Bilemiyorum, bu takıntı," sesi artık daha düşünceliydi, "zengin insanlara, kadınlara özgü olmaktan çıktı dediğim gibi. Sonunda hepimiz oraya geleceğiz. İnsanlar günümüzde neler yaptırıyor, neler ekletip neler aldırıyor, bedenlerine neler saplatıp nerelerini kestirip biçtiriyorlar, nelere katlanıyorlar bilmiyorsun. Ayrıntılarını bilsen tüylerin diken diken olur. Ama görürsün bak, hepimiz yaptıracağız sonunda, yaptırmayanlarımızı kınayacaklar, 'Nasıl böyle geziyorsun,' diyecekler, 'etlerin böyle gevşemiş, böyle kat kat, bu torbalarla, bu kırışıklarla, bu yağlarla, bu sarkık derilerle, nasıl böyle bakımsız geziyorsun.' Bazı insanlar dişçiye gitmeye benzetiyorlar, 'Dişimiz kırıldığında yaptırmıyor muyuz, çirkin görünüyor diye kaplatmıyor muyuz? Ötekiler de bundan farksız.' Sanki yaşlanmak bir kusurmuş, kabullenilen bir iptilaymış, bir ihmalmiş gibi. Sanki seçime tabiymiş, insan kendi yaşlanmasından sorumluymuş gibi. Ya da tabii, gizlemeye imkânları elvermiyormuş, yoksulmuş gibi. Yaşlı görünmek sonunda bu manaya, ayaktakımından olmak anlamına gelecek, göreceksin. Sanki yeterince ayrımcılık yokmuş gibi bir farklılık, bir ayrım daha olacak. Lime lime giysilerle dolaşmak gibi bir şey olacak. Biz o günleri görmeyiz umarım."