Bilge Karasu dünyasına adım atmak ya da o derinlikte kaybolmak için "Ne Kitapsız Ne Kedisiz" sanırım en doğru seçeneklerden biri. "Kısmet Büfesi"nden sonra yazarın kalemiyle ikinci kez buluştum ve yine bambaşka bir haz aldım. Ancak baştan söylemekte fayda var: Karasu okumak öyle her yiğidin harcı değilmiş; dili kesinlikle ağır ve okuması ciddi emek isteyen bir kitap. Ben bir gaflete düşüp başladım ve ancak bir ayda bitirebildim.
Yazarın, adeta kelimelerle oyun oynayan kendine has bir tarzı var. Her cümlesi üzerine uzun uzun düşünülmüş, bir sanat eseri gibi ilmek ilmek işlenmiş. Bilge bey, düşüncelerini dümdüz kağıda dökenlerden değil; her satırın, her kelimenin hakkını vererek ilerleyen bir usta bence. Anlatmak istediğini doğrudan vermediği, bolca bağlaç ve parantez içi yorumlarla kurguladığı için bir cümleyi defalarca okuduğum çok oldu. Sorgulamaya, düşünmeye sevk ediyor yazdıklarıyla. “Öyle dümdüz okumayın; ben yazdım bu kadar emek verdim ama siz de biraz uğraşın” der gibi bir tavrı var sanki.
Kitap, yazarın farklı yıllarda kaleme aldığı sekiz denemeden oluşuyor. Yazmaya, kedilere, aşka ve hayata dair öyle derin felsefi sorgulamalar var ki... Karasu çoğu zaman bir köşeye çekilip size bir soru bırakıyor; "Bakın böyle bir mevzu var, bir de buradan düşünün" diyor adeta. Biz okurlarını pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp, metnin içine dahil ediyor.
*Zaten kitaplardan, kedilerden, gecelerden ve gündüzlerden başka kimimiz kaldı ki?*
*Ama hayvanlarımız konuğumuz değil. Yaşam ortağımız. "Köle" hiç değil.*
*Durmaksızın öğrenmek gerekiyor; kendini tanımak, her günün değişikliğine kendini uyarlamak.*
*Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/ öğrenilecek bir şeydir sevgi.*
*Zaman geçtikçe degişiyoruz; her şeyden önce, önem verdiklerimiz değişiyor. Istediklerimiz,