Anna Karenina, “Mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır” cümlesiyle başlar ki bu zaten daha ilk satırda bütün hikayenin özeti. Anna’nın yaşadığı aşk, yalnızlık ve toplum baskısı son derece gerçekçi. Levin’in hikayesi ise hayata ve mutluluğa daha sakin, daha sorgulayıcı bir yerden bakmamızı sağlıyor. Bu iki bakış açısı romanı dengeli ve düşündürücü kılıyor.
Kitabın en güçlü yanı karakterlerin derinliği. Kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil, herkes insan ve bu çok iyi yansıtılmış. Duygular abartısız ama etkili. Öte yandan gereksiz sayılabilecek yan karakter kalabalığı ve bazı bölümlerin gereğinden uzun olması sayfalarca gübreleme, tırpan biçme ve tarım reformu anlatılması zaman zaman tempoyu düşürüyor.
Herkes için kolay okunan bir roman değil, sabır istiyor. Ama bütününe bakınca verdiği duygu, bıraktığı etki ve düşündürdükleri buna değiyor. Sonuç olarak yorucu ama güçlü, etkileyici ve akılda kalan bir klasik.
Hep güzel kitaplar okumanız dileğiyle :)