'Korku... Korku ve insan, korku ve insan talihi, insanın insana hücumu, o hiç yere düşmanlık. Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.'
Bir keresinde Mürebbiye pencereye dönüp mendilini gözlerinde gezdirdiğinde küçük kız, aniden cesaretini toplar,yavaşça elini tutar ve " Hanımefendi, son günlerde çok üzgünsünüz. Bunda bizim bir suçumuz yok,öyle değil mi?" diye sorar.
Mürebbiye çocuğa duygulanarak bakıyor ve onun yumuşacık saçlarını okşuyor. " Hayır, yavrum, hayir!" diyor, " Sizin kesinlikle bir suçunuz yok." Sonra hafifçe alnını öpüyor.
Titriyordum ve içim daralıyordu. Ama sen bana sadece gülümsedin ve teselli ederek şöyle dedin: "Ama seyahate çıkan herkes,nasılsa geri döner."
" Evet," diye cevap verdim, "Geri dönülür, ama o zaman çoktan unutulmuştur."
Ayağa kalktım, sana baktım, uzun süre ve dik dik. Sonra şöyle dedim: " Benim aşık olduğum adam da sürekli seyahate çıkardı." Sana baktım, gözlerinin tam içine. " Şimdi, işte şimdi tanıyacak beni!"