• 135 syf.
    ·Puan vermedi
    O kadarda çekingen olma çekingen insanların zaman zaman duymak zorunda kaldığı bir cümledir bunu söyleyenlerin çekingen olması mümkün değil aksi oldaydı bunun pek mümkün olmadığını bilirlerdi birisine spontene ol yada gül demek gibi birşeydir spontene olmak yada gülmek tek tuşla olmuyorsa çekingenlikte tek komutla kurtulunabilen bir davranış değildir
    Çekingen olmayanların çekingen olanların hayatlarında ne zorluklarla mücadele ettiğini tahmin bile etmesi zordur çekingen insanlar red edilme başarısız olma korkusu yüzünden yabancılarla konuşma toplantışarda söz alma
    İlgi odağı olma durumlarından olabildiğince kaçınır.aynı zamanda toplumun açık konuşkan özgüveni yüksek insanlara değer verdiğinin bilincindedir çekingen insanlar bu özelliklere sahip olmayı çok isterler ama bu ellerinde değildir
    Çekingenlik nedenleri neler çekingenlik ne kadar yaygın çekingenlikle sosyal fobi arasında ki sınıt nerededir çekingen insanlar neden kendini sürekli izleniyor muş değerlendiriliyormuş gibi hisseder günlük hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşır bunlardan bahsetmek istiyorum
    Sizde çekingen insanlardansanız sonra ki zamanda sosyal ortamlarda daha rahat etmenizi özgüvenli davranmanızı sağlayacak pratik öneriler ve alıştırmalardan bahsedeceğim bu kitap tedavi gerektiren sosyal fobisi olan insanlara yönelik olmadığını belirtmek isterim
    Çekingen insanlara yönelik yer alan zorlukları kendi tecrübelerimden tanıyorum bu yüzden engelleri bu günden yarına olmasada sabır azim ve iyimserlikle aşabileceğimi biliyorum
    Kişisel yolculuğunuzda inanç ve motivasyon duymanızı gelişimn sizi mutlu etmesini umuyorum.
    Çekingenlik sayısız tanımı olmasına karşın veya tam bu nedenle bilimsel olarak sınırlandırılması zor bir kavramdır.Büyük ihtimalle Amerikalı sosyal psikolog philip g zimbardonun Kendisini çekingen bulan kişilerin çekingen olarak nitelendirmesi gerektiğine ilişkin tanımı bu kavramı en basit ve anlaşılır şekilde tanımlar.
    Utangaçlık korkaklık mahçubiyet sıkılganlık kavramları çekingenliğin eş anlamlısı olarak kabul edilir. Eş anlamlısı olmamasına karşın içine kapanıklılık kavramı da sıklıkla çekingenlik yerine kullanılır. Oysaki dışa dönük insanlar topluluk içerisinde girişken ve iletişime açık özellik sergilerken içine kapanıklılık daha çok geri çekilmeyi ve güçlerini kendi benliklerinde kazanmayı tercih eder Hiçbir şekilde çekingen olmayan en ufak çekingenlik hissetmeyen içine kapanık insanlar vardır. Buna karşılık çekingen dışadönük insanlarda vardır Bu insanlar her ne kadar sosyal ilişkiler yürütsede bu ortamlarda kendilerini gergin ve sıkılgan hissederler ve rahat edemezler.
    Kalıtsal mı öğrenilmiş mi?
    Günümüzde bilim insanları çekingenliğin hem kalıtsal olarak aktarıldığı hemde sosyal çevreden etkilendiği hususunda büyük oranda hem fikir olsa da geçmişte bu sorunun cevabını bulmak için çok sayıda çalışma yürütüldü.
    Çekingen insanların korkuları
    Yazar psikolog rolf merkle çekingenliği neredeyse dünyanın tamamında salgın hastalık gibi hakim olan iki temel korkunun yan etkileri olarak tarif eder . Bunlar red edilme ve başarısız olma korkularıdır.
    Merkle reddedilme korkusunu özellikle çoçukluk tecrübelerine dayandırır. Çoçukların ebebeynleri tarafından koşulsuz sevildiklerine emin olmaları gerekir. Her hatalı davranışında reddedilmiş hissettiği için örneğin yaramazlık yaptığında seni seni sevmiyorum) bu güveni kaybeden çoçuklar bu tür korkuları artar. Ve etkileri erişkinliğe kadar uzanır. Eskinin çoçuğu yetişkin olduğunda dahi uslu durması gereken bir kapana sıkışmışlık içinde yaşar. Bunun sonucunda istek ve ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinir ve kendisini sağlıklı biçimde ortaya koyamaz.
    Başarısız olma korkusu da çoçukluk tecrübelerine dayandırılabilir ve aynı şekilde vahim sonuçlara yol açar. Tüm benlikleri bu olumsuz beklentilerle dolu olduğundan kendilerini ve çevrelerini fark etme yetisinden yoksundurlar.
    Sosyal çevrenin etkisi
    Çekingenlik çoçukluk döneminde ebeveynlerin eğitimlerin kardeşlerin ve sosyal çevrenin çeşitli etkilerinden ortaya çıkabildiğinden öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edilir. Bu bağlamda önemli bir sebep olan reddedilme korkusunu ve çoçugun ebeveynleri tarafından sevilmeme korkusunu yukarıda andık ancak burada etkili olan başka etkenlerde vardır.
    Ebeveynlerin veya başka yetişkinlerin çoçuğu sıkça azarlaması tehdir etmesi çoçuğa bağırması veya şiddet uygulaması korkuya yol açabilir.Bu tür eğitsel tedbirler çoçuğun temel güven ve tastik duygusunu sarsar ve sağlıklı bir özgüven geliştirmesini engeller.
    Bir diger etken utançtır.Bir çoçuğun ebebyleri veya başka yetişkinler tarafından sıkça utandırılması özgüven üzerinde tahrip edici bir etki yaratır bazı çoçuklar bu tür tecrübelerden sonra geri çekilir ve kendilerini yaşıtlarından dahi soyutlarlar. Buda diğer çoçuklar tarafından dışlanmalarına yol açar.
    Belli zaaflarıyla acımasızca dalga geçen yaşıtların da bir çoluğun veya gencin özgüvenini tahrip etmesi mümkündür.
    Açılın şişko geliyor yada yine mi kekeliyorsun gibi özgüveni önemli ölçüde yaralayan söylemlerin etkisi bazen yetişkinliğe kadar uzanır
    Bir diğer önemli etken cesaretin kırılmasıdır Sen bunu yapamazsın senden asla birşey olmaz gibi sözler çoçuğun özgüvenini yerle bir eder. Başkaları kendisinin herhangi birşey yapabileceğine inanmadığı için kendiside yapabileceğine inanmaz.
    Bir çoçuk için en vahimi ebebeyleri veya ilişki kurduğu diğer önemli kişiler tarafından yeterince ilgi görmemesi veya bunun sonucunda ben ilgi gösterilmeye layık değilim kanısına varmasıdır
    Ebeveynlerin çoçugun kendisine yük oluşturduğunu çoçuğa hissettirmeside çoçugun özgüvenini sarsan en önemli etkendir. Çoçuk bunun sonucunda çoğunlukla diğer kişilerin gözünde de değersiz olduğunu hisseder.
    Son olarak ebeveynlerin korkuları da önemli bir rol oynar çoçuklar genellikle ebeveynlerinin aşırı endişeli hallerini fark ederler ve kendilerini herşeyden koruma eğilimlerini hissederler bu durumda genellikle ebeveynlerin korkularını devralırlar be ancak sınırlı bir kendine güven geliştirebilirler.
    Amigdalada alarm seviyesi
    Harvard üniversitesinde bir grup psikolog psikiyatrist carl schwartz yönetiminde çekingenliğin nedenlerini ortaya çıkartmak için 22 genç üzerinde sonuçlarını 2003 yılında açıkladıkladıkları uzun süreli bir araştırma yaptılar.
    Bu araştırmada yer alan denekler yirmi yıl önce çoçuk yaşlarında bir deneye tabi tutulmuşlardır. Çocukların tanımadıkları cisimlere örneğin konuşabilen oyuncak robot vs çekingen ve girişken tepkileri tespit edildi. Yetişkin yaşa geldiklerinde ise deneklere tanıdıkları ve tanımadıkları bazı kişilerin yüzleri gösterildi ve bu sıralada beyinleri tomoğrafi cihazıyla tarandı. Sonuçta deneklerin tomografi kayıtlarında tek nokta dışında beyin fonksiyonlarında herhangi bir farklılık tespit edilemedi. Sadece beynin amigdala kısmında bir farklılık gözlemlendi. Şekli bademe benzeyen beynin bu bölgesi korku anlarında uyarıldığında beyindeki korku merkezi olarak da anılır. Çoçukken de korkak ve çekingen olarak tespit edilen deneklerin amigdalası tanımadıkları kişilerin yüzlerini gördüklerinde diğer deneklere göre daha fazla uyarılıyordu bu utangaçlığın kısmende olsa doğuştan bir özellik olduğunu tespit etti.
    Harvard üniversitesinin bu araştırması zamanla başka araştırma sonuçlarıyla da teyit edildi.Çekingenliğin kısmende olsa genetik bir özellik olduğuna dair tereddüt yoktur. Genetil mirasın etkisi araştırmalarda farklılık göstersede %24ile % 51 arasında olduğu tahmin ediliyor.
    Yanlız değilsin
    Şaşırtıcı gelebilir ama çekingen insanların sayısı azımsanamayacak kadar yüksektir. Sosyal psikolog bernardo carducci Almanyada ki çekingenlerin sayısının 2005 yılında nufusun yarısı olarak tahmin ediyordu.
    Çekingenlik bir hastalık mı ?
    Çekingenlik ve korkuda yaşanan reakson mekanizması aynı olduğundan amigdala aşırı uyarılması çekingenlik aralarındaki sınır yumuşak
    Çekingenlik , mağdur kişi yanabcılarla ilişkişerinde sürekli güvensizlik ve korku hisseder ve hayat kalitesi bundan büyük oranda olumsuz etkilenirse hastalık olarak kabul edilir.
    Çekingenliğin olumlu yanları
    Çekingen insanlar genellikle güvenilir kabul edilir. İyi bir dinleyicidir.Sessiz sakin yapıları ile dinginlik yayarlar.Son derece halden anlayan empati kuran yardımsever insanlardır.
    Çekingen bir insan olarak zaman zaman korkularının üstüne git Tamda korktuğun şeyi yap gibi ifadeler duymuşsunuz bu haklı bir uyarıcıdır. Zira araba kullanmayı nasıl kendinizi güvensiz hissetiğinizde direksiyonun arkasına geçip sürerek öğreniyorsanız. Özgüvenli bir şekilde davranmayı da ancak güvensiz ve korku hissetmenize rağmen tercihen kaçınacağınız her ortama girerek öğrenebilirsiniz.
    Ancak bilmediğiniz sulara atlamadan önce Kendinizi alıştırmalarla pratik tavsiyelerle bu duruma alıştırabilirsiniz.
    İleri ki bölümde korkularınızdan ve güvensizliklerinizden kurtulmanıza özgüveb artırmanıza yardımcı olacak pek çok tavsiye bulacaksınız.
    Kuruntulara dur de!
    Sadece düşüncelere mi dalıyorsun yoksa kuruntu tuzağına mı düşüyorsun ayırt etmekte zorlanıyorsanız küçük bir test yapın.
    Başta müdahele etmeden düşüncelerin gelmesine izin verin . İki dakika sonra kendinize şu soruları sorun çözüm bulmaya biraz olsun yaklaştım mı? Bazı noktaları daha iyi ankadım mı. Kendimi daha iyi hissediyor muyum. Bu soruların hiçbirine evet demiyorsanız kuruntularınıza karşı aktif önlem almanız gerek.
    Kuruntu tuzağından kurtulmak!
    Düşüncelerin dönüp dolaştığı yer genellikle neden sorularıdır? Bay A bana bazen eleştirel tavırla bakıyor bu tür sorulardan kurtulamadığınızı fark ederseniz. Neden kelimesini ne amaçla ile değiştirin. Böylelikle düşüncelerinizi bir hedefe yönlendirmiş olursunuz.Bay A ın eleştirel bakışının amacı ne , ne yapmamı istiyor böylelikle kendine acımak yerine olası bir çözüme yaklaşırsınız.
    Zihnimizi meşgul eden şeyleri sadece birer düşünce olarak kabul etmek kendi kendimizi suçlamanın önüne gecebilir.
    Ve bunun sebep olduğu yıkıcı etkiyi ortadan kaldırabilir
    Kuruntuları yazabilirsiniz. Böylelikle uzun süre zihninizi meşgul etmek yerine kısa süre eder.
    Çok güvendiğiniz biriyle bu kuruntularınızı konuşabilirsiniz böylelikle kısmen beraber çözüm üretmiş olursunuz.
    Kulağınıza küpe:)
    Olumsuz düşüncelerin dönüp durduğu zihni sürekli meşgul etmesini engellemek için dikkatin dağıtılması genel anlamda iyi bir yöntemdir.
    Bu yapmanın en iyi yolu fiziksel aktivitedir. Özellikle temiz havada küçük adımlarla koşmak zihni boşaltmanın yanı sıra muhtemelen yeni çözümler bulmak için ideal faliyettir. Koşarken hem yaratıcılık hormonu dopamin hemde mutluluk hormonu serotonin salgılanır.
    ALIŞTIRMA 1
    Geçmişte uygun olmayan bir izlenim bıraktığınız durumu düşündüğünüz bir durumu hatırlayın. Şimdi de iyi tanıdığınız ve özgüvenden ötürü takdir ettiğiniz bir kişiyi düşünün. Bu kişinin benzer durumda nasıl davranacağını düşünün. Bu düşünce kafanızda billurlaşınca zihnen bu kişiye adım adım yaklaşmaya çalışın. Ta ki kendinizi onun yerinde hissedene kadar yavaş yavaş rahatladığınızı ve özgüven kazandığınızı hissedebiliryor musunuz. Bu his gelecekte benzer bir durumda daha kontröllü davranmanızı sağlayabilir.
    Korkuları yenmek.....
    Kuruntunum bir dostuda korkudur. Burada kast edilen gerçek bir tehdit altında korku değil gelecekte olası bir olayla ilgili yaşanan endişedir.
    Kötü senaryo
    Zihniniz sıkça kötü senaryolarla meşgul oluyorsa bu olumsuz inançlarınızı Bu durumun olumlu sonuçlarının ihtimali gerçekten de hiç mi yok sorusu ile sorgulayın. Bu soruya net bir evet cevabınızın olmadığını göreceksiniz.Sadece bu bile var saydığınız inançlarınızın kaygan zeminde durduğunu gösterir.
    Yinede kurtulamıyorsanız Başka bir test yapın kötü senaryolarınızı zihninizde olumlu bir şekle dönüştürün.
    ALIŞTIRMA 2
    Gözlerinizi kapatın ve endişe duyduğunuz bir olaya konsantre olun. Özellikle bu olayın ne zaman nerede ve kimlerin dahil olabileceğini düşünün. Ardından olayı zihninizde canlandırın . Bunu yaparkende olay akışına en fena düşüncelerinizi katmak yerine hayali senaryonuzu olu lu bir sonla bitirin. Olayların gelişmini olabildiğince canlı bir şekilde hayal edin Sonuç gercekleşmişcesine sevinin.
    KORKULARDAN NEFES YOLUYLA KUTTULMAK
    Alıştırma3
    Sırt üstü uzanın ve kıyafetlerinizi gevşetin. Vucudunuzdaki nefes hareketlerini hissedebilmek için bi elinizi karnınıza diğer elinizi göğsünüze koyun.
    Şimdi 3 saniye boyunca burundan nefes alarak öncelikle göğsünüzü ardından karnınızı şişirerek nefes alın. Bu hareketi bilinçli olarak ancak hafifçe devam ettirin.
    Ardından 3 saniye boyunca sakince ve olabildiğince tam nefes verin. Gerğinliğiniz bu sayede azalacağından içerdeki havayı olabildiğince boşaltmanız önemlidir. Bu nedenle nefesimi veriyorum ve rahatlıyorum diye motive edin.
    Bu nefes çalışmasını günde bir iki defa yaklaşık on dakika terrarlayın.
    Alıştırma 4 dudak freniyle nefes
    Alıştırma 3 teki gibi rahat bir şekilde sırt üstü yatın. Bir eliniz göğsünüzde diğeriniz karnınızda olsun.
    Yine 3 saniye boyunca burundan nefes alın ve önce gögsünüzün sonra karnınızın şiştiğini hissedin.
    Nefes verirken ise sadece gevşekçe kapalı tuttuğunu dudaklarınızın arasından hava sızmasına izin verin. Bu havayı tamamıyla boşaltmanıza yardjmcı olacaktık. Nefes verme süresi nefes alma süresine göre olabildiğince uzun olmalıdır.
    Nefes vermeyi kaslarınızla da destekleyebilmek için karnınızı önce son noktaya kadar şişirebilir ve ardından iyice çekebilirsiniz. Bu alıştırmayı günde iki defa birkaç dakikq tekrar edebilirsiniz
    Yatarak kolaylıkla yapabiliyorsanız oturarak da deneyebilirsiniz.
    Alıştırma 5
    Bir masaya oturun ve önünüzde bir tabak sıcak çorba olduğunu hayal edin. Hafifçe öne eğilin ve çorbayı sogutur gibi hayali tabağa üfleyin. Havayı dengeli bir şekilde üflemeye dikkat edin.
    Sosyal fobisi olanlar ne yapmalı
    Profesyonel destek gerektiren ansikiyete bozukluğu olduğu bilinmektedir kitabın u kişilere yönelik olmadığını daha önce belirtmiştik.
    Öz eleştiri
    Öz eleştiri hatalarımızdan birşey öğrenmemizi sağladığı sürece kötü bir şey değildir. Malesef insanların çogu kişisel gelişimine katlı sağlamak yerine cesaretlerini fazla kıran aşırı bir özeleştireye eğilimlidirler.
    Bu olumsuz öz değerlendirme temelleri çoğunlukla çoçukluk dönemine dayanır.
    Çoçuklara daha doğru davranış kalıplarını öğretmek için yıllarca azarlama ve kınama yöntemlerine başvuruldu. Yetişkin yaşa geldiğimizde bu tarz azarlamalar bilinçaltında olumsuz inançlar olarak taşımaya devam ederiz.
    Bu yüzden içimizde ki eleştirmenle yüzleşip bu yıkıcı inançlarımızı kişisel gelişimimizi olumlu etkileyen yapıcı inançlarla değiştirmeye çalışmalıyız.
    KULAĞINIZA KÜPE YAPICI ÖVGÜ
    Başarıyla yerine getirdiğiniz her görevde kendinizi övün.
    İyi yaptın böyle devam et vb. Başkalarının övgülerinide uygun bir şekilde kabul edin.
    Gereksiz bir alçak gönüllülük göstermek yerine ( boşver hiç önemli değil vb)
    Takdirin bana iyi geliyor teşekkür ederim bende başarımdan dolayı mutlu oldum gibi cevaplar verin. Böylelikle dikkatleri zayıflıklarınız yerine başarılarnıza çeker kişisel gelişimizde kendi kendinizi motive edersiniz.
    Alıştırma 6 eleştiriden çözüme
    Bir süre içinizde ki eleştirmeni gözlemlediyseniz size sürekli fısıldadığı olumsuz eleştirileride biliyorsunuz. Boş bir safya alıp ortadan iki bölün sol tarafta eşeştirmenden duymaya alışık olduğunuz cümleleri yazın örneğin sen zaten ezelden beri beceriksizsin. Her eleştiri cümlesinin karşısına çeşitli görevleri başarıyla yapabildiğiniz ifade eden motive edici bir cümle yazın . Bu cümleleri özümseyene kadar hergün sesli olarak tekrar edin. Bu sayede konuşmaya başlar başlmaz eleştirmene itiraz edebilirsiniz.
    Olumlama kendini onaylama
    İçinizdeki sabotajcıya karşı etkili bir şekilde karşı çıkmak istiyorsanız son derece destekleyecek bir araçla tanışmalısınız. Olumlama olumlama kendini kendini onaylamaya yarayan mantra benzeri bir cümledir.
    Olumlamada gerçekleştirmek istediğiniz gerçekleştirebileceğiniz hedef ve arzularınızı dile getirirsiniz. Olumlama bir türlü kendi kendine telkin olsada kendini kandırmak değildir.
    Olumlama pozitif bir dil taşımalı
    Bilinçaltına kolay yerleşebilen kısa ve basit cümleler olmalı
    Şimdiki zamanda kurulmalı şimdi ve buradayı ele almalıdır.
    Ben özgüvenli ve konuşkan olmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve saygı duyulmayı hak ediyorum.
    Objektif olan ve olmayan eleştiriyle baş etmek
    Hepimizin zayıflıkları ve kusurları vardır.
    Ancak yetersizliklerimizi sessizce kendi içimizde çözmeye çalışmamız bunları başkaları tarafından dile getirilmesi aynı şey değildir. Keyfimizi kaçıracağı veya özgüvenimizi tehdit edeceğinden çogunlukla başkalarının eleştirilerinden uzak durmaya çalışırız.
    Kulağınıza küpe önce bir sorun:
    Hazırlıklı olmadığınız bir anda eleştiriye maruz kalırsanız hemen cevap vermeyin. Anında cevap verme arzunuzu bastırın öncelikle eleştirel ifadenin tam nasıl anlaşılması gerektiğini sorun. Muhatabınız sorunuzu cevaplarken siz o süreyi sakinleşmek ve ardından söyleyeceğinizi düğünmek için kullanabilirsiniz.
    Yapıcı eleştiri sanatına çok az insan vakıftır zira çoğu kişi kendini net ve objektif bir şekilde ifade etmeyi hiçbir zaman öğrenemez. Konuşmaya başından beri yapıcı yön vererek ideal koşullar yaratmanız sizin lehinizedir.
    Sohbete somut sorular sorarak dahil olunuz. Hangi özelliğim davranışım iyi hangisini düzeltebilirim nasıl düzeltebilirim özellikle nasıl sorusu konuşmanın şikayette tıkanıp kalmamasını olası çözümler bulmayı sağlar.
    Simdi cevap verme sırası muhattabınızdadır eleştimeninizin sözünü kesmeden dinleyin sadece açıklamalarınızdan anlamadığınız birşey olursa sorun ancak bu şekilde eleştiriyi doğru anlamanız mümkündür.
    Karşınızdaki açıklamaları bittikten sonra kendi kelimelerinizle anladıklarınızı tekrar edin ve görüşünüzü söyleyin.
    Hemen cevap verecek durumda hissetmiyorsanız kendinize net bir sonuca ulaşana kadar düşünmek için zaman tanıyın. Muhattabınza zaman ayırdığı ve geri bildirim yaptığı için teşekkür edin.
    Eleştiri haddini aşarsa
    Böyle durumda eleştiriyi yapan kişinin kişiliğini daha dikkatli incelemekte yarar var Davranışlarını örnek alıyor musun? Değerli buluyor musun ? Bulmuyorsan neden aynı fikirde olasın ki görmezden gelme özgürlüğüne sahip olabilirsiniz.
    Alaya nasıl karşılık vermeli;
    Mesnetsiz eleştiri sıkça alayla ifade edilir kendilerini daha az savunabildikleri için çekingen insanlar bu bağlamda tercih edilen kurbanlardır. Özellikle hedef tahtası haline gelen bu insanların utangaçlığı yer alıyorsa ^^ kıpkırmızı oldun yine , Tanrım bu gün yine çok sohbet canlısısın , açılın dostlar sahnelerin Yıldızı geliyor.
    Böyle durumda hazır cevap olmak en çok arzu edilen şey.
    Maruz kaldığınız alaya bak sen gibi bir cevap verip etkilenmeden işinizi sürdürmek başlangıç için iyi bir çözüm yolu olabilir.Böylelikle konuya çok anlam yüklemediğiniz mesajı verirsiniz ve karşınızda alaydan zevk alan kişinin önüne geçmiş olursunuz.
    Uygun olmayan tepkiler
    Başkalarının saldırıları veya kırıcı davranışlarıyla herkes kendi meşrebince baş eder. Sıkça aşagıda uygun olmayan tepkiler verir.
    Kırılan kişi küser köşesine çekilir.Saldırganı görmezden gelir veya onunla ilişkisini tamamıyla keser.
    Sessiz kendi yaralarını iyileştirmeya çalışır.
    Yada tersi saldırganından intikam almak için saldırıya geçer.
    Bu davranışlar maduru bir yere götürmez.
    Tam tersi kin kendine acıma duyguları yaşanan acıyı sürekli canlı tutar fikirleri zehirler ve sakinleşmeyi engeller.
    Bu çıkmazdan tek çıkar yol vardır. Oda bu bölümde sıkça bahsedeceğimiz kendini affetme yoludur.
    Öfke kızgınlık vb duygularla ne yapmalı?
    Alıştırma 8
    Bir kişi sizi kırdıysa öncelikle aranıza mesafe koyun. Sessiz ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir yere geçin gözlerinizi kapatın ve birkaç defa derin nefes alın. Tüm dikkatinizi duygularınıza yogunlaştırın iç dünyanızı olabildiğince tarif eden bir kavram bulun ve diger kişinin sizde oluşan bu duyguyu nasıl yarattığını bulmaya çalışın. Ardından kızgınlığınızın nasıl sonlanabileceğiniz düşünün ve bunu bir dilek veya rica olarak ifade edin. Duygu yoğunluğu azalır azalmaz fikir ayrılığını görüşmek için sizi kıran kişinin karşısına geçebilirsiniz.
    Alıştırma 9 ayakta dik durun ve ayaklarınızı çapraz bir şekilde yere basın. Kollarınızı gögüs hizasında ileriye uzatın ve el ayalarınızı dışarıya çevirin. Kollarınızı da çaprazlayın ve ellerinizin iç kısımlarını kavuşturarak parmaklarınızı içi içe geçirin. Şimdi dirseklerinizi büketek ellerinizi kalbinize yaklaştırın birkaç dakika bu pozisyonda kalın. Kırıldığınız anı düşünün Düşünürken ortaya çıkan duygularınıza izin verin. Elleri ve ayakları çaprazlama genellikle sakinleştirici ve bazen de çözüm yolları bulmaya yardımcı bir alıştırmadır. Buna benzer çaprazlama hareketleri genel olarak vucudun sol ve sağ taraflarını dengelemek için faydalıdır. Bu aynı zamanda ruhsal ve duygusal hissiyatı rahatlatır.
    Alıştırma 10
    Rahat bir şekilde oturun ve uzanın ve gözlerinizi kapatın sol ve sağ elinizin baş parmağınızı ve orta parmağını alnınızın üst kısmında bulunan kemik çıkıntılarına koyun. Düzenli bir nabız hissedene kadar bu noktalara iki parmağınızla hafif baskı uygulayarak basın. Yaklaşık 30 saniye ile 5 dakika arasında bu şekilde kalın. Alnınızdaki bu noktalara hafifçe bastırırken zihninizdeki kırgınlık ve yaşadığınız olayı tekrar tüm tedaylarıyla gözden geçirin. Aklınızdan geçenleri sesli olarak ifade edebilirsiniz. Ardından aynı olayı başka türlü davransaydınız nasıl yönetebilirdiniz düşünerek farklı versiyonlarını zihninizde canlandırın. Bu alıştırma çözüm yolları bulmanıza ve duygusal gerginliği azatmanıza yardımcı olur.
    Kin ve intikam düşüncelerinden kurtulmak için
    Affetmek zayıflık değil güç göstergesidir.
    Afetmek ilgilinin sizi kıran davranışı onayladığınız anlamına gelmez. Ancak onun neden bu şekilde davrandığını anlamak için olayı onun bakış açısıylada değerlendirebildiğinizi gösterir.
    Birini kırdığınızı ve o kişi tarafından affedildiğinizi bir olayı hatırlayın. Bu affı sizin karşı tarafa sunduğunuz bir hediye olarak kabul edin.
    Affetmeyle ilgili tavrınızı şöyle bir olumlama ile güçlendirin KİNİMİ SERBEST BIRAIYORUM SERBEST BIRAKABİLDİĞİM İÇİN HUZUR DUYUYORUM.
    ALIŞTIRMA 11
    Size zamanında haksızlık yapan bir kişi düşünün . Olayın sizde yarattığı duyguları hatırlayın utanç öfke çaresizlik moral bozukluğu o zaman sizi bu kadar üzen neydi? Bu insanı o davranışa ne itmiştir diye düşünün. O şekilde davranmasına neden olan sebepleri ve kişisel koşullarını kısmen de olsa anlayabiliyor musunuz? Olaya sizinde bir katkınız olup olmadığını sorgulayın. Söz konusu kırıcı davranışının o kişiyle yaşadığınız tüm güzel tecrübeleri yok edecek nitelikte olup olmadığını tartın. Şimdi karar verin affetmeye hazır mısınız cevabınız Evet ise o kişiye sizi duygusal olarak etkileyen herşeyi anlattığınız bir mektup yazın. Mektubu yollamanız gerekmez.Kininizi serbest bırakmanın özgürleştirici etkisiyle yazdıklarınızı yırtıp atın.
    Hayır diyememek
    Başarılı bir şekilde hayır diyebilmek için küçümsenecek kadar önemli bir etkende zamandır. Başkaları ricada bulunduğunda bunu genellikle beklenmedik ve planlanmadık bir anda yaparlar. Genellikle supriz taleplerin olumlu cevaplandırılma ihtimalli daha fazladır.
    Bunun nedeni cevap verme refleksidir. Bu refleks çogunlukla insanların çoçukluklarında öğrendikleri bir davranış şeklidir. Ebeveynleri tarafından kibar olmaları yönünde eğitilmişlerdir. Buda soruların cevapsiz bırakılmamasını gerektirir. Bu davranış şeklini benimsemiş insanlar ön göremedikleri düşünmeye vakit bulamadıkları ricayı reddetmekte zorlanır. Çünkü düşünmeye vakit bulamadan ağızdan evet cevabı çıkmış olur.
    Bu nedenle cevap verme refleksinizi devre dışı bırakmaya çalışın. Bunu yapmanın yolu konuşmayı başka bir zamana ertelemektir. Şu an karar veremiyorum önce mümkün olup olmadığına bakayım sonrasında sana haber veririm. Böylece hangi kararı sakince bir şekilde düşünecek zamanınız olur.
    Konuşmayı o anda kesmenin nazik olmayacağı gibi bir endişeniz varsa şu soruyu sorun bunu neden özellikle benden istiyorsun? Muhattabınızın gerekçesini dinledikten sonra şöyle diyebilirsiniz seni anlıyorum ricanı düşüneceğim ve en geç ... gününe sana cevap vereceğim.
    Şiddetsiz iletim kurmak
    Şiddetsiz iletişimle sadece diğer insanların isteklerini etkin bir şekilde algılamaz aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızında farkına varır. Bu iletişim modeli özellikle çekingen insanlar için özalgı ve hakkını arama için mükemmel bir araçtır.
    Rosenberg tarafından gerçekleştirilen şiddetsiz iletişim yöntemi değer bilen bir birlikteliğin oluşmasını sağlayan üç becerinin birleşimine dayanır.
    Empatik dinleme karşısındakine tamamen odaklanmak söyledikleriyle birlikte duygularınında anlamaya çalışmak
    Öz empatik kendi duygu ve ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilmek için kendi içini dinlemek
    Kendini ifade ederken karşılıklı suçlamalardan vazgeçmek ve istekleri dengelemeyi hedeflemektir.
    Anlaşmazlıklarda şiddetsiz iletişimin ilkeleri 4 adımda uygulanır
    En başta anlaşmazlığa neden olan olay değer yüklenmeden ve tarafsız bir şekilde tarif edilir.
    Ardından konuşmacı olayın kendisinde yaratmış olduğu duyguyu tarif eder.
    Sonrasında bu duygunun ardında yatan ihtiyacını açıklar.
    Son olarak durumla ilgili isteğini dile getirir.
    Örnek konuşmamı 3. Defa bölüyorsun tarafsız tarif tahammülün tükendiğini hissediyorum duygu çünkü hikayemi sonuna kadar anlatmak istiyorum ihtiyaç lütfen biraz bekle ve konuşmamı bitirmeme izin ver istek.
    ALIŞTIRMA 14
    Şiddetsiz iletişimin dördüncü adımında yani istediğinizi ifade ederken başarılı olabilmek için bazı kriterleri yerine getirmelisiniz isteğiniz olumlu ifade edilmiş ve gerçekleştirilebilir olmalıdır Ayrıca isteğinizin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespit edilebilir olması gerekir.
    Örnek cümleleri yukardaki özelliklere uygun olacak şekilde yeniden yazın.
    Lütfen o kadar bağırma.

    Biraz daha çaba sarf edemez misin?

    Keşke bana karşı biraz daha nazik olsan !

    Keyfimi kaçırma !

    Beni anlasana !

    Özgüven
    ALIŞTIRMA 16
    Kendinizi rahat hissettiğiniz bir yer seçin kıyafetlerinizi gevşetin ve rahatça oturun uzanın Gözlerinizi kapatın ve sakin bir şekilde nefes alıp verin yüzünüzde birisine sevgiyle bakarcasına hafif bir gülümseme olsun
    Bu bakışı şimdide kendinize vucudunuza yöneltin kendinizi incelerken dikkatinizi önce ayaklarınıza verin oradan da yavaşçA tüm vucudunuzda gezdirin vucudunuzun her bir kısmına sevgi dolu gülüşünüzü hediye edin ta ki ruhunuz kendinizi kabul etme eylemine doyana kadar bu hissin tadını çıkarın ve günlük yaşamınıza aktarın.
    Farkındalık nasıl kazanılır
    Farkındalık geçmişe veya geleceğe odaklanmak yerine ilginin tamamıyla şimdiki zamanda kalması demektir. Esas olan değer biçmeden veya değiştirmeden şimdiyi dikkatlice algılamaktır.

    Alıştırma 17 sağlam kök salma
    Ayaklarınızın altını hissedebilmek için yalın ayak veya çorapla dik bir şekilde ayakta durun. Ayaklarınız omuz genişliğinde açık dizleriniz hafif bükük ve beliniz dik olsun. Gözlerinizi kapatın ve bir süre nefes alışverişinizi gözlemleyin.
    Aktif bir değişiklik yapmadan nefesinizin akışına izin verin.
    Şimdi vucudunuzun tamamına dikkat edin. Nasıl hissediyorsunuz gevşek veya gergin rahat veya rahatsız herşeyi olduğu gibi bırakın. Dikkatinizin dağıldığı ana geri dönün
    Sonra ayak tabanlarınızdan aşağı doğru köklerinizin uzadığını sağlamca yere kök saldığınızı hayal edin. Vucudunuzun tamamını bir ağaç olarak hayal edin bacaklar ve kalçanız gövdeniz olsun üst gövde ve kollarınız tepesini oluştursun.
    Ağacın kökleri yani vucudunuzun kalın gövdesi sayesinde ne kadar güçlü olduğunuzu hayal edin. Aynı zamanda dalları fırtınadan kırılmayacak kadar esnek. Bir süre bu pozisyonunuzu koruyun. Ardından esneyip gerinin ve gözlerinizi açın.
    Bu alıştırmayı düzenli olarak haftada 3 defa tekrarlayın. Başlangıçta 10 15 dakika sonra ki zamanlarda 1 dakika ile sınırlı tutabilirsiniz. Düzenli çalışırsanız ilk etkilerini bir kaç hafta içinde hissedebilirsiniz. Bu alıştırma ile kendinize odaklanmayı öğrenirsiniz. Bunun sonucundada başka insanlarla yaşadığınız zor durumlarla daha iyi başa çıkarsınız.
    Baskı yerine esneklik
    Kendi ihtiyaçlarına önem vermek
    9 insani temel ihtiyaç
    Yaşam güvencesi
    Güvenlik koruma
    Sevgi ilgi
    İletişim anlayış
    İştirak
    Boş zamn oyun
    Yaratıcılık
    Kimlik
    Özgürlük
    Kendinize gösterdiğiniz özen doğal olarak başkalarınıda ilgi göztermenizi ve empati yeteneğinizin artmasını sağlar.
    Bunun için aşağıdaki alıştırmayı düzenli olarak yapın.
    Alıştırma 19
    Son zamanlarda yaşadığınız sevimsiz bir olayı hatırlayın
    Ve aşağıda ki dört adımda gözdrn geçirin
    Durumu tarafsız kelimelerle anlat
    O durumu yaşadığın hisleri ifade eden kelimeleri bul.
    O hisslerle ilgili olarak hangi ihtiyacınızın tatmin edilmediğini düşünün.
    Bu ihtiyaçlarımızın olabildiğince tatmin edilmesi için ne yapacağınızı bulmaya çalışın.
    Güçlü yönleri fark etmek
    1990 lı yılların başında depresyon araştırmacısı martin seligman ilk defa insanların zayıflıkları ve psikolojik hastalıkları yerine güçlü yönlerine odaklanan bir bilim dalı olan pozitif psikolojiyi yarattı.
    24 güçlü karakter özelliği
    İnsanların kendilerini iyi hissetmesini ve mutlu tatminlar bir hayat sürmesini sağlayan nedir? Martin seligman bu soruya şöyle cevap bulur insanın güçlü karakter özellikleri
    Psikolog 6 erdem olarak katagorize ettiği 24 güçlü karakter özelliği tespit eder.
    -bilgelik bilgi : merak,öğrenme iştahı, muhakeme gücü, fikir zenginliği, sosyal zeka , bakış açısı
    - cesaret: yiğitlik, dayanıklılık, dürüstlük .
    - İnsanlık ve sevgi : nezaket, sevgi
    - Adalet : toplum bilinci , adalet , liderlik
    - Yatışma: kendine hakim olma kabiliyeti, serinkanlılık, mahremiyet ihtiyat, tevazu alçakgönüllük ,
    - Aşkınlık : güzelliğe değer verme , minnettarlık umutlu, iyimser ileriye odaklı olmak, maneviyat, affedici merhametli olmak, oyuncu esprili olmak , çoşku tutku heves .
    Seligman bir test aracılığıyla sahip olduğumuz güçlü karakter özelliklerini tespit etmeyi ve bunları günlük hayatımıza olabildiğince kullanmayı tavsiye eder.
    Test age s343 vd yer alır
    Seligmana göre bu sayede aşırı gecici bir mutluluk yerine kalıcı ve özgün bir mutluluk elde edilir.
    Cesaret güçlü bir özellikten fazlası
    Cesaret özellikle çekingenlikle bağlantılı olarak önem arz eden bir konudur. Cesurum çünkü korkularımı aşıyorum
    Alıştırma 20
    Sizi korkutan bir niyetle ilgili karasızsanız niyetinizin sizin için önemini sorgulayın. Not alın..
    yaparsam, özgüvenim,kişisel gelişimim, ilişkilerim mesleğim, konumum için şu avantajları elde ederim.
    Yapmazsam özgüvenim kişisel gelişimim ilişkilerim mesleki konumum için şu avantajları elde ederim.
    Alıştırma 21
    Kendinize biraz zaman tanıyın ve kendinizle ilgili farkedebildiniz tüm güçlü yönleri bir deftere kayıt edin bunu yaparken iş hayatına özel ilgi alanlarınıza hobilerinize kadar tüm yaşam alanlarınızı gözden geçirin. En çok hangi karakter özelliklerinizi seviyorsunuz?
    Çekingenliğinizle ilgili de fark ettiğiniz bazı olumlu yanlarınız var mı?
    Güçlü yönleriniz hangileri özellikle aile yaşantınızda ön plana çıkıyor?
    Hangileri arkadaş ve iş arkadaşlarınızla ilişkililerinizde ön plana çıkıyor?
    Hayatınızla ilgili özellikle gurur duyduğunuz başarılarınız nelerdir?
    Hangi konulara özellikle heveslisiniz?
    Hangi konularda engin bilgi birikiminiz var?
    Meslek hayatınızda hangi yeteneklerinizi takdir alıyorsunuz?
    Hobilerinizde hangi güçlü yönlerinizi kullanıyorsunuz?
    Bu sorulara ilaveten arkadaşlarınıza da sizi takdir ettikleri özellikleri sorabilirsiniz.
    Güçlü yönlerinle hedeflerine ulaşmak
    Alıştırma 22
    Hedeflerinizi tespit etmek için anlamsız bir kısır döngüye yol açan olumsuz sorularla zaman kaybetmemelisiniz. Örneğin neden herkesin durumu benden iyi gibi kendinize sadece cevabı yeni bir hedef için fikir verebilecek sorular sorun?
    En çok kiminle birlikte çalışmak isterdim?
    Benim için idael iş yeri nasıl olmalı?
    Çoçukluğumdan ve gençliğimden kalan hangi hayal ve planlarımı gerçekleştirmeyi çok isterdim. ?
    Dileğim gerçek olacak olsa hayalimde ki meslek nedir?

    Hep bunu yapmak istemiştim:
    Yapmayı çok isterdim diye düşünen ve hemen ardından arzularınızı susturan insanlardan mısınız? Öyleise bunun neden böyle olduğunu düşündünüz mü belki isteklerinizi uygunsuz buluyorsunuzdur yada anlayış görmeyeceğini düşündüğünüzden endişe ettiğiniz için isteklerinizi dile getirmekten çekiniyorsunuzdur?
    İstemenin özgüvenle fazlasıyla ilgisi vardır. Özgüvenli kişiler beklentilerinin farkında olan insanlardır. Arzularını açıkça tereddüt etmeden ifade ederler ve genellikle istedikleri gerçekleşir. Buna karşın istediklerini fazla korkak ve çekingenlikle dile getiren veya insanların beklentilerini bir şekilde tatmin etmesini bekleyen kişiler hayal kırıkşığına uğrar.
    İstemenin öz farkındalık yanİ kendi ihtiyaçlarının farkında olmakla da ilgilisi vardır. Özellikle kadınlar bu konuda zorlanır.
    Bu güne kadar istekkeriniz konusunda başkalarına yük olma
    Endişesiyle fazla çekingen davrandıysanız bu bakış açınızı değiştirmenizde fayda var. Bir istekte bulunmak dünyanın en normal şeyidir.
    İSTEKLERİMİN GERÇEKLEŞMESİNİ HAK EDİYORUM.
    İsteklerinizin gelecekte daha iyi anlaşılması ve gerçekleşmesini şöyle sağlayabilirsiniz.
    İsteğinizi nazik ve sevecen bir ses tonuyla ifade edin.
    İsteğinizin sebebini kısa ve açık bir şekilde ifade edin.
    Muhattabınızdan ricada bulunurken ret niteliğinde bir cevabı sorunuzun başına dahil etmeyin örneğin: Büyük ihtimalle hayır diyeceksin ama gibi
    Israr etmek ve sızlanmaktan vazgeçin. Bununla sadece isteksizlik yaratırsınız. Onun yerine açık ve dolanmadan gönlünüzde yatanı ifade edin.
    TEŞEKKÜR ETMEK VE ŞÜKRETMEK
    Teşekkür ederken bir kuralı yerine getiririz ancak üzerinde fazla düşünmeyiz bu tarz bir teşekkür boş laftan başka birleyen değildir. Oysa bugün bize olağan gelen birşey artık ona sahip olmadığımızda bir anda yirilmiş olabilir.
    Şükran duymak hayatımızı zenginleştiren bir tutumdur. Şükran duyan kişiler olumlu olaylarla daha fazla mutlu olabilir ve asabiyet ve kıskançlık gibi duyguları daha az yaşar.
    ALIŞTIRMA 24 :
    Teşekkürünüzü kıymet bilerek ifade etmeyi deneyin bunu neden şükran duyduğunuzıda açıklayarak yapabilirsiniz.
    Bir meslek taşınız sizin yerinize işinizi üstlendiyse bu işi üstlendiğin için teşekkür ederim sen olmasaydın zamanında izin alamazdım.
    Bir arkadaşınız sizinle görüşmek için zaman ayırdığında beni dinlediğin için teşekkür ederim şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.
    Örneğin tutku duygunuz bir konuyla ilgili bir araştırma veya sunum hazırlayabilir arkadaşlarınıza sunabilirsiniz. Böylelikle daha korunaklı bir alanda hitabet sanatınızı geliştirebilir ve zamanla özgüven kazanabilirsiniz. Aynı zamanda dinleyicilerin samimi takdirini toplayabilirsiniz.
    KENDİMŞ ORTAYA KOYUYORUM VE SÖYLEYECEKLERİM VAR
    insanlarla iletişimin kurduğumuz her ortamda sadece sözlerimizle değil tüm vucudumuzla iletişim kurarız. Tek bir söz söylemezsekte karşımızda kiler duruşumuzu hareketlerimiz ve miniklerimizden ne durumda olduğumuzu anlar olumlu özgüvenli korkak çekingen...
    VUCUT DİLİNİ KULLANMAK
    Vucut dili genellikle bilinçli işleyen birşey değildir. Kolaylıkla kontrol edilmediğinden tek başta anlaşılacak şekilde iç dünyamızı yansıtır. Güvensiz hissettiğimizi ellerimizi ovuştururarak kıyafetlerimizi çekiştirerek ayakta dururken sallanarak veya ayaklarımızı üst üste atarak gösteririz.
    Postüre dikkat lütfen
    Ancak iç dünyamızın duruşumuzu etkilemesi gibi vucut dilimizde düşüncelerimizi ve bakışlarımızı etkiler . Omuzlarımızı ve başımızı öne düşürdüğümüzde kendimizi küçük ve korkak hissederiz.
    Buna karşın dik ve bakışımız yukarda durduğumuzda kendimizi daha büyük ve güçlü hisseder ve öyle görünürüz. Dolayısıyla vucut dili daha güçlü bir özgüven duygusu için önemli bir anahtardır. Aşağıdaki alıştırmayı ayna karşısında deneyin.
    ALIŞTIRMA 25 oturma postürü
    Aynanın önüne bir sandalye yerleştirin ve ucuna gelecek şekilde oturun. Omuzlarınızı öne düşürün ve başınızı içeriye çekin.Bacaklarınızı üst üste atın ve sıkıca birbirine kenetleyin. Bu duruşta kendinizi nasıl hissettiğinize dikkat edin ve kendinizi aynada inceleyin
    Şimdi sandalyeye tam oturun arkanıza dik bir şekilde yaslanın ve başınızı ve üst gövdenizi dik tutun. Üst üste atmış olduğunuz bacaklarınızı gevşetin şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aynada ki yansımanız nasıl görünüyor.?
    ALIŞTIRMA 26 ayakta duruş
    Aynanın karşına geçin başınızı omuzlarınızı düşürün . Üst gövdeniz eğik olsun vucudunuzun ağırlık merkezini sağ veya sol bacağınıza aktarın . Duruşunuzun ne kadar dengesiz hale geldiğini hissedebiliyor musunuz. Bunu aynadaki yansımanızdanda fark edebiliyor musunuz?
    Şimdi başınızı ve omuzlarınızı kaldırın. Üst gövdenizi dik tutun. Ağırlığımzı iki bacağınıza eşit dağıtın. Şimdi uçurumdaki kaya gibi sağlam ve dik duruyorsunuz. Bu sizi nasıl hissettiriyor? Aynada nasıl görünüyorsunuz?
    Etkileyici vucut postüre için ilk adım farkındalıktır. Olmak istediğiniz gibi durmayı öğrenin.
    Çalışmanızı uygun bit olumlamayla destekleyin.
    DİK DURUYORUM VE KENDİME GÜVENEREK İLERİYE BAKIYORUM.
    Kulağınıza küpe
    İster tek başınıza ister çift olarak her dansın temel kuralı dik bir postürdür. Örneğin bilindik bir bale kuralı görünmeyen bir ipin başının arka tarafını yukarıya çektiğini düşün der. Bu duruşu çalışırken bu görüntüyü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Size başınızı doğru pozisyonda tutmanızı sağlatır.Genel anlamdada dansın çok faydası vardır hareket kabiliyeti kondisyonu dengeyi desteklerken vucut farkındalığınızı ve özgüvenizi artırır.
    ALIŞTIRMA 27
    Ayna karşısında dik durun ve yansımanıza bir sunum yapın. Ellerinizi vucudunuzun önünde açın ve sözlerinizi doğal el hareketleriyle destekleyin. Eller bu esnada çogunlukla bel hizasindadır.
    Özgüvenli göz teması
    ALIŞTIRMA 28
    Muhattabınıza ilginizi gösterdiğiniz göz temasıda her iletişim sürecinde önemlidir. Gözleri kaçırmak güvensizliği yansıtan önemli bir göstergedir.
    Yaklaşık 50 cm mesafe ile bir aynanın önünde durun aynadaki yansımanızda bir gözünüze odaklanın hangi gözünüz olduğu önemli değil. Önemli olan gözleri sabit bir noktaya odaklamanız.karşınızdaki yansımayla göz temasınızı en az 1 dk süreyle sürdürmeye çalışın. Ardından yansımanızdaki diğer göze odaklanmaya başlayabilirsiniz. Bu alıştırmayı yenisine geçmeden evvel bi kaç hafta boyunca hergün tekrarlayın.
    ALIŞTIRMA 29
    Bir vesikalık fotoğraf ile göz temesı kurmak tıpkı aynada yaptıgımız çalışmayı yapın önce bir göz sonra diğer göz son olarak bakışınızı en az 1 dakika resimde ki kişinin burun köküne odaklayın.bu alıştımayı her iki hafta boyunca her gün tekrarlayın.
    ALIŞTIRMA 30
    Artık gerçek bir kişiyle yapacağınız üçüncü ve en zor göz teması alıştırması için hazırsınız. Bunun için güvendiğiniz ve geri bildirimine önem verdiğiniz bir kişi seçmeye özen gösterin. Karşınızdaki kişinin burun köküne odaklanarak göz temesı kurmaya başlayın. Bu esnada ağzımızda değil sadece gözlerinizle gülümsediğini düşünün. Eğer bunu başarırsanız bakışınız daha yumuşak ve sempatik olur. Yaklaşık 1 dakika sonra göz temasını kesin geri bildirim isteyin. Bu alıştırmayı göz temesınızı muhattabınızla sohbet ederek de sürdürebilirsiniz.
    Ses tonu
    Ses tonunuzunda başkalarında yarattığınız etkide önemli bir payı vardır.
    Aşagıdaki alıştırmalar sesinizin sizi önemli anlarda sizi ortada bırakmamasını sağlayabilirsiniz.
    ALIŞTIRMA 31:
    Rahat bir yere oturun veya uzanın rahat nefes alacak verecek şekilde kıyafetlerinizi düzenleyin. Dudaklarınızı fazla sıkmadan ağzını kapan ve birkaç defa derin nefes alıp verin. Sonra nefes alışınızdaki süreye dikkat edin nefes alma süreniz yaklaşık 4 saniye olmalıdır.ardından sesli bir şekilde mmmmmm sesini çıkartırken havanın burnumuzdan çıkmasına izin verin. Nefesinizin yettiği kadar ses çıkarmaya devam edin. Nefes verme süreci alma süresinin yaklaşık iki katı kadar olmalı alıştırmayı bir kaç defa tekrarlayın.
    Uzun süre çalışıldığında bu alıştırma acil durumlarda değil genel anlamdada sesinize derinlik rezonans sıcaklık katarak ses tonunuzu daha çekici hale getirir.
    YENİ TEMASLARA AÇIK OLMAK
    Şİmdiye kadar daha çok özelliklerini az veya çok bildiğiniz aile arkadaş ve iş çevrenizden kişilerle daha verimli nasıl iletişim kurabileceğiniz üzerinde durduk.
    Ancak hergün yabancı insanlarla karşılaşıyorsunuz bir organizasyon bir seminere veya kutlamaya katılmak farklı birşeydir. Bu tarz durumlarda etrafınızda hiç tanımadığınız çok sayıda insan olabilir. Böyle durumda olmak herkes için kolay olmasada çekingen insanlar için daha zordur.
    Yabancı bir insanla karşılaştığınızda ve iletişime geçtiğinizde yada geçmek zorunda olduğunuzda nasıl hissediyorsunuz?Uygun bir giriş yapmayı başarabiliyor musunuz?
    Cevabınız hayır ise ayaküstü sohbet etmeye ilişkin bazı kuralları öğrenmenizde fayda var . Belkide hoşbeş etmeyi fazla yüzeysel bulduğunuz ve hoşlanmadığınız için red ediyorsunuzdur. Ancak şunun bilincine varmalısınız ayaküstü sohbetler yeni insanlarla temas kurmak için önemli bir araçtır.
    Giriş başarıyla yapılmış temas kurulmuşsa iletişim uzun vadede zaten derinlik kazanacaktır.
    Ayaküstü sohbetlerde ilk sözü açmak tanımadığınız biriyle ayaküstü sohbet edebilmek için karşılaşmanın konusuyla ilgili açık uçlu soru sormaktır . Sadece evet veya hayırla cevaplandırılamayan bir soruyla başlayın.
    İşte birkaç örnek
    Bir partide siz ev sahibiyle nereden tanışıyorsunuz
    Tiyatroda oyunu nasıl buldunuz
    Okul toplantısında sizin çoçuğunuz hangi sınıfa gidiyor
    Bir eğitimde en çok ilginizi çeken kısım veya seniner hangisi?
    Giriş sorunuzda karşınızdaki sahışla ilgilendiğinizi işareti eder ve kendinden bahsetmesi için ona imkan tanımış olur.
    Dinlerken ve sorular sorarken muhattabınızla ortak noktalar bulmaya odaklanırsınız konuşma doğal birşekilde sürecektir.
    ALIŞTIRMA 33
    - [ ] Günlük hayatınızda yabancılarla iletişim kurmaya çalışın. Bu markette kasa kuyruğunda alışveriş merkezinde olabilir. Açık uçlu sorular ile başlayın karşınızda ki kişinin bu soruya nasıl tepki vereceğini bekleyin. Yukardaki alıştırmadaki prosedürüleri uygulamaya çalışın. Ayaküstü sohbetler yapmak için karşınıza çıkan fırsatları ne kadar çok kullanırsanız bu konuda o kadar çok başarılı olursunuz.
    - [ ] İçinizdeki mizahı ortaya çıkarın eskiler güne gülümseyerek başlayan güne galip başlar der. Güçlü bir mizah duygusu şanssızlıkların trajik özellikleri ni yok eder içten gülümsemenin insanı ne denki canlandırdığını rahatlattığını fark etmişsinizdir. Bu nedenle aksaklıklar ve sorunla karşılaştığımızda espiriyüel bir şekilde ele almasını bilirsek çok daha kolay aşılabilmesi bir mucize değildir.
    - [ ] Bunun en iyi yanı mizah duygusu ve neşe bir ölçüye kadar çalışılarak edinilebilen özelliklerdir. Aşağıda ki alıştırmaları bir deneyin
    - [ ] ALIŞTIRMA 37 eğlenceli notlar koleksiyonu
    - [ ] Hergün başınıza gelen eğlenceli olaylara dikkat etmeye çalışın. Her olayı bir not kagıdına yazın.
    - [ ] ALIŞTIRMA 38 kızgınlıktan neşeye
    - [ ] Örneğin önünüzdeki sürücü son park yerini kapması gibi gerçekleştirilen sinirlendiğiniz bir durumu hayal edin. KıZyınlığınızı olabildiğince mimiklerle ifade edin. Birkaç saniye boyunca kızgınlık duygusunu hissetmeye çalışın.
    Şimdi kaşlarınızı olabildiğince yukarı çekin. Duygunuzun nasıl değiştiğine dikkati edin. Kaşlarınız yukardaykrn kızgın olamadığınız için yüzünüz aydınlanır ve keyfiniz yerine gelmeye başlar.
  • `kararmış çömlek ` `yannis ritsos`

    çok uzaktı geldiğimiz yol. kardeşim, çok uzak.
    ağırdı, çok ağırdı bileklerde kelepçeler. akşamları
    sallayıp başını "vakit geçti" deyince küçük lamba
    dünyanın tarihini okuyorduk belirsiz isimlerde
    mapusane duvarlarına tırnakla kazınmış tarihlerde
    ölümü beklemiş insanların çocuksu çizgilerinde -
    bir yürek, bir yay, zamanı gerçekten yaran bir
    -----yelkenli -
    bizim bitireceğimiz tamamlanmamış dizelerde
    bitmeyelim diye bitirilmiş dizelerde.
    çok uzaktı geldiğimiz yol - zorlu mu zorlu.
    şimdi senindir bu yol. avucunun içinde tutuyorsun
    bir dost elini tutup nasıl dinlersen yürek atışlarını
    kelepçelerin bıraktığı bu izin üstünde.
    düzgün yürek atışı. bir güvenli el. bir güvenli yol.
    yanıbaşında, bu sakat adam çıkarıp ayağını
    bir yana bırakıyor yatmadan önce - kof tahta bacak -
    doldurmalısın onu, çiçek dikmeden önce saksıyı nasıl
    -----dolduruyorsak toprakla
    geceler yıldızlarla nasıl dolarsa
    ağır-ağır nasıl düşünceyle sevgiyle dolarsa yoksulluk.
    karar aldık, bir gün herkesin iki bacağı olacak
    bir neşeli köprüsü gözden göze
    yürekten yüreğe. bu yüzden nerede durursan dur -
    güvertede çuvalların arasında sürgüne giderken
    transit istasyonunun hapishane parmaklıkları
    -----ardında
    "yarın" demeyen ölünün yanında
    acı, sakatlanmış yılların binlerce değneği arasında -
    sen "yarın" deyip rahat ve güvenli oturuyorsun
    insanların karşısında bir dürüst insan nasıl durursa.
    duvarlardaki bu lekeler belki de kandır
    - günümüzde her kırmızı kandır -
    karşı duvara yansıyan akşam güneşidir belki de.
    her akşam sönmeden önce kızıllaşır nesneler
    ve daha yakın durur ölüm. parmaklıkların dışında
    çocukların ve trenin sesi duyulur.
    o zaman daha da daralır hücreler
    ama sen başak dolu bir yaylada ışığı düşünmelisin
    yoksulların masasındaki ekmeği
    pencerede gülümseyen anneleri
    ayaklarını uzatacak bir yer bulmak için.
    o saatlerde yoldaşın elini sıkarsın
    ağaç dolu bir sessizlik olur
    ağızdan ağıza dolaşır ikiye bölünmüş sigara
    ormanı tarayan bir fener gibi - baharın yüreğine
    ------varan
    damarı buluyoruz. gülümsüyoruz.
    içimize doğru gülümsüyoruz. ama gizliyoruz
    -----şimdilik.
    yasa dışı gülümseyiş - güneş nasıl yasa dışı olduysa
    gerçek de yasadışı. gizliyoruz bu gülümseyişi
    sevgilinin resmini nasıl gizliyorsak cebimizde
    yüreğimizin iki yaprağı arasında nasıl gizliyorsak
    -----özgürlük düşüncesini.
    buralarda hepimiz için tek bir gökyüzü ve ortak bir
    -----gülümseyiş var.
    bizi öldürebilirler yarın. ama alamazlar bizden
    ne bu gülümseyişi, ne de gökyüzünü bizden alırlar.
    tarlaların üzerinde gölgemizin kalacağını biliyoruz
    yoksul evin kerpiç duvarı üzerinde
    yarın örmeye başlayacakları büyük evlerin çatılarında
    taze fasulye ayıklayan annenin eteğinde
    serin avluda kalacak gölgemiz. biliyoruz bunu.
    kutlu olsun acımız.
    kutlu olsun kardeşliğimiz.
    kutlu olsun dünya.
    bir zamanlar kurumluyduk kardeşim,
    çünkü hiç bir güvencimiz yoktu.
    büyük laflar ederdik
    süslerdik dizelerin kollarını altın sırmalarla
    bir uzun sorguç dalgalanırdı şarkımızın alnında
    gürültü ederdik - korkardık, işte bu yüzden gürültü ederdik
    korkumuzu sesimizle kaplardık
    topuklarımızı kaldırıma çalardık
    uzun adımlar, çalımla,
    insanların pencereden izlediği
    ve kimsenin alkışlamadığı
    içi boş topların geçiti gibi geçerdik.
    o zamanlar tahta kürsülerde, balkonlarda söylevler duyulurdu
    radyolar gümbür gümbür tekrarlardı söylevleri
    korku bayrakların berisinde gizliydi
    davulların içinde ölüler sabahlardı
    aşkolsun anlayana
    belki borular uyum sağlıyorlardı adımlara
    ama yüreğe uyum sağlamaktan uzaktılar. biz uyumu arıyorduk.
    silahların, camların parıltısı bir an bir şey verir gibi
    ----oluyordu göze - tek bu
    sonra hiç kimse tek sözcük anımsamıyordu,
    ----anımsamıyordu bir tek söz ya da ses.
    akşam ışıklar sönüp rüzgâr sokaklarda kâğıt bayrakları sürüklerken
    ve dururken kapının önünde silindirin ağır gölgesi
    uyumuyorduk bizler
    serpilmiş sesini topluyorduk sokakların
    serpilmiş adımları topluyorduk
    uyumu buluyorduk, yüreği, bayrağı.
    işte bak, kardeşim, sonunda öğrendik konuşmayı
    tatlı tatlı yalın konuşmayı.
    anlaşabiliyoruz şimdi - fazlası da gereksiz.
    ve yarın diyorum, daha da yalın olacağız
    tüm yüreklerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı edinen
    ----sözler bulacağız
    adıyla anılacak herşey,
    ve ötekiler gülümseyip "böyle şiirleri
    biz de yüzlerce yazabiliriz" diyecekler. bizim de
    ----istediğimiz bu işte.
    çünkü şarkımız insanlardan ayrı sivrilmek için değil, kardeşim
    insanları birleştirmek içindir şarkımız
    demek ki inanmaları için
    "bağıran haklıdır" demeleri için bağırmam
    ----gerekmiyor.
    hak bizden yanadır, biliyoruz bunu
    ve ne denli alçak sesle seslensem de sana, inanacaksın
    ----biliyorum -
    alıştık alçak sesle yarenliğe: tutukluyken,
    ----toplantılarda, yer altında çalışırken işgalde
    alıştık küçük kesik sözlere, korkunun, acının üstünde,
    gündüzün, saatin; gecenin korkunç dilsiz köşelerinin
    ----parolası
    geleceğin ışıklarınca bir an aydınlanan zamanın
    ----kesişmeleri
    acele sözler, yaşamın kısa özeti, en önemli noktalar
    ----yalnız
    bir sigara paketine yazılmış ya da şu kadarcık bir kağıda
    ayakkabının içinde saklı, ya da ceketimizin astarında,
    ölümün üstünde bir büyük köprü gibi bir küçük kağıt.
    bunlar önemli değil, diyecekler, kuşkusuz.
    ama kardeşim sen, biliyorsun: bu yalın sözlerden
    bu yalın davranışlardan, bu yalın şarkılardan
    yaşam boy atıyor, boylanıyor dünya, biz de büyüyoruz.
    pek önemli bir şey yaptım denilemez.
    sadece, sizlerin dokunduğu duvarın yanından geçtim
    ----ben de dokundum ona, yoldaşım,
    sadece yiğitlerimizin, kurbanlarımızın adlarını
    ----okudum transit istasyonlarında
    bende taşıdım size takılan kelepçeleri
    sizlerle acı duydum, düş gördüm
    seni buldum, sen de beni yoldaşım.
    kampta hristo amca bir fırın kurdu.
    durup bakıyordum ne yaptığını bilen yaşlı ellerine
    o yalın, bilgili, yoldaş ellere -
    giitikçe yükseliyordu fırın
    yükseliyordu dünya
    yükseliyordu sevgi
    v sıcak somundan ilk lokmayı tadınca
    bu tadla birlikte içime bir şey sindirdim
    yaşlı duvarcının bilgili ellerinden bir şey
    karşılık beklemeyen erinç gülümseyişinden bir şey
    dünyanın ekmeğini yoğuran tüm yoldaşların
    ----ellerinden bir şey
    yararlı ve gerekli nesneleri yaratan insanın
    o erinç güvenini.
    sonra, bir yığın şey öğrendik, ama herşeyi oturup
    ----anlatsam
    hiç bitmeyecek şarkım
    nasıl bitmezse sevgi, yaşam ve güneş.
    yalnız sarılmak için sana ve ağlamak için geliyorum kardeşim
    uzun ayrılıktan sonra sevgilisine dönen vurgun gibi
    bir tek öpüşle beklemiş olduğu o yılları
    öpüşten sonra da anlatarak kendilerini bekleyen yılları.
    saatlerce aynı işaretlere baktık
    yaşamlar boyunca araştırdık bu işareti,
    ama güvenince bir kez ona, verdik yüreğimizi, ellerimizi.
    ve binlerce acılı insanın baktığı o işaret
    bir şeyler ediniyor gözlerimizden, bakışmamızdan
    ve büyüyor, büyüyor, büyüyor,
    nasıl büyüyorsa hamur teknede, ağaç güneşte, umut yüreğimizde.
    ötekilerse, çok büyük, tutulmayan görülmeyen şeyler
    bizim oldu şimdi çünkü onlarla birlikte baktık
    uzun uzun, birlikte sevdik onları, bir parçamız oldular yanımızda
    tuzluk gibi, çatal, tabak gibi,
    ve şimdi aynı şekilde, bir yaprağa bakıyoruz yalın ve sevgiyle
    ----ya da bir yıldıza
    oturduğumuz taşa ya da geleceğin yüksek bacalarına bakıyoruz.
    yüreğim bugün günbatımlarında yalımlanan bir buluta benzemiyor
    ne de cennet'in ağaçları arasında masa kuran meleğe
    çırparak ak kanatlarıyla yıldız kırıntılarını sakallarından eski azizlerin.
    yok böyle bir şey. şimdi geniş, kil bir çömlektir yüreğim
    kaç kez ateşlere sürülmüş
    binlerce yemek pişirmiş yoksullar için
    emekçiler, gezginler için
    işçiler için ve küçük birimleri için
    aç güneş için, dünya için - tüm dünya için - işini gereği gibi yapan
    ----yoksul, islenmiş, kararmış bir çömlektir
    otlar ve arada bir parça et kaynatırm içinde
    aç kardeşlerim altta karıştırırken ateşi
    - herbiri odununu katar
    her biri payını bekler.
    oturmuşlar koyunlarıyla, büyük başlarıyla birlikte
    şimdi tıpkı sizin oturduğunuz gibi çepeçevre
    havadan söz ediyorlar, güneşten, yağmurdan, barıştan
    her geçen gün bakanları çoğaltan işaretten
    hiç bir yıldızın söndüremediği o yıldızdan söz ediyorlar
    ölüler de tablamızın çevresinde toplanıyor
    paylarım bekliyor, onlar da.
    ve bir gömlek kaynıyor, şakıyarak kaynıyor.
    bir kaç gündür rüzgar kovalayıp duruyor bizi.
    çevrede her balışta dikenli tel örgü
    yüreğimizin çevresinde dikenli tel örgü
    umudun çevresinde dikenli tel örgü. havalar soğuk bu yıl.
    daha yakın. daha yakın. ıslanmış kilometreler toplanıyor
    dört bir yanlarda.
    çocukları ısıtacak küçük ocaklar taşıyorlar
    cebinde yıllanmış paltoların.
    sıraya oturmuşlar, buhar tütüyor yağmurdan, uzaklıktan.
    solukları dumandır uzağa, çok uzağa giden trenin. söyleşiyorlar
    ve odanın solmuş kapısı dönüşüyor kollarını kavuşturup
    kulak kesilen bir aynaya.
    işte bunları duyarak güçlenip doğruluyorum---
    orada ben de söze karışıyorum ateşe odun atarcasına---
    canlanıyor ateş, ışık çoğalıyor --odun attıkça--
    duvarlar kızıllaşıyor, rüzgar çekiliyor, gıcırdıyor pencereler
    hâlâ çayırda otlayan eşek sıpasını duyuyoruz dışarıda
    ve köpek, ölülerin ayak uçlarına oturmuş, rahat.
    güneşin doğmasını bekliyoruz.
    rüzgâr dindi. sessizlik. düşünceli bir saban---
    tarlayı sürmek için bekliyor --- odanın bir köşesinde.
    daha iyi duyuluyor çömlekte fokurdayan su.
    tahta sırada oturup bekleyenler
    yoksullar, bizimkiler, güçlüler,
    emekçiler, proleterler.
    ---bir bardak şaraptır onların her sözü
    bir lokma kara ekmektir
    kayanın yanında bir ağaçtır
    bir penceredir güneşe açılmış.
    bizim isalarımızdır onlar, bizim ermişlerimiz
    kömür yüklü vagonlar gibi ağır pabuçları
    ellerinde kuşkusuz davranış---
    çalışmış eller, zorlu, nasırlaşmış eller
    tırnaklan yıpranmış, sert kılları
    insanın tarihi kadar geniş baş parmak
    uçurumun üzerindeki köprü gibi karışı.
    tarihin arşivinde de saklıdır parmak izleri
    sadece cezaevlerinin arşivlerinde değil,
    sık örülmüş demiryollarıdır parmak izleri
    geleceğe uzanan. ve benim yüreğim yoldaşım
    kilden, kararmış bir çömlektir
    üstüne düşeni gerektiği gibi yapan.
    şimdi çocuklarım, masal söyleyen dedeler gibi düşünüyorum
    (sakın gücenmeyin bana "çocuklarım" dedim diye sizlere,
    belki sadece yaşça ileriyim sizden
    o kadar
    ve yarın siz "çocuğum" diyeceksiniz bana, ve ben gücenmeyeceğim
    çünkü var oldukça dünyada gençlik ben genç olacağım
    bana "çocuğum" deyin, çocuklarım) ---
    böylece, şimdi düşünüyorum çocuklarım
    bir sözcük arıyorum özgürlüğün boyuna denk:
    ne daha uzun ne daha kısa
    ---fazlası yakışıksız
    azı utangaçtır
    amacıma gelince böbürlenmek değil
    ne aşağıyım ne de üstünüm herhangi bir insandan.
    varacağız şarkımıza. iyi biliyoruz bunu. senin görüşün nedir,
    yoldaşım?
    iyi, iyi.
    otlar kaynadı. yağı az. zararı yok.
    fazlasıyla iştahımız, yüreğimiz fazlasıyla.
    zamanıdır.
    burada kardeş bir ışık var --- eller, gözler yalın.
    burada ne sen benden üstün ne ben senden üstün olmalıyız
    burada her birimiz kendinden üstün olmalıdır.
    burada büyük duvarın yanı sıra bir akarsu gibi akan
    bir kardeş ışık var.
    düşlerimizde bile duyarız bu akarsuyu.
    ve uyurken battaniyeden sarkıp elimiz
    ıslanır bu akarsuda.
    iki damla çırpsan bu sudan karabasanın yüzüne
    kaçar duman olur ağaçların berisinde.
    ölümse bir yapraktan başka bir şey değildir
    yükselen bir yaprağı beslemek için düşen.
    ağaç şimdi seninle göz göze şimdi yapraklarının arasında
    senin kökün yolunu gösteriyor bütünüyle
    sen dünya ile göz gözesin --- bir şeyin yok gizleyecek.
    ellerin temiz, güneşin kalın sabunuyla yıkanmışlar
    dostların masasına çıplak bırakıyorsun ellerini
    güvenip bırakıyorsun ellerini yoldaşların ellerine.
    davranışları gösterişsiz, kesin onların.
    ve arkadaşının ceketinden bir saç kılı aldığında bile
    takvimden bir yaprak koparır gibisindir
    dünyanın dizemini hızlandıracak olan.
    dünyaya gülmesini öğretene dek
    daha çok ağlayacağını bilmene karşın.
    demek ki bir çömlek. o kadar.
    kilden, kararmış bir çömlek,
    kaynıyor, kaynıyor şakıyarak,
    güneşin altında kaynıyor şakıyarak
    çeviren : `herkül millas`
  • "Bir ben kaldım. Ben ve sizler... Bir anlık cesareti olan varsa, yer değiştirelim onunla. Gelsin buraya ve benim bulunduğum yerden, tek başına sizlere baksın. Korkudan durabilirse atı üzerinde, kendi başımı, kendi ellerimle keserim. Ama bende, korkunun zerresi bile yoktur. Aslında, ben de bir ademoğluyum. Sizin gibi bir ademoğlu... Korkusuzluğum nedendir? Çünkü bilirim ki, zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci er geç yener. Bugün yenmezse, yarın yener. Bu dünya, sizin arkaladığınız Yezid gibi, ne Yezid'ler görmüştür. Ama gene de birileri çıkar, Yezidliğe boyun eğmeyen birileri... Pınarlar kurur, ama dağın suyu bitmez. İşte, bunu anlatamadım ben, siz gafillere. Siz sanıyorsunuz ki, başımı koparıp götürdüğünüzde Yezid'e, her şey unutulur gider. Ya, şu kumlar üzerine akan kanlar? Az sonra benim kanım? Esen çöl fırtınalarıyla, bu kumlar savrulacaktır dünyanın dört bir bucağına. Savruldukça da... Hadi bakalım, uzun sözün kısası, kim öldürecekse beni, çıksın bir adım öne."
  • 2142 syf.
    ·Beğendi·10/10
    EĞER DEĞER GÖRÜRSENİZ İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,İSTEDİĞİNİZ YERDE BU YAZIYI KULLANABİLİRSİNİZ.PAYLAŞIN ARKADAŞLAR,İSTEDİĞİNİZ YERDE PAYLAŞIN Kİ BU KİTABI OKUSUN HERKES,EKSİK KALMASIN HİÇKİMSE.ADIMI KULLANMANIZA DA GEREK YOK.SAYGILAR...


    “Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”

    Umudunuz hiç bitmesin,yitmesin...Her ne olursa olsun umut etmeye devam edin.Başınızda hiç eğilmesin...Okuyan arkadaşlar,hepinize teşekkürler,sevgiler saygılar,keyifli okumalar...

    Bu yazı Yaşar Kemal ve İnce Memed'in hakettikleri bir yazı olmadı,olamaz da,zaten dünya üzerinde ''benim'' diyen hiç kimse bunlara hakettikleri bir yazı yazamaz.Elimden geldiğince çizdim bir şeyler,aslında ben de yapmadım bunu ben sadece kalemi tuttum,kalem kendisi gitti kağıdın üzerinde...Kalem ve kağıt bile o kadar özlemiş ve istemiş ki Yaşar Kemal ve İnce Memed hakkında iki kelam yazmayı...Yaşar Babam Huzur İçinde Uyu,Ardında Bıraktıklarına Değer Biçilemez!


    ------------------------------
    “Uğraşmak haktır”
    ------------------------------


    İNCE MEMED BİR ROMAN DEĞİL BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİDİR...PROLETER DESTANIDIR...EDEBİYAT ve İNSANLIĞA SUNULMUŞ EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİDİR...

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...


    Üzüldün Yaşar Baba,çok üzdüler seni ve "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" dedin...Dedin ama...Seni ''sen'' yapan,beni de ''ben'' yapan bu romanı yazmasan olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i.Ben seni okumasam olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Ve sakın bana " Ben sana hiçbir şey öğretemem oğlum, Bütün çarelerini kendin yaratacaksın." deme Yaşar Baba.Öğrettin...Dizginlenmemeyi,her şey için her zaman umut olduğunu ve başkaları için verebileceğim bir nefesin onlar için bin nefes olabileceğini öğrettin...


    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..


    Yalan olmasın ya 12 ya da 13 yaşlarındayım ve babamın kütüphanesinden çekip çıkardığım,tamamıyla okuyup bitirdiğim ilk roman İnce Memed (2 ciltti ) öylesine merak edip bir bakayım demiştim...Dolaylı da olsa yönlendirme ile.İşte!Demiştim...
    (10 yaşlarındayken yine o kütüphaneden merak edip rastgele kitap seçmişliğim vardı ve her seferinde elime bir kitap aldığım da ''o kitabı yerine bırakırmısın''dendi bana.Ne güzel adamdı babam :( Bu kitabı almamı bekliyordu,bundan eminim,çünkü daha sonraları farkettim ki bu kitabın yeri hep bir önce ki yerine bırakmamı istenen kitabın yerine geçerdi.Bu kitapla başlayayım istedi taa içimde hissediyorum,sevdi Memed'i hem de çok sevdi ve kendi Memed'ini yetiştirmek istedi. ;( Keşke sen gitmeden önce farkedebilmiş olsaydım Babam,ya da hiç gitmemiş olsaydın,ne güzel bir öğretmen olurdun bana :( Neler konuşurduk kimbilir seninle...)


    Dedim dedim ama öyle kalmadı,iyi ki de kalmadı,okumaya başladığımda vaktin nasıl geçtiğini havanın nasıl karardığını anlamamıştım bile,kaç saattir okuduğumu inanın bilmiyordum.Ve...Yaşar Kemal ve onun isyankar edebiyatı ile böyle tanıştım.Şu an da şu akıl ve mantık yapısı ile eminim ki eğer bu kitap değil başka bir romanla başlasaydım okuma serüvenine bu kadar istekli ve uzun soluklu olmayacağına inanıyorum bu serüvenin.


    Muhtemelen bu yazıda İnce Memed yorumu bekleyeceksiniz ancak alabileceğinizi pek sanmıyorum...Bir kaç satır da kitaptan ve içeriğinden bahsedeceğim tabi ama bu kitabın sadece bana değil dünyaya verdiği haz ve okuma isteğinin üzerinde durmaya çalışacağım.Ne kadar anlatabilirim bilmem çünkü iş Yaşar Baba'yı anlatmaya gelince pek bir yeteneğim olmadığı ortaya çıkıveriyor.Yaşar Kemal eserlerine yorum yapmayı kendime yakıştıramadım bir türlü affedin...
    Biraz benden,biraz alıntı yine biraz benden,böyle böyle bu destan için ufak bir yazı çıkarmaya çalışacağım.Olmayacak biliyorum ama Yaşar Kemal'in İnce Memed'i zaten anlatılamaz...Kendinizi Memed'in yerine koyup onunla birlikte yaşamalısınız,o zaman BELKİ biraz anlarsınız...


    Dedik ya: “Uğraşmak haktır” Kaçma,duy,o acıyı yaşa!Pragmatistler,Anarşistler,Hümanistler onlarca yüzlerce yıldır bir anlam,bir kavrama arayışına girmişler felsefenin üzerinden hep kendilerine sormuşlardır:Nedir yaşamın anlamı??Amaçsızca yaşamak mı,yoksa başkaları için bile olsa acı duyacağını,kayıplar vereceğini bilerek bir amaç edinmek mi?O-KU-YA-CAK-SIN!Felsefi bir düşünce eseridir İnce Memed bu bağlamda ve Yaşar Kemal bunu anlatmıştır en baba felsefeciden bile daha net olarak...Bakalım:Abdi ağa ölür, köylüler kurtulur. Kitaba bir göz atalım; köylüler her yıl çift sürmezden önce düğün bayram yapar, çakırdikenliği ateşe verir, bu ateşle birlikte Alidağın tepesinde bir top
    ışık patlar… Peki, mutlu son mu? Değil!Olmaz! Yaşam mücadele alanıdır, devinim bitmez, çatışma
    bitmez. Abdi ağa gider, yerine Hamza ağa gelir. Onca bela, onca eziyet, mücadele, kayıp, çile
    yeniden başlar.
    “Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fıkara kurtulsun deyi. Kurtuldu da… Abdi Ağa öldükten
    sonra millet şadlık şadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle
    gidecek sandık… Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdi’den bin beter. Eli kanlı. Kan
    kusturdu millete. Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti…
    Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var,
    çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana.”
    Koca Süleyman:
    “Hep öyle oldu,” dedi. “Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen
    gideceksin, oğlun gelecek…”
    “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?”
    “Uğraşıyoruz,” dedi güvenli. “Uğraşmak haktır.”
    İşte Yaşar Kemal felsefesi.Bir cümle çoğu zaman bir çok soruya verilebilecek en iyi cevaptır,tam buradaki gibi.


    Bir kitap okuyacaksın kardeşim,öyle bir kitap okuyacaksın ki,hayatın boyunca aklından çıkmayacak,senin enlerinden biri olacak,sana çok şey öğretecek bir kitap.Hiç pişman olmayacaksın...


    Bir avuç toprak alıp ağzınıza atın ve başlayın çiğnemeye,yapın bir deneyin,bakalım ne hissedeceksiniz...Yapanlara sözüm şimdi de:işte tam o his ağzınızda değil taa yüreğinizin içinde olacak!Çöreklenecek oraya.Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız...
    Memed'le birlikte yol alırken sık sık vazgeçmeyi düşüneceksiniz,sıkılacak,isyan edecek,darlanacaksınız,kitabı masada bırakıp pencereye gidip dışarıyı izleyeceksiniz ve size en uzak dağları görmeye çalışacaksınız,belki Memed'i de görürüm diye.


    Memed'le birlikte dağlara çıkmak haksızlıklara,zulümlere karşı koymak ve kurşun sıkmak isteyeceksiniz,hele ki Memed'deki onuru gururu vicdanı ve canlı sevgisini gördüğünüzde bir daha hiç yanından ayrılmak istemeyeceksiniz.Hangi çağda hangi tarih de olursanız olun bir Memed olmak isteyecek ve onun başkaldırışını kendinize rehber edineceksiniz.


    Okutmayacak direnecek kitap size,karşı koyacaksınız ve tıpkı Memed gibi ta ciğerini söküp almayı,onu yaşamayı,içinizde hissetmeyi,bir kuşu bile vuramazken bütün haksızlıkları,kötülükleri savaşarak öldürmeyi öğreneceksiniz.Ve...Ölmeyeceksiniz...Hiç bir zaman ölmeyeceksiniz...Memed'le birlikte sonsuzluğa...


    Okuduğunuz İnce Memed romanını bir daha hiç kaybetmeyeceksiniz,kimseye vermeyeceksiniz,bir emanet gibi saklayacaksınız.''Çocuklarım da okuyacak bu kitabı'' diyeceksiniz.Ve o kitap nesillerce sizde kalacak ve nesillerce Memed'le dostluğunuz devam edecek...Sıcak olacak sımsıcak,kitap sizin yüreğinizi ısıtacak ve elinizde olduğu müddetçe hiç üşümeyeceksiniz.Eğer hala almadıysanız zararı yok,şimdi alın ne farkeder ki?Hem aldığınızda sadece bir roman da almayacaksınız,İnce Memed bir roman değil ki Cumhuriyetin ilk yıllarının,ofkenin,isyanın,ezilmişliğin,kimsesizliğin,sevdanın,insanlığın ve en önemlisi her şeye rağmen umudun ve umut için savaşmanın destanıdır,şiirsel bir tarihdir,hayatınızın öyküsü,çocuklarınızın masalıdır İnce Memed.Sadeliktir,temizlik,masumiyet,samimiyet,adalet,inançtır.Bir dersdir,görkemli bir yapıt,nesilden nesile aktarılacak bir efsane,dilden dile değişmeyecek bir eser ve Türk edebiyatının yüzakıdır İnce Memed...

    Bir şeyler için başka şeyler vermek gerekir bazen,değerli şeyler sevda gibi,aşk gibi,yürek gibi,hayat gibi değerli şeyler,Memed'de verdi en değerli hazinesini,sevdasını ölümün kucağına bıraktı ama sevdasını verirken azraile,yanında insanlara umut,inanma hissi,adalet duygusu,yaşama gücü verdi.Memed bir sevda kaybetti ama insanlar bin umut kazandı.İşte Memed'in bu yüceliğini böyle anlattı Yaşar Kemal,anlatılamaz hissedilebilen bir şekil de...

    İnce Memed'de yaşadıkları dünyayı tanımayan,onun farkında olmayan,dünyayı sadece sürdükleri ırgatlık yaptıkları toprak bilen,ezilmeye,aşağılanmaya alışmış,alıştırılmış bir toplumun dayatılan düzene hiç ses çıkarmadan boyun eğişi,kabullenişi ve bir adamın,içlerinden birinin adalet arayışına şahit olurken uyanmalarını ve nasıl bir kahramana dönüştüğünü görmelerini anlatır.

    Bu kitabı okumaya başlarken Yaşar Kemal yazmış diye başlamayın,bırakın yazar kitap bitene kadar anonim kalsın,Yaşar Kemal'in içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapı dikkate alınmadan hakkı verilerek okunsun.Önyargı olmasın...Üslubun sadeliği ama aynı oranda da derinliği ve zenginliği anlaşılsın.Gerektiğinde otoriteye şiddetle karşı koyarak,başkaldırarak aynı otoritenin sömürülerden beslenmesine karşı çıkılmasının,rejimin adaletsiz gücünün nasıl anlatılabileceğinin örneğinin görülmesi olsun bu kitap.

    İnce Memed adaletsizlik karşısında manevi arayışını ,sorgulamalarını,kayıplarını kendisi için değil başkaları için,yarar için,iyilik için,insanların ezilmemesi,sömürülmemesi için yaptığının anlaşılmasını ister ve hayranlık duyulur.

    Yalnızlığı yalınlığı anlatır size İnce Memed.Konformist camia tarafından sürdürülen baskı ve zulüm önce kişiyi sonra da bütünü nasıl başkaldırıya iter?İşte bunu izletirken kışkırtır sizi.Felsefesi anlaşılmalı dikkatli okunmalıdır,zaman zaman ideolojik yönlendirmeler gelebilir size.Kısaca İnce Memed'de kimliksizlerin,hiçlerin kimliklerinin tanınması ve insan olarak kabul edilmelerini görürsünüz,işte burada da durumsal karşı çıkışı öğrenirsiniz.

    Daha iyi anlaşılabilmesi açısından İnce Memed'den önce gönül isterdi ki haberdar olayım ve Eric J. Hobsbawm'ın Eşkıyalar kitabını okuyayım ama olmadı,çok da bir şey kaybetmedim aslında,ilk okuduğumda İnce Memed bir kahramandı gözümde ama o kitaptan sonra tekrar okuduğumda Sosyal Eşkıyalık kavramı ile tanıştım ondan sonra İnce Memed'in Devrimci değil Reformcu olduğunu öğrendim.Bu kahramanlık etiketini değiştirdimi?Kesinlikle hayır.
    Hobsbawm'a göre Sosyal Eşkıya'nın hedefi sömürünün tam olarak ortadan kalkması değil,adil ölçüyü aşmaması ve güçlünün güçsüzü makul sınırların dışında ezmemesi,ancak bu şartların dışına çıkıldığında ki bu her çağda her coğrafyada olabilir,o zaman İnce Memed'ler eşkıya olarak adlandırılır,aynı zamanda da bir Robin Hood'a eşkıya demeye utanır bu adı verenler...

    ''Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.''
    Bunu demiş Cemal Süreya demek ki bulmuş Kitabını ve yazarını.Oku oku aramak gerekir bazen yıllarca binlerce kitap arasından bunu bulmak için,ne büyük şansdır bilmezsiniz belki,bu aramalar olmadan karşınıza çıkıvermesi sizi derinden etkileyecek,yaşamınıza yaşam ekleyecek,sizi düşündürecek ve hakkı haklılığı öğretecek,ruhunuzu isyan ateşi ile anarşistleştirecek,size istediğiniz şey için onurluca savaşmayı gösterecek bir yazar ve kitabıyla tanışmak.

    Evet Yaşar Kemal anarşist,gururlu,karşı koyulmaz,ne olursa olsun dinlemez,dizginlenmez,ille de haklının yanında,bağıra çağıra isyan edebilen,bu yanlış diyebilen,seçmeyi öğrenen ve yanlışı görünce ne ve kim olursa olsun arkasına hiç bakmadan çekip gidebilen asi bir ruh verdi bana,yoğurdu beni,şekillendirdi,yonttu ve bana ruhumun derinliklerinde bir eşkıya olmayı öğretti.Vicdan denen şeyin hiç bir zaman unutulmaması gerektiğini ve her zaman içimde en iyi en değerli köşeye koyulması gerektiğini söyledi.İyi ki de yaptı,bana karakter armağan etti,her okuduğum eserinde bir şeyler üfledi ruhuma,ve hiç bir zaman doğru bildiğinden şaşma burnunun diki diye bir yol var o yoldan da ayrılma evlat dedi.

    Her insanın bir kitabı,bir yazarı vardır.ne şanslıyım ki ben bunları ilk okuduğum romanla buldum.Sizin de kendinizinkini bulmanız dileğiyle...

    -------------------------------------------------------------------
    -------------------------------------------------------------------

    İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA!

    II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor.Sessizce.

    Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 kışı Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i...

    Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. Çini sobalı ev de 3 ay sürüyor yazması...

    1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek.

    Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."

    Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor.

    1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.

    Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." İnce Memed yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor.

    Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor.

    Bakanlıktan ültimatom Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i...

    Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanı

    Alıntı- Yaşar KEMAL'in Hatıralarından
    ----------------------------------------------------------------------------
    ----------------------------------------------------------------------------

    Yaşar Baba Konuşur :
    ------------------------------------

    “Yaratıcılığın kaynağı üstünde düşünürken, orasını çok aydınlık, ışık içinde görüyorum. Orada çok umut görüyorum. Orada bizim yaşama bu kadar bağlanmamızın gizi var sanıyorum. O aydınlığa, o umuda tutunuyorum. Karanlığın yaratıcı gücü olabilir mi, diye soruyorum hep kendi kendime. Bizi bu dünyaya, bu yaşama böylesine bağlayan ne? Romanlarımda hep korkunun, korktuklarının üstüne yürüyen insanlar bulacaksınız. Ben hep korkunun, korktuklarımın üstüne yürürüm. Bu, benim huyumdur sanıyordum. Sonra öğrendim ki, çok insanın da huyuymuş. Yaratıcılığın kaynağına doğru, ondan beri de neye rast gelirsek… Yeni Sofokleslere, yeni Cervantes’lere, yeni Moliere, yeni Shakespeare’lere. O zaman dünyamız daha mutlu olacak.”

    “Bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa düşüyorsak da bu çok çok acıysa da ben aydınlığın türkücüsüyüm. Ben bir karanlıktan gelip bir karanlığa düşüyorsam da ben aydınlığı gördüğümden, bu vazgeçilmez yaşam sevincini duyduğumdan dolayı doğaya minnettarım. Ya doğmasaydım, ya bu görkemli dünyayı yaşamasaydım ne olurdu? Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik türküleriyle doldurmalıyız. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkarmalıyız.”

    “İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya.”

    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

    Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
    Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar." (Ömrüm boyunca dinleyeceğim seni ama savaşmamın gerektiği yerde de savaşmayı senden öğrendim)

    İşte böyle büyük bir insan dı Yaşar Kemal.Sevgi dolu cesur ve asi yüreğiyle İçimizden biriydi.

    Bir Barış Savaşçısı,yoksulun,ezilenin,sömürülenin en yakın dostu,
    İnsanlığın,İnsan olmanın onurunu yaşatan bir değer Yaşar Kemal...

    “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. O hiç bir zaman ırkçı olmadı. Olması gerektiği gibi oldu. “İnsan”dı onun için değerli olan, ırk değil.

    Haydi Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik,sevda türküleriyle dolduralım. Yaşama minnetimizi her olanakta söyleyelim. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkaralım.Gerektiği yerde de Gerektiği gibi başkaldıralım...

    Memed atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
    O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.

    Okuduğunuz için teşekkür ederim...HOŞÇAKALIN...
    Öyle bir sessizlik ki benimkisi..
    Dışım sükut, içim kıyamet..
    Ne kimseye ses edecek tınım var, ne kimseye doğru yürüyecek dermanım..
    Almış yüreğimi gidiyorum..
    Ardımda kalan umut ve düş kırıklıklarımadır eyvahım...

    Birkaç Alıntı Bırakalım:
    --------------------------------------------

    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
    --------------------
    İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.
    --------------------
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.
    -------------------
    Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar, haksızlığa karşı durmak insanın onurudur.
    -------------------
    Vicdanın karışmadığı iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan...
    -------------------
    Insanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli.
    ------------------
    Bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir.
    ------------------
    Allah kulu kul yaratmış, kulu kimseye kul yaratmamış. Diretmeyen insan Allah'a karşı insandır.
    ------------------
    İnsan soyu canavar olmuş da bizim haberimiz yok...
    -----------------
    yürek bir sırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz.
    -----------------
    şu dünyaya kim bilir ne kötü, ne alçak, tanıyınca ne kadar utanacağımız insan gelmiştir, kim bilir?
    -----------------
    Dünyada her şey olmak kolay ama insan olmak zor .
    -----------------
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.
    ----------------
    Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir.
    ----------------
    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..

    Zülfü Livaneli - Ince Memed Türküsü
    https://www.youtube.com/watch?v=zSSLdnTXqm0

    -------------------------------------

    Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek - Adnan Yücel - Yaşar Kemal'in Cenaze Töreni
    https://www.youtube.com/watch?v=tH5L4pYdc9M
  • (Çok uzun bir sessizlik)

    Ama senin dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Çok dostun var.
    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne veriyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne sunuyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne sunuyorsun?

    (sessizlik)







    Bir zihnin zemini, bir ışık huzmesi altında binlerce hamam böceği bir anda tek bir gövde halinde birleştiğinde ve hiç birinin dile getirmeye cesaret edemediği gerçeği kapsadığında artık hiçbir şeye karşı çıkmadan yer değiştiriyor ve o zihnin üst tabakalarındaki karartılmış bir şölen salonununda yoğunlaşmış bir bilinçlilik hüküm sürüyor


    Her şeyin benim için açığa çıktığı bir gece geçirdim.
    Nasıl tekrar konuşabilirim?


    Kendinden başka kimseye güvenmeyen kırgın hünsa gerçekte odayı bereketli buluyor ve kabustan hiçbir zaman uyanmamak için yalvarıyor.


    Ve hepsi oradaydılar.
    Herbiri.
    Ve ben sandalyelerinin arkalıklarında bir böcek gibi ordan oraya seyirtirken
    adımı biliyorlardı.

    Işığı anımsa ve ona inan

    Ebedi ışıktan önce bir anlık netlik.


    Unutmama izin verme


    --------------------------------------



    Üzgünüm

    Geleceğin umutsuz olduğunu ve hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceğini hissediyorum.

    Sıkıldım ve hiçbir şey beni tatmin etmiyor

    Bütünüyle yenilgiye uğramış biriyim.

    Suçluyum, cezalandırılıyorum

    Kendimi öldürmek istiyorum

    Daha önce ağlayabiliyordum ana şimdi gözyaşlarının ötesine geçtim

    Başka insanlara karşı ilgimi yitirdim

    Karar veremiyorum

    Yiyemiyorum

    Uyuyamıyorum

    Düşünemiyorum

    Yalnızlığımı, korkumu ve tiksintimi yenemiyorum

    Şişmanım

    Yazamıyorum

    Sevemiyorum

    Erkek kardeşim ölüyor, sevgilim ölüyor, İkisini de öldürüyorum

    Ölümüme doğru doluyorum.

    İlaç almaktan dehşetli korkuyorum.

    Sevişemiyorum

    Sikişemiyorum

    Yalnız kalamıyorum

    Başkaları ile birlikte olamıyorum

    Kalçalarım çok büyük

    Cinsel organlarımı sevmiyorum


    +.48’de
    çaresizlik ziyaretime geldiğinde
    kendimi asacağım
    sevgilimin nefes alıp verişiyle birlikte

    Ölmek istemiyorum

    Ölümlülüğüm olgusu ile öyle çaresizliğe düştüm ki, intihar etmeye karar verdim

    Yaşamak istemiyorum

    Uyuyan sevgilimi kıskanıyorum ve onun teskin edilmiş bilinçsizliğine imreniyorum.



    Uyandığında benim sakinleştiriciler tarafından kesintiye uğratılmış uykusuz gecemin düşüncelerini ve konuşmalarını kıskanacak

    Kendimi bu yıl ölüme teslim ettim.

    Bazıları bunu kendine düşkünlük olarak adlandıracak
    (Bunun gerçekliğini bilmedikleri için şanslılar)
    Bazıları da basit bir olgu olarak acı çekmeyi bilecekler.

    Bu benim normalliğim haline geliyor.

    -------------------------------------------------------


    100

    91
    84
    81

    72
    69
    58
    44
    37 38
    42
    21 28
    12
    7


    ----------------------------------------------------------




    Uzun sürmedi. Orada uzun süre kalmadım. Ama siyah acı kahve içerek bir antik tütün
    dumanı içinde o ilaç kokusunu yakaladım. Ve o hala hıçkıran yerde bir şey bana dokunuyor iki yıl önceden gelen bir yara bir kadavra gibi açılıyor ve uzun süredir gömülü duran utanç, çürümekte olan iğrenç ıstırabını ortaya döküyor.

    Bir oda dolusu İfadesiz donuk yüz acımı seyrediyor, o kadar anlamdan yoksunlar ki, burada bir ard niyet olmalı.

    Dr Bu ve Dr. Şu ve o anda oradan geçmekte olan Dr Nevar bir uğrayıp kafa bulayım diye düşündü. Çaresizliğin sıcak tünelinde yanmakta olan ben, bir de nedensiz sarsılmalarla iyice resil olmuş durumdaki ben , bir de sözcükler ağzımdan kekeleyerek dökülürken, “hastalığım” hakkında söylecek hiçbir şey bulamıyordum, Zaten o da ölecek olduğum için hiçbir şeyin anlamı olmadığını bilmekten ibaretti. Bana bedenin ve zihnin bütünlüğünün nesnel bir gerçeklik olduğunu söyleyen o düzgün, akılcı psikiyatrik sesle ben tamamiyle çıkmaza girdim. Ama ben burada değilim ve hiç olmadım. Dr Bu bunu yazıyor ve Dr. Şu sempatik bir bir biçimde mırıldanmaya çalışıyor. Beni seyrederek, beni yargılayarak, tenimden sızan sakatlayıcı yenilginin kokusunu alarak, bana pençelerini geçirmiş ve her şeyi yutan çaresizliğimi, beni baştan aşağı saran dünyaya dehşetle ağzı açık bakar ve neden herkesin gülümsediğini merak ettiren, ve herkesi içimde sancıyan utancın gizli bilgisiyle bana bakar hale getiren paniğimi ...
    Utan utan utan
    Boktan utancın içinde boğul

    Sırrına erişilmez doktorlar, duyarlı doktorlar, sıradışı doktorlar, size kanıt gösterilmedikçe hasta olduklarını sanacağınız doktorlar, aynı soruları sorararak, ağzıma kendi sözcüklerini yerleştirerek, doğuştan gelen acılar için kimyasal tedaviler önerirler, Ben senin için avaz avaz bağırmak isteyene kadar da birbirlerinin kusurlarını örterler: Sen; , bana isteyerek dokunan, gözlerimin içine bakan, yeni kazılmış mezarımından gelen sesle yaptığım darağacı esprilerine gülen, saçımı kazıdığımda benimle dalga geçen , ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyerek yalan söyleyen tek doktor. Yalan söyleyen. Ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyen. Sana güvendim. Seni sevdim, ve canımı yakan seni kaybetmek değil, tıbbi görüşlermiş gibi maskelediğin boktan yalanlarınız.

    Senin gerçekliğin, senin yalanların, benim değil.

    Ve ben senin farklı olduğuna inanırken ve hatta zaman zaman yüzünde yanıp sönen ve patlama tehdidi içeren ızdırabı belki gerçekten hissettiğin sanısına kapılırken, sen de ayıbını örtmeye çalışıyordun. Bütün öbür aptal ölümlü amcıklar gibi.

    Benim düşünceme göre bu ihanettir. Ve benim asıl düşüncem, bu sersemce düşünce kırıntılarının temelinde yatandır.

    Hiçbir şey benim öfkemi dindiremez.

    Ve hiçbir şey yeniden inançlı olmamı sağlayamaz.

    Bu benim içinde yaşamak istediğim bir dünya değil.


    -----------------------------------------------

    -Herhangi bir planın var mı?

    -Aşırı doz alıp, bileklerimi kesmek ve kendimi asmak.

    -Hepsini birden mi yapacaksın?

    -Hiçbir biçimde bir yardım çağrısı gibi algılanamaz böylece.

    (sessizlik)

    -İşe yaramaz.

    -Tabii ki yarar.

    -Yaramaz. Aşırı dozdan dolayı üzerine bir uyuşukluk gelecek. O yüzden de bileklerini kesebilecek gücün olmayacak.

    (sessizlik)

    -Eğer yalnız kalırsan, kendine zarar verebileceğini düşünüyor musun?

    -Yapabileceğimden korkuyorum.

    -Bu koruyucu oabilir mi?

    -Evet. Beni tren raylarından uzakta tutan şey korku. Tanrıya ölümün boktan bir son olması için dua ediyorum. Kendimi seksen yaşında hissediyorum. Hayattan yoruldum ve zihnim ölmek istiyor.

    -Bu bir mecaz, gerçek değil;

    -Bu bir teşbih.

    -O da gerçek değil.

    -Bu bir mecaz değil, teşbih; öyle olsa bile bir mecazı tanımlayan özellik, onun gerçek oluşudur.

    (Uzun bir sessizlik)

    - Sen seksen yaşında değilsin .

    (sessizlik)

    Öyle misin?

    (bir sessizlik)

    Öyle misin?

    (Bir sessizlik)

    -Mutsuz insanların hepsini mi horgörüyorsun? Yoksa özellikle beni mi?

    -Seni hor görmüyorum. Bu senin suçun değil. Hastasın.

    -Ben öyle düşünmüyorum.

    -Öyle değil mi?

    -Hayır. Depresyondayım. Depresyon öfkedir. Ne yaptığın, burada kimin olduğu ve kimi suçladığındır.

    -Peki sen kimi suçluyorsun?

    -Kendimi.


    ---------------------------------------------


    Beden ve ruh arasında hiçbir zaman bir evlilik olamaz.

    Benim daha önce olduğum kişi olmaya ihtiyacım var. Ve kendimi cehenneme adamama neden olan bu uyuşmazlığa ebediyen lanet okuyacağım.

    Çözümsüzce umudetme beni ayakta tutamaz.

    mutsuzluk ve elem içinde boğulacağım.
    benliğimin soğuk siyah gölcüğünde
    cisimsiz zihnimin derinliğinde

    Benim düşüncemin biçimi artık yokolduğuna göre nasıl
    Biçime dönebilirim.

    Benim tasvip edebileceğim bir hayat değil.


    Beni yokeden şey için beni sevecekler
    Düşlerimdeki yıkıcılık
    Düşüncelerimin karışıklığı
    Zihinimin kıvrımlarından üreyen hastalık

    Her övgü ruhumun bir parçasını alıp götürüyor

    Hiçbir şey bilmeyen
    İki aptalın arasında salpalayan
    Dışavurumcu bir geveze
    Ben her zaman özgürce yürüdüm

    Edebi kleptomanlar dizisinin son sırasında yeralan
    zaman içinde değer kazanan bir gelenektir.

    kendini ifade etmenin zigzaklı yollarında
    hırsızlık kutsal bir eylemdir

    Ünlem işaretlerinin bolluğu bir sinirsel çöküntünün yakın olduğunu işaret ediyor
    Sayfanın üzerinde tek bir sözcük ve işte drama orada.

    Ben ölüleriçin yazıyorum
    Doğmamışlar için

    4.48’den sonra bir daha hiç konuşmayacağım.

    Yabancı bir kadavranın içine kapatılmış bir şuura, çoğunluğun maneviyatının kötücül ruhunca tahammül edildiği bu iç karartıcı ve tiksindirici öykünün sonuna vardım.

    Uzun bir süredir ölüyüm

    Köklerime kadar


    Hç umut olmadan sınırda şarkı söylüyorum.

    -------------------------------




    RSVP ASAP

    ---------------------------------------------


    Bazen dönüp senin kokunu yakalıyorum ve sana karşı hissettiğim allah kahretsin o korkunç siktiri boktan özlemin korkunç fiziksel acısını, o allahın belası korkunç acıyı ifade etmeden yapamıyorum allah kahretsin. Sana karşı bunu hissetiğime ve senin de hiçbir şey hissetmiyor oluşuna inanamıyorum. Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Ve sabahın altısında dışarı çıkıp seni aramaya başlıyorum. Düşümde Bir sokak, bir pub, ya da bir istasyon görmüşsem, bunu bir mesaj olarak alıp oraya gidiyorum. Orada seni bekliyorum.

    (sessizlik)

    Biliyor musun, gerçekten birinin beni yönettiğini hissediyorum.

    (sessizlik)

    Hayatımda hiçbir zaman başka insanların istediklerini verememe gibi bir sorunum olmadı.
    Ama hiç kimse bana bunu yapamadı. Hiç kimse bana dokunmuyor. Hiçkimse yanıma gelmiyor. Ama şimdi sen bende öyle boktan, öyle amına koyduğum bir derinliğe dokundun ki, inanamıyorum ve ben senin için bu olamam. Çünkü seni bulamıyorum.

    (sessizlik)

    Neye benziyor?
    Ve onu gördüğümde onu nasıl tanıyacağım.
    Ölecek, ölecek, yalnızca boktan bir şekilde ölecek

    (sessizlik)

    Sence bir insanın yanlış bir bedende doğması mümkün mü?

    (sessizlik)

    Has siktir. siktir. Hiçbir zaman olman gerektiği yerde olmayıp beni reddetiğin için has siktir. Kendimi bok gibi hissetmeme neden olduğun için hassiktir. İçimdeki aşkı ve hayatı kanatarak emdiğin için has siktir. Babamı hayata gelmeme neden olduğu için sikeyim.Anamı onu terketmediği için sikeyim , ama en çok da varoluşuma sikeyim, varolmayan bir insanı sevmeme neden olduğu için.
    Has siktir. Hassik tir hepinize, her şeye .



    -Ah canım, ne oldu koluna?

    -Kestim.

    -Bu çok çocukça birşey. İlgi toplamaya çalışıyorsun. Bu seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    -Hayır.

    -Seni rahatlattı mı?

    (sessizlik)

    -Seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Bunu neden yaptığını anlamıyorum.

    -O zaman sor.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    (Uzun bir sessizlik)


    Bakabilir miyim?

    -Hayır.

    -İltihap kapıp kapmadığını görmek için bakmalıyım.

    -Hayır.

    (sessizlik)

    -Bunu yapabileceğini düşündüm. Çoğu insan bunu yapıyor. Gerginliği azaltıyor.

    -Sen hiç yaptın mı?

    -......

    -Hayır. Fazlasıyla aklı başına ve mantıklı. Bunu nerede okudun bilmiyorum ama gerginliği azaltmıyor.


    (sessizlik)

    Neden bana niçin diye sormuyorsun?
    Niçin kolumu kestim?

    -Bana anlatmak ister misin?

    -Evet.

    -Anlat o zaman.

    -BANA
    NİÇİN YAPTIĞIMI
    SOR.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Niçin kolunu kestin?

    -Çünkü allahın belası çok iyi hissettirdi bana. Çünkü müthiş şaşırtıcı.

    -Bakabilir miyim?

    -Bakabilirsin. Ama dokunma.

    -(bakar) Hasta olmadığını düşünüyorsun değil mi?

    -Hayır.

    -Ben hasta olduğunu düşünüyorum. Bu senin suçun değil. Ama kendi davranışlarının sorumluluğunu almalısın. Lütfen tekrar yapma.

    -------------------------------------------


    Onuı kaybetmekten ödüm kopuyor. Ona hiç dokunmadım Aşk beni gözyaşları ile dolu bir mağaranın kölesi yapıyor.
    Onunla ona hiç konuşamadığım dilimi ısırıyorum.

    Hiç doğmamış bir kadını özlüyorum.

    Hiç buluşamayacağımızı söyleyen bir kadını yılların ötesinden öpüyorum.

    Her şey geçiyor
    Herşey yokoluyor.
    Her şey yavanlaşıyor.

    Düşüncelerim kahreden bir gülümseme ile uzaklaşıyor.
    Ruhumda böğüren
    uyumsuz bir kaygıyı ardında bırakarak

    Umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok

    Sevdiğim için bir şarkı, onun yokluğuna değen
    Yüreğinin akışı, gülüşünün heyecanı

    On yıl içinde o hala ölü olacak. Onunla yaşarken onunla uğraşırken, bir kaç gün geçince onu düşünmezken bile, o hala ölü olacak. Ben kendi adımı unutmuş sokakta gezinen yaşlı bir kadın olduğumda o hala ölü olacak, o hala ölü olacak, Allah
    Kahretsin
    bitti

    Ve yalnız başıma dayanmalıyım.


    Sevgilim, aşkım, beni neden yüzüstü bıraktın?

    O, içinde hiç bir zaman yatmayacağım bir sığınak
    Benim kaybımın yanında hayatın hiçbir anlamı yok

    Yalnız olmak için büyüdüm
    Yok olanı sevmek için

    Bul beni
    Bundan
    Kurtar beni


    Çürüten kuşku
    Boşuna keder

    Sükunetin yarattığı dehşet


    Mekanımı doldurabilirim.
    Zamanımı doldurabilirim
    Ama yüreğimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz


    Uğruna öleceğim hayati ihtiyacım


    Sinirsel Çöküntü

    -----------------------------------------------



    -Eğe r’ler, ama’lar yok.

    -Ben eğer ya da ama demedim. Ben hayır dedim.


    -Yapamam yapmalıyım hiç yapmak zorunda kalmamak her zaman, yapmayacağım, yapmalı, yapmayacağım.
    Tartışılamaz olanlar.
    Bugün değil.

    (sessizlik)


    Lütfen. Beni düzeltmeye çalışarak zihnimi durdurma. Dinle ve anla. Ve küçümsediğinde
    bunu bana gösterme, en azından bunu söze dökme, en azında bana söyleme.

    (sessizlik)

    -Ben seni horgörmüyorum.

    -Öyle mi?


    -Hayır. Bu senin suçun değil.

    -Bu senin suçun değil. Bütün duyduğum bu. Bu bir hastalık. Bu senin suçun değil. Benim suçum olmadığını biliyorum. Bunu bana o kadar çok söylediniz ki, artık benim suçum olduğunu düşünmeğe başladım.

    -Senin suçun değil.

    -BİLİYORUM.

    --Ama izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Öyle değil mi?

    -Hayatı anlamlı kılacak bir ilaç yok yeryüzünde.

    -Bu korkunç anlamsızlık haline izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Buna izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    -Düşünemeyeceğim. Çalışamayacağım.

    -Çalışmanı hiçbir şey intihar kadar sekteye uğratmayacaktır.

    (sessizlik)

    -Doktora gittiğimi gördüm düşümde. O da bana yaşamak için sekiz dakika verdi. O siktiğimin bekleme odasında yarım saattir bekliyordum.

    (Uzun bir sessizlik)

    Tamam, hadi yapalım. İlaçları alayım, kimyasal lobotomi yapalım, beynimin daha yüksek işlevlerini durduralım. Belki de böylece biraz daha yaşamayı başarırım. .

    Hadi yapalım.



    ---------------------------------------



    nahoş olma durumuna
    kabul edilemez duruma
    sönük olma durumuna
    ve anlaşılamaz olma durumuna kadar soyutlama

    alakasız
    saygısız
    dinsiz
    tövbe etmeyen

    hoşlanma
    yerinden et
    bedensizleştir
    boz

    açıkça
    hiç kimsenin
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini
    düşünemiyorum




    öyle olsa bile yapsalar bile
    bana benzer
    bir başkasının
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini sanmıyorum

    ayrıca bütün bunların dışında

    Ne yaptığımı biliyorum
    Çok iyi biliyorum




    Mantıksız
    küçültülemez
    ıslah edilemez
    tanınamaz
    rotası şaşmış
    düzeni bozulmuş
    deforme olmuş
    biçimini yitirmiş

    anadilini konuşan hiç kimse


    Gerçek Doğru haklı
    noktasına kadar anlaşılamaz olamaz


    Herhangi biri ya da her biri ya da herkes

    Bir mantık denizinde boğuluyor
    Bu korkunç felç halinde



    Hala hastayım


    -------------------------




    Belirtiler: yemiyor, uyumuyor, kıonuşmuyor, cinsel isteği yok, kederli, ölmek istiyor.

    Teşhis: patolojik ızdırap

    Sertraline, 50 mg. İleri derecede uykusuzluk, yüksek derecede gerginlik- ansiyete, anoxeria, (17 kg luk ağırlık kaybı) intihar etme düşüncesi, planları ve eğiliminde artış. Hastaneye yattıktan sonra devam etmedi.

    Zopiclone, 7.5 mg. Uyudu. Derideki döküntülerden sonra devam etmedi. Tıbbi önerilere karşı çıkan hasta hastaneyi terketmeye çalıştı. Kendisinin iki katı cüssesinde üç erkek hastabakıcı tarafından zaptedildi. Hasta tehditkar ve işbirliğine yanaşmıyor. Paranoyak düşüncelere sahip.-hastane personelinin kendisini zehirlemeye çalıştığına inanıyor.

    Melleril, 50mg. İşbirliğine açık durumda.

    Lofepramine, 70 mg, doz 140 mg’ye yükseltildi, daha sonra da 210 mg.’ye. 12 kg aldı. Kısa süreli bellek kaybı yaşadı. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hainlikle suçladığı genç bir doktorla tartıştı ve bu tartışmadan sonra saçlarını kazıdı ve kollarını jiletle kesti.

    Hastane yatağına daha fazla ihtiyacı olan ağır psikotik bir hastanın acil servise gelişi ile,
    Hasta cemiyetin bakımına bırakıldı.

    Citalopram, 20 mg. Sabah titremeleri. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hasta yan etkileri ile öfke nöbetleri geçirdikten sonra ve belirgin bir iyileşme kaydedilmediği için Lofepramine ve Citalopramı bıraktı. İlacı bıraktıktan sonraki belirtiler: Sersemlik ve akıl karışıklığı. Hasta düşmeye, bayılmaya ve arabaların üzerine yürümeye başladı.
    Kuruntulara sahip- Rehberinin deccal olduğunu sanıyor.

    Fluoxetine hydrocholeride, ticari adı Prozac, 20 mg, doz 40 mg’a yükseltildi. Uykusuzluk, düzensiz iştah (14 kg kaybetti), şiddetli anksiyete, orgazm olamama hali, çeşitli doktorlara ve ilaç üreticilerini öldürme yönünde düşünceler. İlacı bıraktı.

    Ruh hali: Çok öfkeli.
    Etkisi: Çok öfkeli



    Thorizine, 100 mg. Uyudu. Daha sakin.

    Venlafaxine, 75 mg, Doz 150 gr. yükseltildi, daha sonra 225mg.verildi. Sersemlik, düşük tansiyon, başağrıları. Başka reaksiyon gözlenmedi. İlacı bıraktı.

    Hasta Sepxat’ı bıraktı hastalık kuruntusu- spazm halinde göz kırpma ve ağır ilerleyen dyskinesia ve yine ağır ilerleyen demansın belirtisi olarak şiddetli bellek kaybından şikayet ediyor.

    Tüm tedavi önerilerini reddetti.

    100 aspirin ve bir şişe Bulgar Cabernet Sauvignion, 1986. Hasta bir kusmuk havuzunda uyandı ve “köpekle uyuyan pirelerle uyanır” dedi. Şiddetli karın ağrısı. Başka reaksiyon gözlenmedi.


    -------------------------------------


    Kapak açılır.
    Çıplak ışık



    Televizyon konuşmaları
    gözlerle dolu
    görebilmenin güçleri

    Ve şimdi o kadar korkuyorum ki


    Bir şeyler görüyorum
    Bir şeyler duyuyorum
    Kim olduğumu bilmiyorum


    Dilim dışarda
    -------? okunamıyor

    Zihnimin parça parça buruşup örselenmesi



    Nereden başlayacağım?
    Nerede duracağım?
    Nasıl başlayacağım?
    (Devam etmek için demek istiyorum)

    Nasıl duracağım? Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım? Bir sancı burgu gibi
    Nasıl duracağım? Ciğerlerime saplanıyor
    Nasıl duracağım? Bir ölüm burgu gibi
    Nasıl duracağım? Yüreğimi sıkıştırıyor


    Öleceğim
    Ama daha değil
    Ama burada


    Lütfen...
    Para....
    Karı....

    Her eylem,
    ağırlığı beni ezen bir simge

    Boğazımda noktalı bir çizgi
    BURADAN KESİN

    BUNUN BENİ ÖLDÜRMESİNE İZİN VERMEYİN
    BU BENİ ÖLDÜRECEK VE EZECEK VE BENİ
    CEHENENNEME GÖNDERECEK


    Beni yiyip bitiren bu çılgınlıktan beni kurtarman için yalvarıyorum
    Yarı istemli bir ölüm


    Artık hiç konuşmamam gerektiğini sanıyordum.
    Ama şimdi arzudan daha kara bir şey olduğunu biliyorum
    Belki de o beni kurtaracaktır.
    Belki de o beni öldürecektir.


    Zihnimin tepesindeki cehennemi tasın çevresindeki yürek kırgınlığının çığlığı olan kederli ıslık


    Hamamböceklerinden oluşan bir battaniye


    Bu savaşı bitirin


    Benim bacaklarım boş
    Söylenecek bir şey yok
    Ve bu da deliliğin ritmi



    ----------------------------




    -Yahudilere gaz verdim. Kürtleri öldürdüm, arapları bombaladım,merhamet için yalvardıklarında küçük çocukları siktim, ölüm tarlaları benim, herkes partiyi benim yüzümden terketti, senin siktiğim gözlerini emip çıkaracağım, ve annene bir kutu içinde yollayacağım. Öldüğümde çocuğun olarak yeniden doğacağım, en az elli kez daha kötü, ve delice bir şey yaşadığın sürece hayatını bir cehenneme çevireceğim Reddediyorum REDDEDİYORUM REDDEDİYORUM BANA SAKIN BAKMA

    -Tamam tamam
    -BANA SAKIN BAKMA
    -Tamam tamam ben buradayım.


    ---------------------------


    Biz lanetliyiz
    Sağduyunun dışladıklarıyız.

    Neden yaralıyım ben?
    Tanrının hayallerini gördüm ben

    Ve hepsi geçecek

    Kendinizi emniyete alın
    Çünkü paramparça olacaksınız
    Çünkü her şey geçecek


    Çaresizliğin ışığına bakın
    Acının göz kamaştırıcı parlaklığına
    Ve karanlığa doğru sürüklenceksiniz

    Eğer bir patlama olursa
    (ki bir patlama olacak)
    Suçluların isimleri çatılardan seslenilecek

    Tanrıdan korkun
    Ve onun zalim meclisinden

    Derimin üzerindeki ekzema, yüreğimdeki kızışma
    üzerinde dansettiğimizi, böceklerden oluşan bir örtü
    Kuşatmanın cehennemi evresi

    Bütün bunlar geçecek

    ---okunamıyor

    Işığı hatırla ve ışığa inan

    İsa öldü

    Rahipler vecd içinde

    Biz liderlerimizi görevden alan
    sefilleriz
    ve Baal ‘a (sahte tanrı) bir tütsü yaktık


    Hadi birlikte mantık yürütelim
    Aklı selim, ebedi olarak gerileyen ruhun ufkunda, Tanrının evinin olduğu dağda bulunur
    Kafa hastadır, yüreği saran zar yırtılmış
    Bilgeliğin üzerinde yürüdüğü zemine basarak ilerle
    Güzel yalanları kucakla-
    Aklın kronik deliliğini

    kıvranma başlıyor


    ---------------------------

    4.48’de
    Akıl bir saat oniki dakika kadar ziyaret ettiğinde zihnim yerli yerinde.
    Geçip gittiğinde, ben de gideceğim.,
    Parçalanmış bir kukla ,grotesk bir budala.
    Şimdi buradayım, kendimi görebiliyorum .
    Ama mutluluğun kötücül yanılsamaları aklımı çeldiğinde
    Bu büyücülük mekanizmasının çirkin gözbağcılığı,
    Benliğimin özüne dokunamıyorum.

    Neden bana o zaman inanıyorsunuz da şimdi inanmıyorsunuz?


    Işığı anımsayın ve ona inanın.
    Bundan daha önemli hiçbir şey yok.
    Görüntülere göre yargılamayı bırakın ve doğru bir karar verin

    -Tamam tamam daha iyi olacaksın.

    -Senin inançsızlığın hiçbir şeyi iyileştirmez.

    Bana bakma sakın.


    ------------------------------


    kapak açılır
    çıplak ışık


    Bir masa iki iskemle var hiç pencere yok


    Buradayım
    Bu da benim bedenim .



    Cam üstünde danseden bedenim .

    Hiç kaza olmayan bir yerde kaza anında

    Başka seçeneğin yok
    Seçim daha sonra gelir


    Dilimi kes
    Saçlarımı yol
    Kollarımı bacaklarımı kes
    Yeter ki bana sevgimi ver
    Keşke ayaklarımı kaybetsem
    Dişlerim sökülse
    Gözlerim oyulsa
    Sevdiğimi yitirmektense

    Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur, bük, bastır, vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla,

    Hiç geçmeyecek.

    Vur, parla,yumrukla,kamçıla,bur, kamçıla, yumrukla, kamçıla, ak, titre,parla, yumrukla, bur,bastır,parla, bastır,vur,titre,bur,yak,titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla

    Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
    (ama hiçbir şey)

    kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla





    Kurban Fail.. Seyirci.

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,


    Bana varolduğumu hatırlatan acı
    ne güzel

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,




    yarın daha aklı başında bir hayata doğru

    100
    93
    86
    79
    72
    65
    58
    51
    44
    37
    30
    23
    16
    9
    2
    ----------------------------------


    Deliliğin ikiye bölünmüş benliğin içinden kavrularak fırladığı karışıklığın merkezinde yatar akıl.


    Kendimi biliyorum.

    Kendimi görüyorum.

    Bendeki sağduyuyu çoğaltmak için bir doktorun okuduğu martavallarla

    hayatım bir mantık ağı içine yakalanmış


    4.48’de

    uyuyacağım.

    Sana iyileşmeyi umarak geldim.

    Sen benim doktorumsun, kurtarıcım, herşeye gücü yeten yargıcım, rahibim, tanrım, ruhumun yöneticisi

    Ben de senin sağduyunun mürüdi.


    -------------------------------

    Hedeflere ve tutkulara ulaşmak
    Engelleri aşmak ve yüksek bir standardı tutturmak
    Yeteneğin başarılı bir biçimde kullanılması ile kendi özsaygını arttırmak
    ----Altetmek
    başkalarını kontrol etmek ve üzerlerinde bir etki yaratabilmek
    kendimi savunmak
    psikolojik alanımı korumak
    egoyu kollamak
    dikkat çekmek
    görülmek ve duyulmak

    başkalarını heyecanlandırmak, şaşırtmak, büyülemek, şok etmek, aklını karıştırmak, eğlendirmek, ya da ayartmak
    sosyal kısıtlamalardan kurtulmak
    baskı zorlama ve kısıtlamaya karşı direnmek
    bağımsız olmak ve istediği gibi hareket edebilmek
    geleneğe karşı meydan okumak
    acıdan kaçınmak
    utançtan kaçınmak
    yeniden eyleme geçerek geçmişteki aşağılanma hissini yoketmek
    özsaygıyı sağlamak
    korkuyu bastırmak
    zayıflıkları yenmek
    ait olmak
    kabul görmek
    birbirine yakın olmak neşe içinde birbirinin yerini almak
    dostça bir havada sohbet etmek, öyküler anlatmak, duyarlılıklar, fikirleri, sırları paylaşmak,
    iletişim kurmak ya da konuşmak
    gülmek ve şaka yapmak
    arzu edilen öbür kişinin muhabbetini kazanmak
    Öbür kişiye bağlanmak
    Öbür kişi ile karşılıklı duygusal bir şeyler yaşamak
    yedirmek, yardım etmek, korumak, teselli etmek, şefkat göstermek, desteklemek, bakmak ya da iyileştirmek

    yedirilmek, yardım almak, korunmak, teselli edilmek, şefkat görmek, desteklenmek, bakılmak ve iyileştirilmek

    eşit olan Öbürü ile karşılıklı neşeli, kalıcı, işbirliğine dayalı, karşılıklı bir ilişki kurmak
    affedilmek
    sevilmek
    özgür olmak

    -Sen benim en kötü halimi gördün
    -Evet
    -Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
    -Hayır
    -Ama senden hoşlanıyorum.
    -Senden hoşlanıyorum.

    (sessizlik)

    -Sen benim son umudumsun.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Senin bir dosta değil bir doktora ihtiyacın var.

    -(Uzun bir sessizlik)

    -Öyle haksızsın ki.

    (Çok uzun bir sessizlik)

    -Ama dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Bir sürü arkadaşın var.
    Hepsi senin arkanda. Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    .-Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne veriyorsun?

    (sessizlik)

    Bizim profesyonel bir ilişkimiz var. İyi bir ilişkimiz olduğunu sanıyorum. Ama profesyonel bir ilişki bu.

    (sessizlik)

    Acını hissediyorum. Ama hayatını kendi ellerimin arasında tutamam.

    (sessizlik)

    İyi olacaksın. Güçlüsün. İyi olacağını biliyorum çünkü senden hoşlanıyorum. Kendinden hoşlanmayan birini sevemez insan. Benim korktuklarım, kendilerinden çok fazla nefret ettikleri için başka insanların onları sevmelerine de engel olanlar. Onlardan hoşlanmıyorum. Onlar için korkuyorum. Ama senden gerçekten hoşlanıyorum. Seni özleyeceğim. İyi olacaksın biliyorum

    (sessizlik)

    Hastalarımdan çoğu beni öldürmek ister. Günün sonunda buradan çıktığımda, eve gidip sevgilimle birlikte olmak ve gevşemeye ihtiyacım oluyor. Arkadaşlarımın gerçekten birarada olmasına ihtiyacım var.

    (sessizlik)

    Bu allahın belası işten nefret ediyorum. Arkadaşlarımın aklı başında insanlar olmalarını istiyorum.

    (sessizlik)

    Affedersin.

    -Bu benim suçum değil.

    -Affedersin bu bir hataydı.

    -Benim suçum değil bu.

    -Hayır, tabii senin suçun değil. .Affedersin.

    (sessizlik)

    -Açıklamaya çalışıyordum---

    -Biliyorum. Anladığım için öfkeliyim anlamadığım için değil.


    ------------------------------


    şişmanladı
    desteklerle ayakta duruyor
    itildi

    bedenim iflas etti
    bedenim dağılıyor

    tutunacak hiçbir şey yok
    tutunmanın ötesinde, daha şimdiden bittim ben.

    her zaman benden bir parça olacak sende
    çünkü benim hayatımı ellerine aldın

    O kaba merhametsiz ellerine
    Bu beni bitirecek

    Sessiz olana kadar
    Sessiz olduğunu sanıyordum
    Bu acıyı nasıl telkin ettin?


    hissetmemem gereken şeyin ne olduğunu
    hiç anlayamadım
    kabarmış bir gökyüzündebir kanadın üzerindeki bir kuş gibi
    aşağıdaki fırtınadan uçarak gelen
    zihnim çakan şimşekle paramparça oldu.

    Ambar kapısı açılıyor.
    Çıplak ışık
    Ve hiçbir şey
    Hiçbir şey görünmüyor.

    Neye benziyorum?

    yokluğun çocuğu

    Bir işkence odasından öbürüne
    affedilmeyen aşağılık bir hatalar alayı
    boyunca attığım her adımda düştüm

    Çaresizlik beni intihara doğru itiyor
    doktorların hiçbir çare bulamadıkları
    ya da anlamaya çalışmadıkları
    ızdırap
    umarım hiç anlamak zorunda kalmazsın
    çünkü senden hoşlanıyorum

    senden hoşlanıyorum,
    seni seviyorum


    hala kapkara su.
    hep aynı derinlikte
    gökyüzü kadar soğuk
    sesin duyulmaz olduğunda yüreğim kadar hareketsiz
    cehennemde donacağım

    Ttbii seni seviyorum
    hayatımı kurtardın sen

    keşke yapmasaydın
    keşke yapmasaydın
    keşke beni yalnız bıraksaydın

    evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ‘ın siyah beyaz filmi

    Senden nefret ettiğimde bile
    seni her zaman sevdim

    Neye benziyorum ben?
    tıpkı babam gibi

    Ah hayır, hayır, hayır, hayır,

    Ambar kapısı açılıyor
    Çıplak ışık

    kopma başlıyor

    nereye bakacağımı bilmiyorum artık

    kalabalıkları aramaktan bıktım
    telepati
    Ve umut


    yıldızları seyretmek
    geçmişi tahmin etmek
    ve dünyayı gümüş bir ay tutulması ile değiştirmek

    kalıcı olan tek şey yokoluştur
    hepimiz yokolacağız.
    kendimden daha kalıcı bir işaret bırakmaya çalışarak

    daha önce kendimi öldürmedim o yüzden emsal arama.
    Önceden olanlar yalnızca bir başlangıçtı.

    Korkunun devri daimi
    ay değil bu yeryüzü
    bir devrim

    Aman tanrım aman tanrım ne yapacağım ben?

    Bütün bildiğim
    Kar
    Ve kapkara çaresizlik

    Dönecek hiçbir yer kalmadı
    Faydasız ahlaki bir spazm
    Cinayetin tek alternatifi

    Nolur nasıl öldüğümü anlamak için beni kesmeyin
    Nasıl öldüğümü anlatırım ben size

    Yüz lofepramine, kırkbeş zopiclone, yirmibeş temazepam, ve yirmi Melleril

    Aldığım her şey

    Yuttuğum

    Bitti

    hadım edilmiş düşüncenin
    harem ağasına bakın

    çözülmüş kafatası
    bir ruhun yakalanması
    kopma
    kopma

    bir solo senfoni

    4.48
    netliğin berraklığın ziyarete geldiği o heppi hour

    gözlerimi ıslatan
    ılık karanlık

    hiç günah bilmiyorum

    büyük olmanın hastalığı da bu.

    ığruna öleceğim o hayati ihtiyaç

    sevilmek

    buna aldırış atmeyen biri için ölüyorum
    bunu bilmeyen biri için ölüyorum

    beni kırıyorsun

    konuş
    konuş
    konuş

    yenilginin on metrelik arenası
    bana bakma

    vardığım son durak
    Hiç kimse konuşmuyor

    beni onaylayın
    bana tanıklık edin
    beni görün
    beni sevin

    Son teslimiyetim
    Son yenilgim


    tavuk hala dans ediyor
    tavuk hiç durmayacak
    galiba benim sizin beni düşünmenizi istediğim gibi düşünüyorsunuz beni

    Son nokta
    Son nokta.

    annene bakımını üstlen şimdi
    annene bak


    siyah kar yağıyor


    beni ölümde tutuyorsun

    hiç bırakmadan


    ölüm için bir arzum yok
    ne de intihar hiç olmadı

    yokoluşumu seyredin
    seyredin
    yokoluşumu

    seyredin

    seyredin beni


    seyredin


    hiç karşılaşmadığım kendim, yüzü zihnimin iç yüzüne yapıştırılmış













    lütfen perdeleri açın

    -----------------------------------------------------------
  • - Ama sizi tanımıyordum ki... Sizi de onlardan biri sandım.
    - Peki, şimdi tanıyor musunuz?
    - Biraz... Şey, titriyorsunuz. Neden öyle?
    Kızın güzelliği yanında bir de zeki olması pek hoşuma
    gitmişti.
    - Demek, ilk görüşte farkına vardınız! Evet, kimin yanında
    olduğunuzu hemen anladınız. Kadınlara karşı çekingen olduğum,
    heyecanlandığım ve de en azından sizin o adamdan korktuğunuz
    kadar korktuğum bir gerçek... Hâlâ çekingenliğim geçmedi.
    Düşte gibiyim, bir kadınla konuşacağımı düşümde bile görsem
    inanmazdım.
    - Nasıl! Siz ne diyorsunuz!
    - Evet, öyle. Eğer elim titriyorsa, bunun nedeni, sizinki gibi
    güzel, küçük bir elin şimdiye dek kolumu böyle sarmamış
    olmasıdır. Kadınlardan iyice uzaklaştım, daha doğrusu
    kadınlara hiç alışık değilim. Yalnız yaşayan bir adamım ben...
    Sizlerle nasıl konuşulacağını bile bilmem. Şimdi de
    bilmiyorum. Sakın aptalca bir söz söylemiş olmayayım?
    Çekinmeden bildirin. Korkmayın, darılmam...
    - Hayır, sözlerinizde bir saçmalık göremiyorum, üstelik güzel
    konuşuyorsunuz. Size karşı açık yürekli olmamı istiyorsanız,
    hemen belirteyim ki, böyle bir çekingenlik kadınların hoşuna
    bile gider. Hatta daha fazlasını isterseniz, bu benim de
    hoşuma gidiyor ve evime kadar yanımda yürümenize izin
    veriyorum.
    Sevinçten soluğum kesilecek gibiydi.
    - Anlaşılan, siz bende korkunun zerresini bırakmayacaksınız, o
    zaman da bütün çarelerime elveda.
    - Çareleriniz mi? Ne çaresi? İşte bu çok kötü!
    - Özür dilerim, ağzımdan kaçtı. Ama şu anda sizden bir dilekte
    bulunmamamı benden nasıl istersiniz?
    - Beğenilmek dileği mi?
    - Öyle, öyle ya... Ne olur, benim nasıl biri olduğumu anlamaya
    çalışın. İşte, neredeyse yirmi altı yaşımı dolduracağım, hâlâ
    insan içine çıkmış değilim. Böyle olunca, nasıl güzel
    konuşabilir, nasıl sözcükleri yerli yerinde kullanabilirim?
    Her şeyi olduğu gibi söylemek en iyisi... Yüreğim şuramda
    konuşurken ben susamam... Neyse, bunun önemi yok... İnanır
    mısınız, daha hiçbir kadınla tanışmadım. Evet, hiçbir
    kadınla... Bir gün gelip bir kadın tanıyacağımı kurar dururum
    hep. Bu biçimde kaç kez âşık olduğumu bilir misiniz?
    - Nasıl olur? Kime?
    - Hiç kimseye... İdealimdeki kadına, düşümde gördüğüm
    yüzlere... Ben hayalimde romanlar yaratırım. Ah, siz beni
    bilmezsiniz! Bunlar hiç kadın tanımadan olmaz, ama siz benim
    hangi kadınları tanıdığımı sormayın! Tanıdığım bütün kadınlar,
    birkaç ev sahibesinden başkası olmadı! Hem de öylelerine
    çattım ki... Size bir şey söylesem gülersiniz. Birkaç kez
    sokakta kibar bir kadınla konuşmayı geçirdim aklımdan.