Masadaki kristal kadehler, bir fırtınanın habercisi gibi hafifçe titredi. Ardından o ses geldi; derin, uğultulu ve yerin altından kopup gelen bir çatırtı. Işıklar, bir göz kırpması kadar kısa bir sürede söndü. Karanlık, odadaki her şeyi yuttu..
Viyola’nın hemen yanındaki sandalye, zeminde tiz bir çığlık atarak geriye fırladı. Viyola, tam o saniyede koluna çarpan sert bir kemiğin, bir dirseğin acısıyla yana savruldu. Az önce elini tutan o parmakların, şimdi karanlığın içinde masanın altındaki o boşluğa nasıl bir hışımla daldığını duydu. Viyola’nın eli boşlukta kaldı. Masanın altından gelen o hızlı ve kesik nefes sesleri, Viyola’nın kulağında bir yabancının sesi gibi yankılandı..
Maria’nın olduğu tarafta ise kumaşın kumaşa sürtünme sesi duyuldu. Maria, sarsıntıyla birlikte karanlıkta bir el aradı, kocasının ceketinin koluna tutunmaya çalıştı. Ama o kumaş, Maria’nın parmakları arasından sertçe çekildi. Kocası, karanlıkta kendine daha derin bir köşe ararken, Maria’nın elini sanki üzerine konmuş bir böcekmiş gibi yana savurdu. Maria’nın eli masanın mermerine çarptığında çıkan o tok ses, karanlıkta sönüp gitti..
O sırada, Haura’nın yanındaki sandalyeden ne bir gıcırtı ne de bir hareket sesi vardı..
Karanlığın içinde, Haura’nın beline ve omuzlarına iki kolun bir mühür gibi kapandığı duyuldu. Adam yerinden kalkmadı. Haura’yı kendi gövdesine doğru çekti ve başını kadının başının üzerine eğdi. Tavandan düşen alçı tozları adamın ceketine yağarken, o, kollarını daha da sıkılaştırdı.Haura, kulağını o göğse yasladığında, kaburgaları döven sert ve hızlı bir vuruş duydu. Adamın kalbi, kadının şakağında bir davul gibi gümleyerek çarpıyordu. Her vuruş, Haura’nın teninde yankılanan amansız bir gürültüye dönüştü.
Sarsıntı durdu. Tozlar, loş bir griye bürünen odanın içinde asılı