlarımızda unvanlara, eşyalara ve sahte onaylara sarılarak kendi görünmez paltolarımızı dikmiyor muyuz?
"Bırakın beni! Neden bana eziyet ediyorsunuz? (...) Ve bu yürek parçalayıcı sözlerin içinde, sanki başka sözler çınlıyordu: 'Ben senin kardeşinim.'"
Bu çınlama, edebiyat tarihinin en sağır edici seslerinden biridir. O görünmez adamın yakarışı, aslında her gün yanından geçip gittiğimiz, görmezden geldiğimiz, sessizlikleriyle ve acımasız şakalarımızla yargıladığımız tüm o yalnız ruhların feryadıdır. İnsan doğasının o kibirli ve yıkıcı tarafı, kendinden zayıf olanı ezmekte nasıl da pervasızdır...
Kitaptan Çıkarılması Gereken