Berfin

Belki de cehennem, sorgulamadan yaşadığımız hayattır.
9/10
·279 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 00:18
Bu kitap klasik anlamda bir roman değil. Daha çok insanın toplumla, otoriteyle ve kendi kabulleriyle ilişkisini sorgulatan bir düşünce kitabı. Gündüz Vassaf, totalitarizmi sadece siyasi rejimler üzerinden ele almıyor; ailede, okulda, iş hayatında ve günlük yaşamda da nasıl karşımıza çıkabildiğini anlatıyor. Kitap boyunca özgürlük, itaat, eğitim sistemi, toplumsal normlar ve bireysellik üzerine pek çok konuya değiniliyor. En dikkat çekici yanı ise bunları kesin doğrular sunarak değil, okuru düşünmeye davet ederek yapması. Bu yüzden okurken bazı yerlerde yazara katıldım, bazı yerlerde ise farklı düşündüm. Ama neredeyse her bölümde durup kendime şu soruyu sordum: “Gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa bana öğretilen şekilde mi düşünüyorum?” İlk yayımlandığı tarihten bu yana uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen kitapta ele alınan birçok konunun bugün hâlâ güncelliğini koruduğunu görmek de oldukça etkileyiciydi. Benim için cevaplardan çok sorular bırakan, üzerinde düşünerek okuduğum kitaplardan biri oldu. Kesinlikle tavsiye ederim.
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
Reklam
“Sadece kaybettiklerimiz sonsuza dek bize aittir.”
8/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:22
Yazardan daha önce Miras kitabını okumuştum ve iyi ki de bu kitaptan önce okumuşum diyorum. Çünkü Annem Öldü mü?’deki baş karakterin ailesine dair birçok detayı önceden biliyor olmak, hikâyeyi daha anlamlı ve daha derin hissetmemi sağladı. Yazarın dili oldukça sade ve akıcı. Ancak ele aldığı konular nedeniyle okuması yer yer ağırlaşabiliyor. Anne-kız ilişkisi, aile bağları, geçmişle hesaplaşma ve insanın içinde yıllarca taşıdığı kırgınlıklar üzerine düşündüren bir kitap. Büyük olaylardan çok duyguların ve hatıraların peşinden gidiyor. Kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren kitaplardan biri oldu benim için. Bazı cümlelerin altında uzun uzun durmak, bazı duyguların ise tanıdık geldiğini fark etmek mümkündü. Anne sevgisini, özlemi ve aile içinde söylenemeyenleri sakin ama güçlü bir şekilde anlatan, üzerine düşünmeye değer bir eserdi.
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,806 okunma
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Puan vermedi·96 syf.··
2026 26. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 18:20
Bilge Karasu dünyasına adım atmak ya da o derinlikte kaybolmak için "Ne Kitapsız Ne Kedisiz" sanırım en doğru seçeneklerden biri. "Kısmet Büfesi"nden sonra yazarın kalemiyle ikinci kez buluştum ve yine bambaşka bir haz aldım. Ancak baştan söylemekte fayda var: Karasu okumak öyle her yiğidin harcı değilmiş; dili kesinlikle ağır ve okuması ciddi emek isteyen bir kitap. Ben bir gaflete düşüp başladım ve ancak bir ayda bitirebildim. Yazarın, adeta kelimelerle oyun oynayan kendine has bir tarzı var. Her cümlesi üzerine uzun uzun düşünülmüş, bir sanat eseri gibi ilmek ilmek işlenmiş. Bilge bey, düşüncelerini dümdüz kağıda dökenlerden değil; her satırın, her kelimenin hakkını vererek ilerleyen bir usta bence. Anlatmak istediğini doğrudan vermediği, bolca bağlaç ve parantez içi yorumlarla kurguladığı için bir cümleyi defalarca okuduğum çok oldu. Sorgulamaya, düşünmeye sevk ediyor yazdıklarıyla. “Öyle dümdüz okumayın; ben yazdım bu kadar emek verdim ama siz de biraz uğraşın” der gibi bir tavrı var sanki. Kitap, yazarın farklı yıllarda kaleme aldığı sekiz denemeden oluşuyor. Yazmaya, kedilere, aşka ve hayata dair öyle derin felsefi sorgulamalar var ki... Karasu çoğu zaman bir köşeye çekilip size bir soru bırakıyor; "Bakın böyle bir mevzu var, bir de buradan düşünün" diyor adeta. Biz okurlarını pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp, metnin içine dahil ediyor. *Zaten kitaplardan, kedilerden, gecelerden ve gündüzlerden başka kimimiz kaldı ki?* *Ama hayvanlarımız konuğumuz değil. Yaşam ortağımız. "Köle" hiç değil.* *Durmaksızın öğrenmek gerekiyor; kendini tanımak, her günün değişikliğine kendini uyarlamak.* *Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/ öğrenilecek bir şeydir sevgi.* *Zaman geçtikçe degişiyoruz; her şeyden önce, önem verdiklerimiz değişiyor. Istediklerimiz,
Ne Kitapsız Ne KedisizBilge Karasu · Metis Yayıncılık · 20202,506 okunma
Kürk Mantolu Madonna
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 14:55
Kürk Mantolu Madonna’yı yaklaşık 10 yıl önce okuduğumda bu kadar derinden etkilenmemiştim. Bugün, bambaşka bir bakış açısıyla yeniden okuyunca hem Raif Efendi’yi hem de Maria Puder’i çok daha iyi anladım, sindirdim. Sabahattin Ali’nin aşkı bu kadar nahif, bu kadar kırılgan ve incelikli bir şekilde anlatabilmesi gerçekten hayranlık uyandırıyor. Bu ikinci okuyuşumda özellikle Maria Puder üzerinde durdum. İlk okuduğumda neredeyse tamamen Raif Efendi’ye odaklanmışım. Oysa şimdi Maria’nın iç dünyası, duruşu ve kırılganlığı çok daha görünür oldu benim için. Babasız büyümesi, annesine sürekli akıl vermesi, erkeklere kendini beğendirme çabası içinde olmaması… Hepsi onu çok güçlü ama bir o kadar da yaralı bir karakter yapıyor. Onun “İnanma kabiliyetimi kaybettim” itirafı, kitabın en çarpıcı yerlerinden biri. Çünkü bu cümle sadece ona değil, birçok kadının ortak duygusuna da dokunuyor. Bu noktada fark ettim ki bir kitabı okuduğun yaş ve içinde bulunduğun ruh hali gerçekten çok belirleyici. 17-18 yaşında okuduğum metinle bugün okuduğum metin sanki aynı kitap değil. Şimdi çok daha derin, çok daha katmanlı. Hatta ilk okuduğumda altını çizmediğim sayfalar için bile hayıflandım. Çünkü bu kitap, neredeyse her sayfasında durup düşünmek isteyeceğin cümlelerle dolu. Raif Efendi ise ilk bakışta silik, içine kapanmış, hayatla bağını koparmış bir karakter gibi görünse de aslında içinde çok yoğun bir duygu dünyası taşıyor. Onun yaşadığı aşk, süresiyle değil derinliğiyle ölçülmesi gereken bir aşk. Bu kitabı ikinci okuyuşumda, Tutunamayanlar’ı da okumuş biri olarak Raif Efendi’ye daha farklı baktım. Onu hayata bağlayan, ona adeta can suyu olan bir kadın var. Ve bu ilişki sadece birkaç ay sürmesine rağmen, etkisi bir ömre yayılıyor. Bazen bazı duygular gerçekten zamanla değil, yoğunluğuyla
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,3bin okunma
Koleksiyoncu
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 17:21
Koleksiyoncu okurken açıkçası başta çok daha farklı bir şey bekliyordum ama ilerledikçe bayağı rahatsız eden bir hikâyenin içine girdiğimi fark ettim. Hikâyenin iki farklı bakış açısından anlatılması bence en çarpıcı tarafıydı. İlk bölümde Frederick Clegg’in ağzından okuyunca, yaptığı şeyleri kendi içinde nasıl normalleştirdiğini görüyorsun. Adam gerçekten kendini kötü biri olarak görmüyor. Sevdiğini düşünüyor ama onun sevgi anlayışı tamamen “sahip olmak” üzerine kurulu. Zaten kelebek koleksiyoncusu olması da çok manidar; güzel olan şeyi olduğu gibi bırakmak yerine alıp saklamak isteyen bir kafa. Sonra Miranda Grey’in günlüğüne geçtiğimizde her şey netleşiyor. Aynı olayları bir de onun gözünden okuyunca Frederick’in ne kadar tehlikeli biri olduğu daha da çarpıyor. Miranda’nın özgür ruhu, düşünce yapısı ve hayata bakışıyla Frederick arasında inanılmaz bir fark var. Zaten asıl çatışma da burada başlıyor. Miranda sadece fiziksel olarak değil, resmen zihinsel olarak da hapsediliyor gibi hissettiriyor. Kaçmaya çalışması, umut etmeye devam etmesi… ama karşısındaki insanın değişmeyecek olması çok yorucu ve bir o kadar da üzücü. Kitapta beni en çok etkileyen şey, Frederick’in yaptıklarından hiçbir ders çıkarmaması oldu. Yani insan en azından bir noktada “ben ne yaptım” der diye bekliyor ama öyle bir yüzleşme yok. Bu da hikâyeyi daha da rahatsız edici hâle getiriyor. Çünkü ortada açık bir kötülük var ama bu kötülük “sevgi” kılıfına sokulmuş. Birini gerçekten sevmek mi istiyoruz, yoksa sadece ona sahip olmak mı?
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
Reklam