Vejetaryen (Han Kang) | Kitap Yorumu (2. bir güncel yorumum)
Han Kang Vejetaryen Kitap, hayatı boyunca varlığı neredeyse hiç görülmemiş bir kadının, kendi bedeni ve ruhu için aldığı ilk karar sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Yonğhe gördüğü rüyalar sonrasında et yemeyi bırakır. Genç kadının bu ani kararı ailesi tarafından kabul görmez ve hatta baskı ve şiddetle karşılanır. Et yememek Yonğhe için yalnızca bir beslenme değişikliği değil; yıllar boyunca bedeninde ve ruhunda biriken istismar izlerine karşı sessiz bir tepkidir. Her ne kadar kitabın adı vejetaryen olsa da, Yonğhe sadece et yemeyi değil; hayvansal gıda ve ürünlerin tamamını yaşamından ani bir şekilde çıkarır. Hatta etin kokusuna, insan bedeninin kokusu da dahil olmak üzere tahammül edemez. Yonğhe, baskıcı bir aile ortamında, sert ve otoriter bir baba ile büyümüştür. Ablası ve erkek kardeşinin payına düşen fiziksel ve psikolojik şiddeti de o yaşamıştır. Yetişkinliğe adım attığında evlendiği erkek ise ona ne bir kadın, ne de bir insan olarak gerçekten değer vermeyen duyarsız bir adamdır. Çevresindeki insanlar Yonğhe'nin kendisine ait bir kişiliği ve iradesi olabileceğini ancak onun vejetaryen -daha doğru bir ifadeyle vegan- olma kararıyla birlikte fark ederler. Üç kısımdan oluşan kitabın bölümleri; Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı olarak isimlendirilmiştir. Bu bölümlerin üçü de Yonğhe'nin yaşadıklarına şahit olmuş ve hayatında iz bırakmış üç farklı kişinin bakış açısıyla anlatılmaktadır. İlk bölüm olan Vejetaryen'de olayların başladığı döneme Yonğhe'nin kocasının anlatımıyla tanık oluyoruz. Bu bölümde Yonğhe'yi bu ani yaşam düzeni değişikliğine iten sürecin şimdiki zamandaki yansımalarını görüyoruz. İkinci bölüm olan Moğol Lekesi ise Yonğhe'nin eniştesinin ağzından anlatılıyor. Bu kısımda çevrenin skandal olarak karşılayacağı bir olayı okurken, aynı zamanda
Edebiyat
arkadaşlar ben karmaya inanmıyorum, Allah'a inanıyorum.-kendim dahil- yaptığımız, söylediğimiz, harcadığımız her insanın iki eli yakamızda gezeriz.o yüzden insanlardan imtina ediniz.'
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gece Duası
Ömrümün öyle bir kavşağına varayım ki bana eskiden yapıp etmelerimin saçma bir yığını olarak görünen tüm geçmişim birden anlamına kavuşuversin. O kavşak noktasından tüm bir geçmişe yayılan bir anlam halesi alsın yürüsün. Anlayayım ki yaşadığım hiçbir şey saçma değilmiş, her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibiymiş. Anlayayım ki su akar yatağını bulurmuş. Ve anlayayım ki benim de meğer bir yazgım varmış da ben yazdıklarımla çoktan ona mü/dâhil olurmuşum... Özkan Gözel
İyi misin bilmiyorum..
Aslında bunu yazmamın hiçbir anlamı yok. Çünkü sen benim hayatımın içinde olan biri değilsin artık. Ben sadece uzaktan sevmek isteyen taraftım. Bir gün cesaretimizi toplayıp hislerimizi birbirimize söyledik, başta herşey çok güzeldi ama sonra sen istemediğini söyledin. O gün olması gereken oldu ve ben de zamanla bunu kabullenmeye çalıştım. ​Sana yazmadım. Karşına çıkmaya çalışmadım. Hayatına dahil olmaya çalışmadım. Çünkü bazen insan, sevdiği kişiyi gerçekten seviyorsa onun kararına da saygı duyması gerektiğini biliyor. ​Aradan uzun zaman geçti. Hayat devam etti. Ben de devam etmeye çalıştım. Ama son zamanlarda anlam veremediğim bir şey yaşamaya başladım. Uzun bir süre boyunca seni ne rüyamda gördüm ne de aklıma eskisi kadar geldin. Her şey olması gerektiği gibiydi.. Sonra birdenbire, hiçbir sebep yokken, neredeyse üst üste rüyalarıma girmeye başladın. ​İlk başta önemsemedim. "Olur böyle şeyler" dedim. Ama günler geçtikçe rüyalar bitmedi. Her sabah, özellikle gün ağarmaya yakın saatlerde, gözlerimi açtığımda aklımda yine sen oluyordun. Üstelik aynı rüya da değil. Her seferinde farklı insanlar, farklı yerler, farklı olaylar... Ama değişmeyen tek şey sen oluyorsun. Ve bu durum beni özlemekten çok endişelendirmeye başladı. ​Çünkü insan birini unutmaya çalışırken onu rüyasında görür, bunu anlarım. Ama uzun zaman sonra, hiçbir şey yokken, bir anda sürekli görmeye başlayınca ister istemez düşünmeye başlıyor. Acaba iyi misin? değil misin? Acaba hayatında her şey yolunda mı? Acaba mutlu musun? ​Biliyorum, bunların hiçbirini bilmeye hakkım yok. Belki de bunlar sadece zihnimin bana oynadığı oyunlar. Belki de hiçbir anlamı olmayan sıradan rüyalar. Fakat yine de içimde bir huzursuzluk oluştu. Öyle ki bazen, gece uyumadan önce bile aklımdan aynı düşünce geçiyor: "İnşallah yine
İnsan ve Duygular
Telefonla Dünya Kupası Maç Nakli
– Bak, şimdi, benim radyoda maç spikerliğimde belki en önemli ilk olay, 1966 Dünya Kupası'ydı. TRT bizi final maçını anlatmak üzere Londra'ya yolladı. Ben de organizasyonun başkanına kadar çıktım. Adam gayet nazik, güler yüzlü, fakat alay ederek "Sizin Tey-ar-ti (TRT demek istiyor) dün mü öğren­ di Dünya Kupası maçlarının oynanacağını da bugün başvuru­ yor? Dört yıl evvelden bütün kulübeler dağıtıldı, bitti..." dedi. – Ve adam haklıydı galiba... – Tabii haklıydı. Bizimki Türk işi işte...Adam "Yani naklen yayını yapamayacaksınız" dedi. Ben kolay kolay pes et­ medim. "Bana" dedim, "bir telefon verir misiniz?" Adam bir kahkaha attı. "Yoksa telefonla mı anlatacaksınız" diye sor­du. "Ben aynı zamanda gazeteci olduğum için" dedim, "ga­zeteme yazı geçerim". Adam ona da "peki" dedi. Bunlar maçtan iki gün evvel oluyor. – Ama maçta siz kulübede değilsiniz. – Basın tribünündeyim. Sağım solum ünlülerle dolu. Dün-ya çapında ünlülerle... – Basın tribünü orada da bizdeki gibi miydi? – Biraz değişikti. Bazı ünlü spor yazarları özel yerlerde oturuyordu. Bir de kalabalık kısmı vardı. Ben o kısımda, basın tribününün yazarlar bölümündeyim. Düşünün, dünya­nın dört bir yanından gelmiş yüzlerce tanınmış gazeteci. Hepsi oturup maçı izliyor. Ama hepsinin önünde telefon var. İşte "ilk on beş dakika" diye yorum yazdırıyorlar. Sonra da sessiz sedasız maç izleyip not alıyorlar. Hafif sesle de telefon­ da konuşuyorlar. Ancak içlerinde biri var, artık manyak mı dediler, garip mi dediler, deli mi dediler, fanatik mi... bilemi­ yorum ne deyim buldular, ara sıra ayağa da kalkıp "Şimdi sağ­dan iniyorlar" diye maç anlatıyor. Ve bu maç yayını maç baş­lamadan 5 dakika evvel başladı. Bir maç 90 dakikadır, etti 95. Adam haftaymda da 15 dakika durmadan konuştu. Neden? Hat kesilirse bir daha bağlanamaz
Sır ve gizemler,
Sevgilim bana yalan söylemeyi ve karanlık sırlarımı yakınlarımdan saklamayı öğretti. Acele kararlar vermemeyi de öğretti. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, Sevgilim de dahil! Ya ben, Ne tuhaf ki kim olduğumu önemsemeyen biriyle tanıştım Galiba her kahramana bir yardımcı lazım , Her kötüye de bir suç ortağı, Tüm ilişkilerim bilmemek üzerine kuruluydu, Ama bu değişebilir, Düşünsenize? Sırsız bir hayat