Aşkın peşinde kaybolmak…
Puan vermedi·292 syf.··
2026 67. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:02
Tarık Tufan’la tanışmamış herkes bir an önce tanışmalı diyorum. Bu kadar kalbe işleyen roman yazmak herkesin harcı değildir. Annesinin ölümünün ardından kendi benliğini tamamen silmek isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor kitabımız. Kahramanımız yas sürecindeyken bir kadınla tanışıyor ve tüm benliğini bu kadının hayali şekillendiriyor. İnsan yastayken ne yaptığını bilemez ya tam olarak öyle bir şey. İçinden yeni bir adam doğuyor eskini tamamen geçmişe gömüyor. Babası ise dergahı tarafından çok sevilen bir şeyh, ne yapsa oğlunu yolundan döndüremiyor, döndüremeyeceğini de biliyor. İkisi de kendi aşklarının peşinden hayatlarını sürdürüyorlar. Kitabın sonuna eksik kalmış yazanlar olmuş, hayır ben öyle düşünmüyorum; böyle bir kitabın, böyle bir aşkın ancak böyle bir sonu olurdu diyorum. Ben sanırım Tarık Tufan ne yazsa okurum artık o moddayım. İçindeki tasavvufi hikayeler beni gerçekten etkiledi. Kitaplarına böyle öyküleri öyle güzel yediriyor ki insanı tam anlamıyla büyülüyor. Kitaplarının arasında en sevdiğimi bu sebeple seçemiyorum, kendisinden okuduklarımın hepsinin yeri ayrı bende.
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20178,7bin okunma
6/10
·128 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 00:00
Kara mizah sevenlerin bakabileceği Jean Louis Fournier'in ölümünde sonra bedenini tıbba bağışlayarak teşrih masasında kendi otopsi deneyimlerini anlattığı kitap. Benim Jean Louis Fournier'den okuduğum ikinci kitap Dul ölümsüz eş arıyor da çok sevdiği eşinin ölümünden sonrasını kara mizahla harmanlayarak yazmıştı ama bu kitap belki de hayal gücüne dayandığı için bende o akıcılığı ve acıtan şeylerden çıkardığı mizahi takdir duygusunu oluşturmadı, ortalamaydı diyebilirim.
OtopsimJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20252,931 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Let's Play serisinin dördüncü kitabında ana konunun mihenk taşı olan Sam'in yarattığı Ruminate oyununun derinliğine doğru bir yolculuk bekliyor okuyucuyu. Marshall'in Sam'e verdiği sözü tutmak için kanalında yerle bir ettiği oynaması bu kitabın en önemli olaylarından sadece birisi... Tabi bu oyunu sadece Marshall oynamıyor, Sam'in hiç unmadığı bir kişi daha oyundan haberdar olacaktır. Aynı zamanda Charles'in geçmişinden bir anın şu andaki karakterini oluşturmasında önemli bir etken olduğu kendisini belli ediyor. Link'in de Sam'in kırılgan yapısını bilerek davranması, Marshall'ın yaptığı hatayı telefi etmeye çalışması da çizgi romanın insan duyguları üzerindeki derinliği düşünülerek çizildiği ve yazıldığını gösteren unsurlardandır. Bu kitapta Sam'in kırılgan yapısının altında aslında ne kadar zeki bir kadın olduğunu bir kez daha görecek okuyucu. Ailesi tarafından cam bir fanusun içerisinde yetiştirilse de -geçirdiği hastalıklardan dolayı- kendi dünyasında yarattığı Ruminate ve oynadığı oyunlar ile yaratıcı gücünü ortaya koyuyor. Özellikle Ruminate bölümlerinde oyuncunun yapması gereken görevlerin zekice seçilmesi ve yazarın da bu kurguyu ilmek ilmek işlemesi takdire şayandı. Seride sevdiğim bir diğer yanı ise oyun ve gerçek yaşamın iç içe işlenmesidir. Bu sayede karakterler ile bağ kurulma olasılığı daha da artıyor. Marshall'ın Ruminate'i oynadığı kısımlar ise aslında yapılan veya ortaya konulan her eylemin en doğru şekilde yorumlanması gerektiğini çarpıcı ve uygulamalı bir şekilde sunuyor., Öncelikle bu seriye başlamak isterseniz mutlaka serinin ilk kitabından başlamalısınız. İkinci, üçüncü veya dördüncü kitaptan başladığınızda olay örgüsü havada kalacaktır ve ana konu net bir şekilde anlaşılmayacaktır. Çünkü ikinci, üçüncü ve dördüncü kitaplarda daha çok
Let's Play: Oyun Başlasın 4Leeanne M. Krecic · Artemis Yayınları · 20267 okunma
Bir Köy Hekimi İnceleme
3/10
·88 syf.··
2026 7. kitabı
Şimdi bu konuda notlarım neler? İlk önce kitabı 20-25 gün önce bitirdim ama şu an hiçbir şey hatırlamıyorum. Kitabı ben hiç sevemedim. Temelinde yatan sebep ise hepsinin birbirinden kopuk hikâyeler anlatması. Her hikâye birer metafor olarak anlatılmış ama daha ben o hikâyeyle bağ kurmadan hemen bitiyor. Hikâye ortasından girip size bir şeyleri anlatmaya çalışıyor. Bu da benim için çok yorucu. Franz Kafka’nın elinden Dönüşüm kitabını okuduktan hemen sonra böyle her biri birbirinden kopuk, birer metaforlu hikâyeyle karşılaşınca kendimde “Hee, anlıyorum abi.” deyip kitabı bitirmek için okudum. Allah’tan kısa bir kitap. Yoksa yarım bırakırdım. Kısa hikâyelerden bazıları etkileyiciydi ama keşke hatırlasam. Sadece okuduğum o an etkilendim. Sonrası bende yok. Belki de benim seviyem bu kitaba düşük geldi, bilemiyorum. Kısa kısa olsun, arada bir okuyup “Vay be ağbi, bunun üstünden bunu demeye çalıştı.” demek isteyenler için mükemmel bir kitap. Onun dışındaki arkadaşlar diğer kitaplardan devam edebilir.
Bir Köy HekimiFranz Kafka · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20184,475 okunma
6/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:56
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Sevgili Michele Yazar: Natalia Ginzburg Çeviri: Şemsa Gezgin Sayfa Sayısı: 167 Tür: Roman / Mektup Roman Haziran ayının son kitabını da bitirdim ve sıra geldi yorumlamaya. Yazmaya başlamadan önce biraz düşünmem gerekti. Çünkü bu kitap bende bir olaydan çok bir duygu bıraktı: Mutsuzluk. Kitap boyunca herkes bir şekilde mutsuz. Fakat ilginç olan şu ki, kimse bu mutsuzluğu değiştirmek için bir çaba göstermiyor. Sanki herkes hayatın onu sürüklediği yere doğru sessizce savruluyor. Bu yüzden kitap bana sürekli şu cümleyi fısıldadı: "Birisi mutsuzsa, diğeri de mutsuzdur." Kitapta en çok karşıma çıkan duygu da buydu: "Mutlu değil… Mutsuz." Bir başka dikkat çekici nokta ise romanın mektuplardan oluşması. Mektuplar, bizim alışık olduğumuz kısa ve öz mektuplardan farklı; karakterlerin hayatlarına, düşüncelerine ve yalnızlıklarına açılan kapılar gibi. Kitaptaki insanların yaşamları da yoksulluk ve belirsizlik üzerine kurulu. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor ama geleceğe dair büyük umutlar beslemiyor. Belki de 1970'lerin başındaki insanların ruh hâli buydu; kim bilir? Bana göre kitap, sadece bir ailenin hikâyesini değil, birbirine ulaşamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Aynı hayatın içinde bulunup birbirlerini gerçekten duyamayan insanların... Altını çizdiklerim: - "Tanrım, insanlar artık bıktığı ve tahammül edemediği halde neden bu kadar çok çocuk dünyaya getiriyor?" - "Eğer mutluluk diye bir şey varsa, bize sunulan dünyada mutluluğun izine ara sıra rastlasak da olup olmadığını tam olarak bilemiyoruz." - "Özleme duygusuna tiksinti duygusu karıştığı zaman sevdiğimiz yer ve insanların çok uzaklarda olduklarını görürüz." - "Eşine evimin düzenli olduğunu ama kalbimin dağınık olduğunu anlat." - "Michele'nin anıları yoktu, çünkü anıları
1000Kitap
Sevgili MicheleNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 2024150 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:09
(Spoiler içerir) Benim için oldukça zorlayıcı bir okuma oldu. Aslında daha önce de okumaya çalışmış ama yarım bırakmıştım; bu sefer neden bıraktığımı çok net anladım. Kitabın dili yoğun şekilde argo, kaba ve rahatsız edici. Bunun yanında anlatılan olaylar da oldukça sert: şiddet, tecavüz, suç, masum insanlara yapılan korkunç kötülükler ve kanlı sahneler kitabı benim açımdan oldukça ağır hale getirdi. En zorlandığım noktalardan biri, anlatıcının Alex olmasına rağmen ona neredeyse hiç empati kuramamam oldu. Tüm hikâyeyi onun gözünden okuyoruz ama yaptıkları o kadar insanlık dışı ki başından itibaren ona karşı bir yakınlık hissedemedim. Hapishaneye girdikten sonra deney sürecinde bir noktada ona biraz acıdım; sonuçta bir kobay gibi kullanıldı ve işkenceler gördü. Ancak bu duygu bile çok kalıcı olmadı. Hapishaneden çıktıktan sonra zarar verdiği insanlarla ve eski çete arkadaşlarıyla tekrar karşılaşması bir nevi hesaplaşma gibiydi ama fazla tesadüfiydi. Son kısım ise beni en çok düşündüren yerlerden biriydi. Alex’in bir anda “büyüdüm, artık o günler geride kaldı” diyerek geçmişini neredeyse bir gençlik hatası gibi sunması bana pek inandırıcı gelmedi. Bütün kitap boyunca dürtülerine hakim olamayan, kötülüğü bilinçli şekilde seçen bir karakterin 18 yaşında bir anda olgunlaşıp evlilik düşünmeye başlaması bana fazla ani geldi. Kitabın vermek istediği mesajı anlıyorum: insanın özgür iradesi elinden alındığında gerçekten “iyi” sayılıp sayılamayacağı önemli bir soru. Ancak benim için bu güçlü fikir, rahatsız edici anlatım ve karakterle kuramadığım bağ yüzünden geri planda kaldı. Etkileyici ama okuması zor, bende hayranlıktan çok rahatsızlık bırakan bir kitaptı.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma