Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine
Puan vermedi·280 syf.·
2026 49. kitabı
Siyah Deri Beyaz Maskeler, insanın kendi bedenine yabancılaştırılmasının kitabı. Irkçılığı yalnızca dışarıdan gelen bir aşağılama olarak değil, insanın içine yerleşen, dilini, arzusunu, aynaya bakışını, aşkını ve kendilik duygusunu bozan bir düzen olarak ele alıyor. Bu yüzden metin, sömürgeciliği sadece toprakların işgaliyle açıklamaz; asıl işgalin insanın zihninde, teninde ve sesinde başladığını gösterir. Kitapta dil meselesi merkezi bir yerde duruyor. Zenci ve Dil bölümünde, sömürgeleştirilmiş insanın Beyaz dünyanın diline yaklaşarak kendisini kabul ettirmeye çalışması anlatılır. Dil burada yalnızca konuşma biçimi değil, insan sayılma iznidir. Kendi diliyle konuştuğunda aşağılanan, Beyazın dilini iyi konuştuğunda ise taklitçi görülen insan, daha en baştan çıkışı olmayan bir koridora yerleştirilmiştir. Siyah Kadın-Beyaz Erkek ve Siyah Erkek-Beyaz Kadın bölümleri, aşkın bile sömürge düzeninden bütünüyle bağımsız kalamadığını gösterir. Mayotte Capécia, René Maran ve Jean Veneuse üzerinden kurulan çözümlemelerde arzu, yalnızca kişisel bir duygu olmaktan çıkar; kabul edilme, yükselme, beyazlığa yaklaşma ve eksik bırakılmış benliği onarma isteğiyle birleşir. Bu bakımdan kitap rahatsız edicidir, çünkü en mahrem görünen yerde bile tarihin soğuk elini gösterir. Octave Mannoni ile hesaplaşma ise metnin en önemli damarlarından biridir. “Bağımlılık kompleksi” düşüncesine karşı yazar, aşağılık duygusunun sömürgeleştirilmiş insanın doğasında bulunmadığını, tarihsel ve ekonomik şiddet tarafından üretildiğini söyler. Böylece suç bireyin içine değil, onu o hale getiren yapıya çevrilir. Bu nokta kitabın gücünü artırır; psikoloji, kişisel zayıflıkların dar odasından çıkar, tarih, ekonomi, okul, devlet, dil ve gündelik aşağılama ile birlikte düşünülür. Kitap boyunca
1000Kitap
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Encore Yayınları · 2016690 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Tante Rosa'nın varoluşu hk.
Puan vermedi·106 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 23:18
"...aslinda Tante Rosa ne büyükannemin, ne de teyzemin yaşantılarını anlatır. O, büyükannemden başlayıp bende biten bir çizgidir. Küçükten bildiğim bir benzeme korkusudur; okuduğum bir mektup; bir iki soluk fotoğraf; anımsadığım bir şarkı; birkaç damla gözyaşı; kendi deneyimlerimde yeniden yakaladığım gülünçlükler; saçmalardır. Çocukluğumda, kabahat işledikçe onun bunun yaptığı benzetmelere duyduğum unutulmuş öfkedir." Sevgi Soysal
İnsan ve Duygular
Tante RosaSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
Yeni tanıştığın çocuk ne kadar tehlikeli olabilir?
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 64. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 16:47
Normalde ben Freida McFadden’ın Hizmetçi serisinden sonra başka kitabını okumayı pek düşünmüyordum. Ama yakın zamanda kitap fuarında görünce kitaba biraz göz gezdirince merak edip okumaya başladım. Kitap çok hızlı akıp gitti. Kitabı elimden bırakamadım. Kahvaltı yaparken bile yedim öyle bir sürükleyici. Ama bu arada tabii ki de kitapta bazı saçma mantıksız şeyler vardı. Ters köşe kısımında farklı bir şey bekliyordum aslında ama bence bu ters köşe benim düşündüğümden de iyiydi. Aslında yazar ters köşede bildiğin hep yaptığı taktiği kullanmış. Birde ana karakterin Mille’ye benzeme durumu var. Kısacası okunur mu? Okunur hızlıca akıp giden bir solukta bir kitap bence.
Erkek ArkadaşFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,651 okunma
9/10
·72 syf.·
2026 122. kitabı
Frenk Mukallitliği ve Şapka İskilipli Mehmed Âtıf Uzun zamandır okumak istediğim eserlerden biriydi. Aslında 15-20 sayfalık kısa bir risale olmasına rağmen yayınevi, başına İskilipli Mehmet Atıf Hoca’nın biyografisini eklediği için kitap 72 sayfaya ulaşmış. Açıkçası biyografi kısmının ana metinden çok daha uzun tutulmasını biraz abartılı buldum. Kitabı değerlendirirken önemli bir detayı da hatırlatmak gerekiyor: Şapka Kanunu 1925’in sonunda çıkıyor, bu eser ise 1924 yılında yazılıyor. Bu yüzden metni yalnızca “şapka meselesi” üzerinden okumak eksik kalır. Kitap daha geniş bir çerçevede, Müslümanın başka kavimlere benzeme meselesini hadisler üzerinden sorguluyor. Aslında metnin odağı doğrudan bir kıyafet tartışması değil. Batı dahil olmak üzere farklı toplumlara kültürel öykünme meselesini ele alıyor. Yazar, özellikle Batı medeniyetinin birçok şeyi İslam dünyasından aldığını ve asıl ihtiyaç duyan tarafın onlar olduğunu söylüyor. Kısa ama döneminin fikrî atmosferini anlamak adına okunabilir bir eserdi.
Din
Frenk Mukallitliği ve Şapkaİskilipli Mehmed Âtıf · İslami Medrese Yayınları · 2019290 okunma
Virginia Woolf ~`Sonsuzluğun Hüzünlü Kraliçesi`~
9/10
·192 syf.··
2026 3. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 13:59
Virginia Woolf ~`Sonsuzluğun Hüzünlü Kraliçesi`~ Merhaba arkadaşlar, uzun zaman sonra yeni bir kitap yorumuyla geldim. Adeline Virginia Woolf`un hayatına dair ilk defa bilgiler edindim ve çok sıradışı buldum. Bence kadının enteresan bir hayatı varmış. Bipolar bozukluğu olan Virginia Woolf, küçük yaşta annesini ateşli romatizma hastalığı sebebiyle kaybettikten sonra baba sevgisinden de yoksun kalmış ve yalnızlaştırılmış bir çocuk olarak büyümüş. Annesi Julia İngiltere krallığına bağlı Hindistan'da doğmuş ve güzelliği ile tanınmış birisi. ayrıca Edward Burn Jones'e modellik yapmış. Babası eşinin ölmesi sebebiyle çocuklarına karşı oldukça soğuk, anlaşılmaz tavırları olan biri haline gelmiş. Birçok kardeşi olmasına rağmen kimsenin kimseye faydası yokmuş. Annesi öldükten sonra en az annesi kadar sevdiği kardeşi Stella evlendikten sonra henüz 3 aylık evli ve hamileyken bebeğini kaybetmiş ve de ilk kez denenen apandisit ameliyatının sonrasında yaşanan komplikasyon sonrası vefat etmiş. Virginia Woolf abla söylendiğinden beri onun yanında yaşayıp evlerinde kalıyormuş, yani ona o kadar bağlıymış. Stella'nın ölümünden bir süre sonra babası kansere yakalandı ve öldü. Her ne kadar aralarındaki bağ güçlü olmasa da Virgina Woolf için bir bağ daha kopmuş oldu. Annesinin ölümünden hemen sonra kardeşleri yüzünden taciz ve tecavüze maruz kalan Virgina Woolf'un psikolojik durumu iyice kötüye gitmeye başladı. Cinsiyet kavramını yitirdi. Annesine ve kardeşine olan özlemi bitmedi. Çocukluğunu yaşayamadan hayatı elinden alındı. Ve kendini ölüme adadı. Bu sayede başarısız olduğu birçok intihar girişiminde bulunsa da sonunda galip geldi ve savaş korkusu, ağır depresyon sonucu yakınlarında mektuplar yazıp bırakarak 28 Mart 1941'de ceplerine taşlar doldurup Ouse Nehri'nde intihar
Biyografi
Virginia WoolfNazan Arısoy · Dokuz Yayınları · 2020591 okunma