Zamanların en iyisiydi .. En kötüsü de. Akıl çağıydı, budalalık çağı da. İnanç çağıydı aynı zamanda, ama inkâr çağıydı da. Bir taraftan aydınlık, bir taraftan da karanlık bir mevsim yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı ... Her şeyimiz vardı, ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğruca cennete gidiyorduk ama hepimiz cehenneme de gidiyorduk. Kısaca o çağ bu devre öyle benziyordu ki, sesi en çok çıkan otoriteler iyisiyle kötüsüyle ikisinin mukayesesinin, sadece üstünlük bağlamında yapılmasında ısrar ediyorlardı.
Levin, kafası en çok çalışan insanların tartışmalarında bile uzun çabalardan, bir sürü anlamlı sözden, saatlerce çene patlattıktan sonra tartışanların birbirine kanıtlamak için bunca zaman didindikleri şeyi çok eskiden beri, tartışmanın daha başında bildiklerini; ama ikisinin de başka şeyleri sevdiklerini, bu nedenle, tartışmada yenik düşmemek için sevdikleri şeyin adını söylemediklerini anladıklarını çok görmüştü.