yaşam öylesine dolu görünmüştü ki bana; yaşamın sonu gelmez isteklerini karşılamaya hazır olabilmek için bütün benliğimi vermeyi göze almıştım. oysa, yaşam denilen şey bomboştu; beni soran, benden bir şeyler isteyen bir tek ses yükselmemişti. bütün dünyayı omuzlarımda
taşıyacak denli güçlü duyuyordum kendimi; oysa taşınacak bir tek çakıl taşı bile çıkmamıştı karşıma. düş kırıklığımın sınırı yoktu; acıydı çok: "ben, yapabileceklerimden çok daha fazlasıyım!"