Mezopotamya mitolojisinden esinlenen bu fantastik roman, kaybolmuş bir uygarlığın ve unutulmuş tanrıların gölgesinde, Karketya adlı uçsuz bucaksız bozkırlarda yer alan bir şehrin kaderini ele alıyor.
Karketya, Bremas Krallığı’nın hükmü altına girmiş ve onların dili, kültürü ve kimliği yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ancak Kral Neresama ve oğulları, bu yazgıyı kabul etmeyip savaşmaya karar verir. Karketya'nın kaderini değiştirebilecek tılsımlı bir kitap (Heftrog) ve büyülü bir müzik aleti (Tiggi) olduğu söylenmektedir. Kral, bu tılsımları bulmaları için büyük oğlu Piliser’i ve küçük oğlu Sargon’u görevlendirir. Ortanca oğlu ise şehri savunmak için Karketya’da kalır.
Bu sırada Bremas Krallığı, yaklaşan savaşı önlemek adına prenses Arya'yı Karketya'ya bir mektupla gönderir. Onu karşılayan Sargon, Arya ile ilk karşılaşmalarında birbirlerinden etkilenir. Ancak savaşın gölgesinde filizlenen bu hisler, çok daha büyük olayların başlangıcıdır.
Piliser ve Sargon, tılsımları ele geçirmek için zorlu bir yolculuğa çıkarlar. Fakat bu güçler yalnızca Karketya’nın kaderini değiştirmekle kalmaz; yıllar önce mezarlığa hapsedilen Nergal ve iblislerini serbest bırakma tehlikesini de barındırır. Dahası, bu tılsımların Bremas Krallığı'nın elinde olduğu ortaya çıkar.
Bu uğurda savaşan pek çok kişi arasında, Piliser'in eşi Bermal, bu felaketi önlemeye çalışan tek kişidir. Öte yandan, Karketya'da bir casus olduğu fark edilir, ancak onun kim olduğu büyük bir gizemdir.
Roman, Mezopotamya mitolojisinin derinliklerinden beslenen büyülü ve macera dolu bir yolculuk sunuyor. Başlangıçta kitaba adapte olmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim, ancak ilerledikçe hikâyenin derinliği ve kurgunun gücü kendini hissettiriyor. İkinci kitapta bazı olayların daha da oturacağını düşünüyorum, zira