Her şey bir şarkıyla başladı.
Güneşin henüz doğmadığı, yıldızların henüz yanmadığı, rüzgârın bile adını bilmediği bir dünyada...
Ve ben, bir kitabın sayfaları arasında bir dünyanın doğuşuna tanıklık ettim.
Büyücünün Yeğeni, yalnızca Narnia Günlükleri'nin başlangıcı değil; hayal gücünün, masumiyetin ve umudun doğuşunu anlatan büyülü bir masal.
Digory ve Polly'nin merakla başlayan yolculuğu, onları dünyalar arasında gezdirirken aslında çok daha derin bir hikâyeye dönüşüyor. Çünkü Digory'nin kalbindeki asıl yolculuk, hasta annesini kaybetme korkusuyla başlıyor.
Bu yüzden kitap sadece bir fantastik macera değil.
Bir çocuğun çaresizliği.
Bir evladın sevgisi.
Ve doğru olanı yapmanın bedeli...
C. S. Lewis'in kurduğu Narnia, okuduğum birçok fantastik dünyadan farklı hissettirdi. Çünkü burada büyü gösteriş için değil, hayranlık uyandırmak için var. Özellikle Aslan'ın şarkısıyla Narnia'nın yaratıldığı sahneler, yıllar geçse de unutulmayacak kadar etkileyiciydi.
Ağaçlar yükseliyor.
Yıldızlar yanıyor.
Nehirler akmaya başlıyor.
Ve tüm bunlar bir şarkının içinden doğuyor.
İşte o anlarda kitap okumuyorsunuz.