Kayıp Galaksiler 301.Gün
"Seni özlemek bile haddime değil,insan hiç tanışmadığı birini nasıl özler?Hayat bu gelip geçer derler ancak kimse kendi zihninde yaşayan birini görmedi. Geçmiyor desem bencil olurum,varsın bencil olayım ama geçmiyor.Ne denediysem olmuyor.Gün gelir unutmak ister ya insan tüm hatıralarını,o noktadayım.Unutmak istesem de bu benim bile boyumu aşıyor,bu hepimizi aşıyor.İnsanların nasıl intihar ettiğini anlamış durumdayım.O durumda olduğumu düşünebilirsin ama hayır o durumda değilim.Ben nefret ettiği hayata bile sımsıkı tutunacak aptal bir kızım.Ben yaşamak zorundayım,yarınlar için.Gelecek için yaşadığımı düşüneceksin belki ama hayır anda yaşıyorum. Sadece geleceğe doğacağım,bir gün elbet mutlu olacağım.Seninle... Sen demek haddime değil biliyorum,hiçbir şey haddime değil.Uzaktan hak iddia edemeyeceğim kadar değerliydin sen.Sadece sana yardım etmek istediğimi anlayamayacak kadar bencil.Bencil ol düşünme kimseyi,zirve tek kişilik.Sen karanlık gecenin zirvesine aitsin.Tahtlara layıksın.Seni unutmamak için çabalıyorum,ama bir gün elbet unutacağım.Silikleşen bir hatıra olacaksın benim için."
Masadaki kristal kadehler, bir fırtınanın habercisi gibi hafifçe titredi. Ardından o ses geldi; derin, uğultulu ve yerin altından kopup gelen bir çatırtı. Işıklar, bir göz kırpması kadar kısa bir sürede söndü. Karanlık, odadaki her şeyi yuttu.. ​Viyola’nın hemen yanındaki sandalye, zeminde tiz bir çığlık atarak geriye fırladı. Viyola, tam o saniyede koluna çarpan sert bir kemiğin, bir dirseğin acısıyla yana savruldu. Az önce elini tutan o parmakların, şimdi karanlığın içinde masanın altındaki o boşluğa nasıl bir hışımla daldığını duydu. Viyola’nın eli boşlukta kaldı. Masanın altından gelen o hızlı ve kesik nefes sesleri, Viyola’nın kulağında bir yabancının sesi gibi yankılandı.. ​Maria’nın olduğu tarafta ise kumaşın kumaşa sürtünme sesi duyuldu. Maria, sarsıntıyla birlikte karanlıkta bir el aradı, kocasının ceketinin koluna tutunmaya çalıştı. Ama o kumaş, Maria’nın parmakları arasından sertçe çekildi. Kocası, karanlıkta kendine daha derin bir köşe ararken, Maria’nın elini sanki üzerine konmuş bir böcekmiş gibi yana savurdu. Maria’nın eli masanın mermerine çarptığında çıkan o tok ses, karanlıkta sönüp gitti.. ​O sırada, Haura’nın yanındaki sandalyeden ne bir gıcırtı ne de bir hareket sesi vardı.. ​Karanlığın içinde, Haura’nın beline ve omuzlarına iki kolun bir mühür gibi kapandığı duyuldu. Adam yerinden kalkmadı. Haura’yı kendi gövdesine doğru çekti ve başını kadının başının üzerine eğdi. Tavandan düşen alçı tozları adamın ceketine yağarken, o, kollarını daha da sıkılaştırdı.Haura, kulağını o göğse yasladığında, kaburgaları döven sert ve hızlı bir vuruş duydu. Adamın kalbi, kadının şakağında bir davul gibi gümleyerek çarpıyordu. Her vuruş, Haura’nın teninde yankılanan amansız bir gürültüye dönüştü. ​Sarsıntı durdu. Tozlar, loş bir griye bürünen odanın içinde asılı
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ölümün acısına arkanda bıraktıkların tek başlarına katlanacaklar. İntiharın bu bencil yanından hoşlanmıyordun. Ama tartınca, ölümün dinginliği yaşamın acı dolu çalkantılarına üstün geldi. Édouard Levé İntihar
Alıntı
İnsan Doğa din; asıl din asıl insan (+18)
“Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz; nehirler kendi suyunu içemez, ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez, güneş kendisi için ısıtmaz, ay kendisi için parlamaz, çiçekler kendileri için kokmaz, toprak kendisi için doğurmaz, rüzgar kendisi için esmez, bulutlar kendi yağmurlarında ıslanmaz. Doğanın anayasasında ilk madde şudur: Her şey birbiri için yaşar.” Doğa bir yuvadan fazlası. Ve doğanın parçası olan insanların da öyle olması gerekirken bencil ve düşüncesiz hareket edip kendi yaşamları için başka canlıların yaşamlarını hiçe sayıyorlar. Taşıdığı bedene yabancı, doğduğu ve bağlı olduğu doğaya yabancı, hayata yabancı, duygulara yabancı, düşünmeye yabancı... ama gerçekten insana uygun olmayan her şeye fazla tanıdık ya da çoğu zaman ta kendisi. Doğanın ritmine kapılmaktan ve özlerinin kapılarını aralamaktan niye bu kadar korkuyorlar anlamıyorum. Sürekli hareket etmek için tasarlanmış bedeni günde saatlerce oturtarak sağlıklı olmayı bekliyorlar? Canlı, sürekli canlı olanlarla beslenirken besin değeri sıfır ya da eksiye düşen sözde gıdalarla beslenip bedenlerinden ya da zihinlerinden tam bir performans bekliyorlar? Pozitif değişimi kendilerinde bile sağlamamışlarken hayatlarında ya da çevrelerinde denk gelmedikleri pozitiflikten yakınıyorlar? Doğanın dengesinde alma- verme var: sana verdiğini çarpıp gönderiyor? -Kendini fark etmen ya da içine dönmen için çıkardığı kaoslar ya da acılar dışında- Çoğu zaman yaşattıklarını yaşadıkları için ağlarlar? Kendileri yapınca sıkıntı yok, başkası yapınca acıyor? Doğa ona uyum sağlayan ve kıymet verip özenle yaklaşanı ödüllendirirken tersini yapanları çoğunda felaketlerle yok etmiştir: başkasına nefret, kin, yıkıcı, kötücül düşünürken aslında kendinize düşünmüş oluyorsunuz. Bu yüzden islamda "Sana kötü davranana kötülükle karşılık verme,
Alıntı
“Neden?” Arif, yaşıtlarından farklı bir gençti. Öz muhakemesi gelişmişti; kendi içinde konuşan, kendi içini didik didik eden bir zihne sahipti. Hayal dünyası genişti ama o hayaller bile bazen gerçeğin ağırlığını taşımakta zorlanıyordu. Dışarıdan bakıldığında hayatı sıradandı. İşinde gücünde, kimsenin parmakla göstermeyeceği kadar “normal” bir hayat… Günler geçiyor, haftalar birbirini kovalıyor, saatler akıp gidiyordu. Ama zamanın akışı Arif’in içinde durmuş gibiydi. Çünkü zihninin içinde tek bir kelime yankılanıyordu: “Neden?” Bu soru, beynini kemiren bir kurt gibiydi. Susturamıyor, bastıramıyor, kaçamıyordu. Yaşadığı bir olay, sanki hayatın akışını dondurmuştu. Annesinin düşünceleri, istekleri, beklentileri… Hepsi zihninde dönüp duruyordu. Zamanının çoğunu bu soruya cevap aramakla geçiriyordu. Annesi ketum bir kadındı. İstedikleri tartışılmazdı. Onun doğruları tek doğruydu. Onun çizdiği sınırlar tek sınırdı. O sınırların dışına çıkıldığı anda yüzü değişirdi; sesi sertleşir, bakışları soğur, evi görünmez bir karanlık kaplardı. Hayat, Arif için de çevresindekiler için de ağır bir yüke dönüşürdü. Ama en ağır olanı şuydu: Bunları yaparken kendini haklı görürdü. “Ben kötülük yapmıyorum.” derdi. “Her şeyi sizin için yapıyorum. Sizin iyiliğiniz için.” Arif’in çocukluğu bu cümlelerin gölgesinde büyümüştü. Aynı sözler, aynı ton, aynı gerekçe… Sevgi ile kontrolün birbirine karıştığı, fedakârlık adı altında boğulan bir çocukluk. Arif sık sık kendi kendine sorardı: “Bir insan evladına bunu yapar mı?” Yaparsa neden yapardı? Bu soruyu hiçbir kalıba sığdıramıyordu. Annesini kötü biri olarak görmek istemiyordu. Ama yaşadıkları da iyi değildi. Ortada bir çelişki vardı ve bu çelişki Arif’in iç dünyasını sarsıyordu. Annesinin istediği insan olmaya çalıştı. Daha uyumlu, daha
İÇİM ÇOK DOLU. .. OKUYUN LÜTFEN.
Bendeki özellikler; özellikler;1) Vicdanlıyım genelde 2) mBendekierhametli ve duygusali biriyim 3) Anlayışlıyım 4)Mutlu etmeyi severim 5) iyi biriyim, kimseye zararım dokunmadı 6)hassas yapıya sahibim 7) Cömertim 8) Sakınmam. Yani birşeyin değerini verirken 9) Bencil değilim 10) utanırın, utancım var 11) hayatta kandırmam neysem oyum dobrayım 12) dedikodu yok İntihar herkesin düşüneceği birşey değil. İç dökme notu sadece. O kadar. Ama, hiç bir şey veya hiç bir insanı affetmiyorum. Tabikide kurban rolüne yatamam. Ama, bazı insanları asla affetmem. Ama gel gelelim para isteme huyum vs. Bir huyum da para çok harcama. Bunlar acı verici şeyler. Düzellebilen belki ama yara bırakan şeyler. Ah hayat işte. Acı bazen. Kendimle mutlu olmaya çslışıyorum. Ama bazen üzülüyorum. Hayat tamam, inişli çıkışlı deriz. Ama çoğunlukla kendi seçimimizdir mutluluk veya mutsuzluk. İnsan kendi kaderini kendisi çizer çoğu kez. Şimdi ben zekiyim eyvallah, bir çok özelliğe de sahibim. Ama o saydığım huylar bir kere bile olduysa itibar yerlerde. Kendime çok kızıyorum.Bir kaç konuda affetmiyorum. Bu evet olamamsı gereken bir şey. İşte... Bir kaç dönemdir bu böyle. Herkesden her şeyden nefret ediyorum. Kendimi seviyorum ama kırgınım kızgınım. İnançlarım var. İnanıyorum Allah'a. Ama bunca şeyler üst üste gelince insan bazen umutsuzlaşıyor... İster istemez. Empatici biriyim. Empatiyi severim. Ama, her insan empatiyi haketmez. . Her şeyden ayrı bir şey söylemek isterim . Ben kendimi düzeltmediiğim sürece hiç bir şey düzelmeyecek eminim de. Keşke bazı insanlar benim anlayışlu olduğum kadar olsalardı. Karşılık demıyorum yanlış algılamayın, bari hani empati yapsalardı benim yaptığım kadar. Değişik duygular içindeyim. Daralıyorum, bazen nefesim sıkışıyor, kalbim ağrıyor vs. Hepsi stres yüzünden. Kâh
Hayat