7/10
·500 syf.··
2026 53. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 19:31
"Uğultulu Tepeler" bir aşk hikayesi olarak bilinse de kesinlikle romantik bir aşk beklemeyin. Aşk, hırs ve intikamı harmanlayan metin, aşkın ne kadar karanlık olabileceğini gözler önüne seriyor.. Romanda hikayeyi iki anlatıcıdan dinliyoruz. Hikaye birlikte büyüyen Heathcliff ve Catherine'in ilişkilerinin arkadaşlıktan aşka dönüşmesini okuyoruz. Ancak bu aşk, intikam duygusuyla sarıp sarmalanmış yıkıcı bir aşk. Heathcliff o kadar bencil bir karakter ki, kendi huzursuzluğunun, yoksayılmışlığının ve ötelenmesinin intikamını almak için sevdiği kadınla bile mücadele ediyor. Catherine ise çok şımarık, statüye önem veren ve bencil bir karakter.. Bu ikilinin aşkı ve sonrasında olanlar, beni çok sinir etti ve okumakta çok zorlandım. Etrafındaki herkesi ve her şeyi yıkan geçen bir duygu, gerçekten aşk olabilir mi?
1000Kitap
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201258bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2026 20. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"...yabancılaşma, aslında özgürleşmenin zıttı değil, önkoşuludur. Yabancılaşma bilinci, insanın kendini ve yaşadığı toplumu dönüştürme motivasyonunun kaynağıdır." Ama maalesef, fazlasıyla bireyci modern toplumlarda, toplumuna yabancılaşan bireyler, bu motivasyonla aksiyona geçmek yerine kendilerini, hazlarının kapısına zincirleyip o zincirin izin verdiği kadar ilerleyebiliyorlar hayatlarında. E hâliyle bu tutumla yaşamak, ister istemez bencilleştiriyor insanı; o yabancılaşmayı toplumla beraber aşabilmek yerine kendini anlamsızca yaşayarak öldürmeyi tercih edebiliyor insan. Meursault da bu bireyci bireylerin uç örneklerinden biri. Bu yüzden kitabın yorumlarını okuduğumda bu kadar çok insanın kendini bu karakterle özdeşleştirdiğini görünce ister istemez şaşırdım ve korktum. Bu kadar kayıtsız ve bencil insanla n'apalım arkadaşlar biz toplum olarak? Madem bizi beğenmiyorsunuz, bari dağa mağa çıkın da şu sıcak yaz günlerinde hava sıcaktı diye bir SSA (Suça Sürüklenen Absürdist) tarafından öldürülmeyeceğimizi bilerek çıkalım dışarıya. Hayır, Adana'da da hava sıcak olduğu için adam öldürüyorlar ama kimse bu adamların iç dünyasından, yabancılaşmasından dem vurmuyor, herkes maganda deyip geçiyor??? Bu herif, çok afedersiniz, Fransız olduğu için mi bu kadar sempati? :p Ayrıca kitabın son kısımlarını okuyup hâlâ bu adamın kayıtsız veya duygusuz olabileceğini savunan insanlar nasıl olabiliyor onu da anlayamıyorum. Kendi düşüncesine göre bir hiçliğe gidecek adamın korkuyla idam gününü beklediğini, kurtulursa yaşayacağı sevinci dizginlemeye çalıştığını veya kurtulamazsa bunun ha yarın olmuş, ha on yıl sonra diye kendini ikna çabalarını okuyoruz. Siz ne dersiniz bilemem ama ben buna duygusuzluk veya kayıtsızlık değil, buz gibi ölüm korkusu ve umut arasında sürüklenmek derim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·256 syf.··
2026 6. kitabı
Bu kitap; çocukluklarında duygusal olarak yetersiz, bencil veya mesafeli ebeveynlerle büyüyen bireylerin yetişkinlikte yaşadığı derin yalnızlık, suçluluk ve ilişki sorunlarını ele alıyor. Kitap, bu ebeveynlerin yarattığı görünmez duygusal hasarları görünür kılar ve bireyin kendi hayatını geri kazanması için somut yollar sunar. Peki, duygusal olgunlaşmamışlık nedir? Ebeveynlerin kronik bir empati yoksunluğu çekmesi ve kendi duygusal ihtiyaçlarını çocuklarınınkinin önüne koymasıdır. Bunlar hayal kırıklığıyla başa çıkamazlar ve hızla öfkelenirler. Dünyayı sadece kendi perspektiflerinden görürler. Başkalarının (özellikle de çocuklarının) derin duygularını anlayamazlar. Gerçekleri değil, kendi anlık duygularını referans alırlar. Bu tür ebeveynlerle büyüyen çocuklar, fiziksel olarak güvende olsalar bile "duygusal bir yalnızlık" içinde büyürler. Kendilerini görünmez, değersiz ve sevilmez hissederler. Çocuklar, bu zorlayıcı ortamda hayatta kalabilmek ve sevilmek için iki ana rolden birini seçerler. Birincisi içselleştirenlerdir. Bu çocuklar sorunları kendi içlerinde çözerler. Duygusal olarak hassas, derin düşünen ve algıları açık çocuklardır. "Eğer daha iyi, daha uslu olursam beni severler" yanılgısına düşerler. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelip başkalarını memnun etmeye odaklanırlar. Yetişkinlikte tükenmişlik ve depresyona yatkındırlar. İkincisi dışsallaştırlanlardır. Bu çocuklar sorunları dışarıya yansıtırlar. Eyleme dökme eğilimindedirler. Gerçeklikle yüzleşmek yerine dikkat dağıtıcı şeylere (bağımlılıklar, öfke patlamaları) sığınırlar. Sorunlarının kaynağını hep dışarıda ararlar ve kendilerini geliştirmekte zorlanırlar. Gibson, yetişkin çocukların özgürleşmesinin önündeki en büyük engelin iki psikolojik mekanizma olduğunu söyler. Bunlardan biri iyileşme
Psikoloji
Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin ÇocuklarıLindsay C. Gibson · Sola Unitas · 20192,379 okunma
Kitap İncelemesi ve Yorumu
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yayımlanan bu ölümsüz romanı, insanın kendi ahlaki zayıflıklarını, korkularını ve eylemsizliğini soyut bir güce yükleyerek sorumluluktan kaçmasını sert bir dille eleştirir. Eser, II. Dünya Savaşı arefesindeki İstanbul’un yozlaşmış entelektüel çevrelerini, idealist fakat zayıf iradeli Ömer ile içsel gücünü korumaya çalışan Macide’nin sancılı ilişkisi üzerinden mercek altına alır. Ömer, toplumsal değerlerle ve kendi vicdanıyla sürekli çatışan, her hatasından sonra suçluyu kendi dışında arayan modern insanın kusursuz bir prototipidir. Yazar, dönemin sahte aydın çevrelerini, dedikodu mekanizmalarını ve çıkarcı ilişkilerini acımasızca hicvederken, okuru da kendi içindeki o bencil tarafla yüzleşmeye zorlar. İçimizdeki Şeytan, muazzam psikolojik derinliğiyle insanın kendi iradesizliğini ve toplumsal ikiyüzlülüğü yüzümüze vuran zamansız bir başyapıttır.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · İş Bankası Kültür Yayınları · 2024209,2bin okunma
6/10
·400 syf.··
2026 32. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:52
"Demek insanların yüzü başka, içleri başkaydı." Allah hepimizi korusun böyle insanlardan. Orhan Kemal öyle bir kaynana figürü yazmış ki şeytana dudak uçuklatır. Gelini Nazan'a yapmadığını koymayan Hacer Hanım ikiyüzlü, yalancı, dini istismar eden, bencil, çıkarcı bir kaynanadır. Oğlunu istediği gibi manipüle edip gelinine karşı doldurmakta üstüne yok. Torunu Haldun'u da pis işlerine alet edip kendine kalkan olarak kullanıyor. Bence kendinden başka kimseyi sevmeyen kaynana Hacer Hanım bir yuvanın yıkılmasına bir kadının hayatının kararmasına sebep oluyor. Nazan ise tam vur eline al elinden ekmeği tabirine uyan bir gelindir. Yazarın cümleleri ile: "Hayatı boyunca çekilen tarafa sürüklenmiş, istenen her şeyi yapmış, sonunda suç onun olmuştu." Her olayda kabak başına patlar ve hep o suçlu çıkar fakat kendini hiç savunamayan bir kadındır. Eşiyle güzel zamanlar geçirmek ister fakat yetiştirilme tarzından dolayı içindekileri dışarı yansıtamaz, utanır. Kimseye karşı gelemez, nereye çekilirse oraya gider. Kaynanasının yaptıklarına boyun eğmek zorunda kalır ve ona kurulan tuzağı fark edemez. Daha sonrasında kaynanasının sahte iyi niyetlerine de inanarak ne kadar saf olduğunu gösterir. Başına daha neler neler gelir sayfalar ilerledikçe. Anne oğul, kaynana gelin, toplum ve dedikodu ekseninde dönen roman bir yandan çok abartılı olaylarla ilerliyor. Bu kadar da olmaz dedirtecek şeyler oluyor kitapta. Nazan'ın uysallığına, kaynananın şeytanlıklarına ve Mazhar'ın eşine karşı davranışlarına sinir olmamak elde değil. Sonrasında hikayeye dahil olan bar kızı Jale bence kitaptaki en mantıklı aklı selim olan karakter. Tabi onun da kusurları var elbette. Orhan Kemal'in bizi çıldırtmak için yazdığını düşündüğüm El Kızı kitabı bazen üzüp bazen de saç baş yoldurtacak bir kitap. Okurken
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 18:32
Bugün size, okurken içimde fırtınalar koparan, sinir harbiyle başlayıp gözyaşlarıyla bitirdiğim çok sarsıcı bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Kitap iki gün önce bitti ama kalbime oturan o ağırlık hâlâ geçmedi. Merkezinde bir narsist koca profilinin olduğu, manipülasyonlarla örülü koskoca bir girdap bu aslında. Kitap boyunca bencil, empati yoksunu bir narsistle aynı evi paylaşmanın ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. İnsan okurken ister istemez şu sorunun peşine düşüyor: Peki, bir narsist gerçekten iyileşebilir mi, kalbi insafa gelebilir mi? Psikolojide narsizmin şifası neredeyse imkansız görülürken, bu kitap bize çok başka bir pencere açıyor. Bilimin bittiği yerde maneviyatın devreye girmesiyle, o aşılmaz sanılan kibir duvarlarının nasıl çatlayabileceğine şahit oluyoruz. Büyük umutlarla, severek ve isteyerek kurulan yuvalar... Sadberk ve Melal de böyle başlıyor yolculuğa. Ancak zamanla, dışarıya yansıtılmayan o kapalı kapıların arkasında, narsist eşlerinin bencil ve manipülatif dünyasında buluyorlar kendilerini. Okurken o kadar empati yaptım, o kadınların çaresizliğini o kadar içimde hissettim ki anlatamam. Melal ve Sadberk’in evlatları için, onların huzurları adına yıllarca her şeyi alttan almaları, o sessizce sabredişleri yüreğimi dağladı. Üstelik mesele sadece eşleri de değil; her iki kadının da ruhunun derinliklerinde, kendi ailelerinden kalan ve bir türlü aşamadıkları o çocukluk yaraları var. Narsist kocalar tam da o zayıf noktalardan vuruyorlar. Satırları okurken o kadar sinirlerim bozuldu, o bencilce hallere o kadar hırslandım ki... İki kadını da oradan çekip çıkarıp sıkı sıkı kucaklayasım geldi. Ama hayat, o en karanlık anlarda bile bir çıkış kapısı sunar ya hani; bu hikayede de öyle oluyor. Sadberk ve Melal, yollarını psikolog Kartal Bey ve
Kocam Bir NarsistFunda Uçuk Er · Hayy Kitap · 2025427 okunma