Davul, zurna, ey gaziler, sokaklarda kalabalık... Hem oynayan, hem bağıran, hem de yürüyen coşkun ve genç askerler.. Kendilerini nasıl bir akıbetin beklediğini bilmeyen ve "ya gazi, ya şehit!" diye bağırdıkları halde ölümü akıllarına bile getirmeyen zavallılar... Hayatın yeknesaklığı içinde birdenbire beliriveren bu korkunç değişikliği gülerek kabul eden, ona koşan ve ne için, kimin için ölmeye gideceklerini, nerede ve nasıl öldürüleceklerini sormayı asla akıllarına getirmeyen kahramanlar...
"Benden korkmuyor musun?"
Kocam ellerini omuzlarımdan çekti ve kravatını tekrar bağlayarak konuştu: "Beni asıl korkutan şey, bu dünyanın konuştuğu sözleri, kendi sözcüklerim zannetmeye başlamak."