"Max' in hayatındaki ilk şey, onu sevmesi gereken kadının gitmesiydi. Onun sevdiği insanların onu terk etmesine alışmasını istemiyorum."
"Ama ben gidiyorum."
"Evet, söylemiştin."
"Bunu o zaman geldiğinde hallederiz. Şimdilik, onun takımla seyahat etmekten olabildiğince keyif almasını istiyorum ve bence bunun anahtarı sensin. O mutlu. Seninle güvende. Geri kalanını eylülde çözeriz."
Ben evleneceğimi
hiç sanmıyorum.Olduğum halimle mutluyum ve özgürlüğümü o kadar çok seviyorum ki fani bir adam uğruna
ondan alelacele vazgeçmem mümkün değil. "
Şimdi böyle düşünüyorsun ama bir gün sen de birisine ilgi duyacaksın
ve onu deliler gibi seveceksin, onun için yaşayıp onun için
öleceksin. Böyle olacağını biliyorum çünkü senin tarzın bu.Ben de bir kenarda durup izlemek zorunda kalacağım,
"Evet, eğer istemediğim halde karşıma öyle birisi çıkar
ve bu halime rağmen onu sevmemi sağlarsa, o zaman onun
için yaşar, onun için ölürüm. Bence sen de elinden geleni yapmalısın
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kimin kumaşındansın peki?
Leyla Erbil'in. Gerçi tam da sayılmam. Başka malzemeler de karışmış bana. Leyla Erbil'in sert bir kumaşı var, daha keskin, daha devrimci. Tabii her yazarın kumaşı kendine özgüdür, ancak ruh ortaklığından söz edebiliriz.
Kendi hikayesine daha bağlı bir dili var onun. Sen başka hikayelere de gidebiliyorsun.
Evet, o kendinden çıkarak yazmış. Ben kendinden çıkarak yazan bir yazar değilim. Toplayıcıyım ben, dışarıdan alırım hikayeyi. Bence iki tür yazar var. Bazısı kendi içindeki malzemeyi çoğaltır, üretir. Bazısı dışarıdan malzeme alır. Ben malzemeyi dışarıda görürüm, yakalarım bir şekilde, çaldığım kapının arkasından hikaye çıkar.
Leyla Erbil'in yanına başka bir isim koyabilir misin? Kumaşına karışan öteki yazarlar kimler?
Hepimiz birkaç tür kumaştan biçildik aslına bakarsan, aynı paltolardan çıktık. Tanpınar en geniş olanıydı, sonra Oğuz Atay.
Genç subaylarda şu fikirhâkim idi: Albayım ihtilâl kansız olmaz, kansız olursa 27 Mayıs gibi başarısızolur. 22 Şubat'ta da siz kimseye kıyamadınız. Bu sefer sakın öyle hareket etme-yelim, diye ısrarla yalvarırlardı. Ben hayatta şuna inanmıştım. Evet ihtilâl kan-sız olmaz, fakat bence, ihtilâlin karşı harekât gecesi şehir içinde harekâta katı-lanların rastgele adam öldürmeleri veya daha önceden kin besledikleri insanla-rı öldürmeleri değildir.