Beyzαɴυr

Beyzαɴυr
@beyzanurstt
“Çαresızlık чüzünden her şeч αnlαmını kαчbedıчor.“ #119106059
10/10
·184 syf.·
Beğendi
·
2023 4. kitabı
Canım Ahmed Arif. Kelimelerinin bir araya gelip de oluşturduğu anlam denizinde yerle bir oldu tüm duygularım. Nice saatler sayfalarını çeviremeden takılı kaldım aynı şiirlerinde. Nice gözyaşı döktüm altını çizdiğim herbir satırında. Böylesi güzel bir kalem bu dünya için fazla. Duygular için müfrit. Her satırın öylesi güzel ki… Söyleyecek söz bulamıyorum. Öyle ki, Ümit Yaşar Oğuzcan’ımdan sonra en sevdiğim kalem senin kalemin oldu şiir dünyasında. Sen hep şiirlerinle var ol.
Şiir
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748,1bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Oyunlarla Yaşayanlar, İnceleme
10/10
·108 syf.·
Beğendi
·
2021 35. kitabı
İTÜ, Doçent İnşaat Mühendisi Oğuz Atay. Türk edebiyatının ilk postmodern eseri olan Tutunamayanlar’ın yanısıra Tehlikeli Oyunlar, Oyunlarla Yaşayanlar, Korkuyu Beklerken, Günlük, Bir Bilim Adamının Romanı, Eylembilim ve bir de Topoğrafya adında meslek kitabı vermiştir edebiyatımıza. Türkiye’nin Ruhu adlı kitabını yazmaya maalesef ömrü yetmedi. Henüz 43 yaşındayken, Gün Apartmanı’nda “Sevinmeyin, daha ölmedim.” sözlerini söyledikten dakikalar sonra gözlerini yummuştur hayata. Hayattaki en büyük gayesi anlaşılmak, tutunabilmek ve bunları yaparken de kendini ele vermemekti. Bireyin iç dünyasını ve bu iç dünyadaki çelişiklikleri, kargaşayı, anlamları en güzel şekilde dile getirmiştir eserleriyle. Aslında hepsinde kendini anlatmış, kendisinin anlaşılmasını istemiştir. 1974 yılında Pakize Kutlu (ikinci eşi/o zamanlar henüz evli değillerdi) ile yaptığı bir röportajında şöyle söylüyor yazar: “Edebiyatın mutfağına girmeden, direkt salonuna dalan adamım ben.” Fakat buna rağmen tıpkı Van Gogh’un tabloları gibi, O’nun da eserleri, O hayattayken yeteri kadar değer görmedi. Hatta günümüzde de yeterince değer görmüyorlar. Şu an bile ülkemizde “en çok yarım bırakılan kitap” ünvanı istatistiklere göre, üzülerek söylüyorum ki, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar (edebiyatımızdaki ilk postmodern) eserine aittir. Gene de, her şeye rağmen onu okumak, anlamak isteyen, anlamak için çabalayan insanlar görmek, biz Atay okurlarını içten içe ne de sevindiriyor… *Oyunlarla Yaşayanlar, İnceleme* Alıntılar: “Ben de büyük meseleler yüzünden harcamış olmak isterdim hayatımı. Küçük dertler yüzünden yıpranıp gitmek istemezdim.” “Hepinizin beni seyrederek, acı ve mutlu duygularımı paylaşacağınızdan şüphem yoktur. Yalnız şunu iyi biliniz ki kahramanlar oyunlarını ve kaderlerini yalnız
Oğuz Atay
Oyunlarla YaşayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202011,6bin okunma
Yeraltından Notlar, İnceleme
10/10
·125 syf.·
Beğendi
·
2021 34. kitabı
150 yılı aşkın süredir okunan bir başyapıt! Sarhoş bir baba ile hasta bir annenin garip çocuğu, Rus edebiyatıyla birlikte dünya edebiyatının da öncülerinden olan, Oğuz Atay gibi yazarlarımızı derinden etkileyen Fyodor Dostoyevski ve onun kıymetli eseri Yeraltından Notlar Yalnız ve çaresiz hisseden insanların başucu kitabı. Bazı eserler vardır, insanlar ismini duyunca bile çekinir. Suç ve Ceza o eserlerden biri benim için, bir buçuk yıldır kitaplığımda duran ve okumaya bir türlü cesaret edemediğim Fyodor Dostoyevski kitabı. Fakat geçenlerde Yerlatından Notlar’la karşılaştım ve, bu sefer bir şans vermelisin, dedim kendi kendime. Evet, Dostoyevski’nin aldığım ilk eseri değildi fakat okuduğum ilk eseri oldu Yeraltından Notlar Sıradaki eser kesinlikle Suç ve Ceza olacak. Spoi! “Aşık olmayı denedim, hemde bir değil iki defa; inanır mısınız baylar, korkunç acılar çektim.” Sürekli kendiyle çelişen ve toplumla çatışan bir adamdı satırlarına konuk olduğum kişi. Çoğumuzun hedefi nasıl iyi bir gelecek ve kariyere sahip olmaksa, kitabın başkahramanının da hedefi (günlük yaşantılarımızda belki de hatırlamayacağımız durumlardan) öç almaktı. Aşkta bile, aşktan bile öç almak! Fakat neden? Aşk ihanetleri, öçleri, kötülükleri hak eder miydi? Etmezdi tabi. Ama kendi iç dünyasıyla çelişen, sürekli bir bilinmezliğe sürüklenen, intikam duygusuna bürünüp de intikam bile alamayacak kadar ikilemler yaşayan; çaresiz, yalnız bir adamın aşkın karşında bu durumlardan nasıl etkilendiğini saklaması ne kadar mümkündür ki? Üstelik aşık olduğu kadın da kötü yollardaysa… İnsan nedir? Aslında benliğimizi düşünmemiz gerekirken, giderek bencilleşiyoruz. Davranış nedir? Özgür olma davasında başkalarını zedeliyoruz. Hani Bertolt Brecht ‘in de dediği gibi “Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese, akıl neye yarar? … Akıllı insan
Edebiyat
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Venedik Yayınları · 2018159,8bin okunma
Bir Çöküşün Öyküsü, İnceleme
8/10
·80 syf.·
Beğendi
·
2021 33. kitabı
Avusturyalı roman, oyun, gazete ve biyografi yazarı Stefan Zweig ve yine bir Zweig klasiği. Stefan Zweig’in kitaplarını okurken en çok hayran kaldığım durum, yazarın kadınların gözünden dünyaya bakması oluyor her zaman. Yine, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda da olduğu gibi, bu kitapta da başkahramanımız bir kadın; Madam Prie. Spoi! “Kalbi kendini daima o anın içinde kaybediyor, gerçeği söylemek isterken yalan söylüyor, aldatmak istediğindeyse dürüst oluyordu; Madamın tek bildiği şey, ne hissettiğiydi. Ve şimdi bütün damarlarından mutluluk ve coşkunun aktığını hissetti; gözden düştüğünü düşünmek onu güldürdü.” Tabakalaşmış toplumun adaletsiz düzenine şahit olduğumuz bir eser okudum yine. Aslında hem tabakalaşmayı hem de insanın ne konumda olursa olsun içinde nasıl karmaşalar olduğunu anlatıyordu, Zweig. Bir zamanlar Fransa’nın devlet yönetiminde önemli rolü olan Madam Prie, sessiz bir köyün soğuk bir odasında kendi hayatına son vererek bitiriyor öyküsünü. İnsan, sessizlikte huzur bulmak yerine aklını çıldırabilir mi? Sessizlik, kimimizin huzuru olurken kimimizin sonu oluyordu bir şekilde. Madam Prie de sürgün edildiği köye geldiğinde her şeye ve herkese inat güldü, eğlendi, dans etti. Ama her geçen gün sesler azaldı, kendi sesi de. Ve o bir daha düştü durduğu yerden. Ne saygınlığı kalmıştı, ne kendisine duyulan hayranlığı ne de adı. O artık sıradan bir insan olmaya ve sıradanların hayatını sürmeye mahkumdu. Sadece saraydan, makamından ve yetkilerden değil, kendinden ve kendi değerlerinden de sürgün edilmişti. Bir köye önemli bir saraylı geliyor ve ilk günkü saygınlık son günkü umursamazlığa dönüşüyor. Ölümü bile değer görmek içindi Prie’nin. Her şey planlıydı. Ölümünün tarihi, şekli ve nicesi. Öldükten sonra konuşulmak istendi o, yaşarken görmediği değeri
Edebiyat
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Anonim Yayıncılık · 202091,9bin okunma
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, İnceleme
9/10
·80 syf.·
Beğendi
·
2021 32. kitabı
Avusturyalı yazar Stefan Zweig’in belki de en eşsiz eseriydi benim açımdan. Yazarın, okuduğum üçüncü eseri ve ancak böylesi geniş bir hayal gücü ve kelimelerle böylesi sıradışı, sürükleyici, güzel bir eser yazılabilirdi. Zweig, dünyaca ünlü roman, öykü yazarı olmakla beraber eserlerinin her birinde öylesi birbirinden farklı konular işlerken, aynı anda da her eserine hayran bırakıyor insanı. Bu, en ünlü eserlerinden biri olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda da yine hayran bıraktırdı kendini. Aşk kitapları okumayanların bile okuyacağını düşünüyorum. •Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu• “Benim için her şeyin, sadece seninle bir bağlantısı olduğu sürece anlamı vardı, varoluşumdaki her şey sadece seninle ilgisi olduğu sürece bir anlam taşıyordu.” Bir aşk uğruna 11 yıl feda edilir mi? Ya da 11 yıl boyunca sizi bilmeyen birine duyduğunuz aşka sadık kalınır mı? Peki 11 yıl boyunca sizin için yaşayan bir kadını, sizin için öldükten sonra; onun size bıraktığı ilk ve son mektupla tanısaydınız?.. Kitabı okurken ‘aşkın kutsallaştırılmasına’ şahit oluyor insan. Bir tapınmaya, hasret dolu günlere, özleme, öfkeye, göz yaşına. Bir aşk uğruna yaşayıp, bir aşk uğruna ölmeye… Henüz 13 yaşındayken, karşı dairesine, ünlü roman yazarı R. taşınınca başlıyor Bilinmeyen Kadının aşkı. Çocukça, safça bir sevginin on bir yıl içerisinde tutkulu bir aşka dönüşmesi… Kitabın başından sonuna kadar Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okuyoruz. “Evladım dün öldü,” diye başlayıp “elveda.” diye kendi ölümüyle mektubu bitiren bir kadının öyküsü bu. Sevmek, hep sevmek, pek sevmek. Fakat sevilmemek. Bilinmemek. Sevdiğin adamla konuşmak, onunla vakit geçirmek ve ondan çocuk sahibi olmak. Fakat o adam sizi tanımıyorsa? On bir yılda üç farklı halinizi görüp tanımıyorsa: on üç yaşında, on sekiz yaşında ve
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Anonim Yayıncılık · 2020266,9bin okunma