10/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Zamanı hep ilerleyen bir olgu gibi algılıyoruz ama ya zaman bir çemberse ? Kitap idealist, kibirli, bezgin, hırslı... İçimizden karakterler çevresinde ilerliyor ve tesadüfler silsilesi şeklinde birbirlerinin hayatlarına dahil oluyorlar. Çok başarılı, kibirli, bilgisini ve zekasını kalkan olarak kullanan Serdar bir gün yolda bayılan bir adamı hastaneye götürür. Adamın Eski Yunanca bir şeyler söylemesi ve dinlediği klasik müziğin bestecisini bilmesi ilgisini çekiyor , ilgilenen doktor Ezgi zeki ve güzel olunca hastaneye birkaç kere daha gidiyor. Dedesinin ona bıraktığı parşömen ve hastaneye götürdüğü Bekir amcanın şifreli sandığındaki çıkan semboller birbiriyle uyunca her şey bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Çürümüş sistemin, 'ucube takım elbiseli adamların pisliğini doğrudan yüzüne vuran avukat Ayruk tıbbi bir delil için Ezgi ile iletişime geçiyor ve davası icin yardımcı olacak birine yönlendiriyor. Davayı kazanan Ayruk teşekkür etmek için Ezgi ile görüşmeye geldiğinde Serdar'ın hastaneye getirdiği Bekir amcanın c*nayetine Serdar ve Ezgi ile şahit oluyor. Serdar savunma sanayii- havacılık üstüne projeler üretiyor ve üstün bir formülü geçmişten gelen o sayfalarda buluyor. Zamanın kendini yeniden ve yeniden başlattığını keşfediyor. Bulduğu formül sonun başlangıcı. Deniz diye bir karakter vardı ve görevi tam olarak tampon bölge olmaktı kitapta da kurgunun içinde de. Onu da kapsıyor ama net bir rol biçemiyorum, çıkarsam da olmuyor. Tüm boşlukları doldurmuş , sevdim. Felsefi, psikolojik, distopik bir havası var. Oldukça akıcı, düşündürecek , ayna tutacak, sorgulatacak bir eser. Ben sevdim. İşbirliği
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202688 okunma
Kendine Yabancı Doğanlar İçin Bir Roman
Puan vermedi·200 syf.··
2026 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:13
Demian insanın yalnızca bir hikâyeyi değil, kendi içindeki bölünmüşlüğü de okumaya başladığı kitaplardan biri gibi geldi bana. Çünkü kitap boyunca Sinclair’in yaşadığı şey aslında yalnızca büyümek değil; kendine yaklaşırken kendinden korkmayı öğrenmek. Ve Hesse bunu çok erken bir yerden, çocukluk üzerinden kuruyor. Zaten kitabın en güçlü yanlarından biri de burada başlıyor. Sinclair daha en başta, “Bunu anlatabilmem için atalarıma gitmem lazım.” der gibi bir kapı açıyor. Çünkü insanı yalnızca bugünü oluşturmuyor; onu yetiştiren insanların korkuları, inançları, bastırılmış tarafları da şekillendiriyor. Kitap boyunca hissedilen en güçlü duygulardan biri, insanın kendi içindeki iyilik ve kötülük arasında sıkışması. Ama Hesse bunu klasik bir “iyi insan-kötü insan” çatışması gibi vermiyor. Daha çok insanın içinde bastırdığı taraflarla yüzleşmesi üzerinden ilerliyor. Zaten Sinclair’in yaşadığı sancı da burada başlıyor. Başkalarına benzememek, yaşıtlarının hissettiği şeyleri hissedememek, bazen kendini üstün görmek ama aynı anda korkunç bir yalnızlık yaşamak… Özellikle şu kısım kitabın ruhunu çok güçlü veriyor: “Kendimi zaman zaman başkalarıyla kıyasladığımda, çoğu kez gurur ve kibir duygusuna kapılıyordum ama bir o kadar da cesaretim kırılıyor, bezgin düşüyordum.” Bu aslında birçok insanın içinden geçtiği ama kolay kolay itiraf edemediği bir duygu. Kendini farklı hissetmekle, dışarıda kalmış hissetmek arasındaki ince çizgi. Ve Hesse bunu fazlasıyla gerçek hissettiriyor. Bir diğer güçlü taraf ise kitabın inanç meselesine yaklaşımı. Körü körüne inanmak mı, yoksa sorgulayarak inanmak mı? Kitap bunu doğrudan cevaplamıyor ama sürekli karakterlerin zihninin içine bırakıyor. Özellikle kendi içinde gelgit yaşayan, inançla akıl arasında sıkışan insanların bu kitapta kendinden
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,6bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·416 syf.··
2026 28. kitabı
Açıkçası kapağına düşerek aldığım bir kitaptı Şövalye ve Güve, bazı kitap kapakları beni çok çekiyor. Devam kitabını da yazarın sayfasından bakınca gördüm ki Eylül de çıkacakmış. Yani zamanlamam fena değil, kısa sürede bize de gelirse mükemmel olur. Konusu gerçekten çok güzel ve özgün geldi bana. Sıkılacağım bir yer olmadı ki sonunda bir b*kluk olacağını anlamıştım, gerçekten de ters köşeli bir son oldu. Başrolümüz Sybil, adını neredeyse unutacak dereceye gelmiş bir yaşam sürüyor, gerçek ismini kullanmadığı herkesin 6 olarak bildiği bir kahin. Aisling Kalesi'nde isimleri numaralandırılmış 6 kızdan oluşan kahinler, gözlerini kimsenin görmedigi peçeleriyle (yüzlerini kendileri bile yıllardır görmemiş) baş rahibenin yönlendirmesiyle insanlara geleceklerini söylemek, onlar hakkında kehanette bulunmak için Aisling Katedrali'nin büyülü pınarında suya dalıp rüyaya yatıyorlar. Aslında boğuluyorlar. Omen adı verilen tanrıların taş nesnelerini görerek onları iyi veya kötü olarak yorumluyorlar. Kurnaz Harami sikkesiyle, Bezgin Katip mürekkep hokkasıyla, Gayretli Kürekçi taş küreğiyle, Sadık Ormancı çanıyla, Kederli Dokumacı da dokuma taşıyla bilinir. Bir de altıncı Omen var ama onun nesnesinin ne olduğu bilinmeden sadece narin kanatlı bir güve olarak görünürmüş. İşte böyle bir hikayeye Traum'a yeni kral olan Benedict Castor (Benji) girer, şövalyeleriyle beraber. Çocuk kral olup çok kaale alınmayan Benji'nin bir amacı vardır, Kâfir diye taşlanan dedesinin hikayesiyle ilerleyip, bütün Omenleri öldürüp ellerindeki kutsal nesneleri almak. Şövalyelerinden Maude ve Rory'de onun yanındadır. Ama Rory kendine has kişiliğiyle krala ölümüne bağlı değildir. Çoğu şeyi; Aisling'i, kahinleri, inancı, görüleri önemsemeyen Rory, ilk gördüğü andan itibaren Sybil'i yani 6'yı önemser. 6 ona
Şövalye ve GüveRachel Gillig · Olimpos Yayınları · 2025230 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 14:47
At Şu Adımı Ahmet Şerif İzgören Bütün İslam ülkeleri Almanya’nın ürettiği kadar üretim yapmıyor “Her halini anlatan değersizleşir, her meziyetini ortaya döken tükenir, her bildiğini söyleyen cahildir” Çay bardağını yıkayıp rafa kaldırdığında çay bitmiş olur Bu memlekette işi kötü yapan o kadar çok ki siz iyi yapın başarılı olursunuz Kapalıçarşıda bir turist bir dükkana girer hiçbir yerde pırlanta bulamadım der. Dükkan sahibib zen pırlantanın kurucusu Kör kantinci, ODTÜ’de kantincilik yapan büfe işleten Güneydoğu gazisi kör kantinci. Yazarkasa müşteriye dönük. Ürünü alıyor parayı kasaya koyup üzerini alıyor. İki yıl çalışmış kasa hiç açık vermemiş Kanuni döneminde Tokat üzümü Fransa’ya satılıyor. Şarap yapılmak üzere Dünyada en çok buğday ithal eden ülkeyiz Az çalışmak için plan yapıyorum Planlama tüm yaşantınızı değiştirir Başınıza gelmesinden dolayı endişelendiğiniz şeylerin %85’i başınız gelmez Olumsuz bir geçmiş değiştirilemez ama gelecek planlana bilir Haldun Dormen, rakipleri olan Yıldız Kenter ve eşi salonsuz kalınca kendi salonunu açıyor onlara Mahalleye süpermarket açıldı. Yanında küçük bir bakkal var. onu bitirmek için cama tereyağı ve süt 100 tl yazdı. Bakkalcı teyze 50 yazdı, sonra market 5 tl ye kadar düştü. Mahalleli bakkal teyzeye onlarla rekabet edemezsin dedi. teyze ben dükkanımda tereyağı ve süt satmıyorum ki diyor… Adnan Menderes’e Necip Fazıl’a neden çok para verdiği soruluyor “biz vermesek karşı taraf için yazacaktı” diyor “zamanın ters, sohbetin faydasız, herkesin bezgin ve her baişın bir ağrı taşıdığını görünce evime kapanıp haysiyetimi korudum” Farabi “hayat, 3,5 ile 4 arasındadır. Ya 3,5 atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın” Neyzen Tevfik Derin düşünen insanlar başkalarıyla sohbetlerinde komedyen gibi davranır. Anlaşılmak için daima yüzeyselmiş
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,728 okunma
*ben joe'nun kırık kalbiyim.
10/10
·224 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 21:29
IKEA kataloglarından fırlamış kusursuz mobilyalarla döşeli, her köşesi taksitle satın alınmış konfor kokan geniş evler.. Sahibi olduğumuzu sandığımız kaliteli eşyalar, ruhumuzu sığdıramadığımız estetik vücutlar. Ve en nihayetinde kendi kurduğumuz modern hapishanelerin mutsuz gardiyanları haline gelen biz. Üstelik bu esaret yeni de değil; on yıllardır aynı çarkın dişlileri arasında ezilmekteyiz. Dövüş Kulübü, adını sinema tarihinin efsaneleri arasına yazdırmış olsa da; her şey yazarın sarsıcı ve cesur kaleminden dökülen bir hikayeyle başlıyor aslında. Yönetmenin sinemadaki karanlık atmosferle zihnimize kazıdığı bu hikaye, modern insanın uyuşmuş ruhuyla girdiği savaşı anlatıyor. Bunları söylemek haddim değil ama; kitabı okurken fark ettim ki filmdeki karakter seçimleri muazzammış. Brad Pitt’in güvenilmez karizmasıyla devleşen Tyler Durden ve Edward Norton’ın bitkin, uykusuz, savruk Joe halleri hepimizin zihninde iz bıraktı. Koca Bob, Marla Singer.. Kitabı okurken yazarın sert, net ve mizahi üslubu, betimlemeleri bu karakterlere hayat veren zaten başka birileri olamazmış dedirtti. Hani okuduğumuz kitapların filmini izlemek bizi hayal kırıklığına uğratır ya. Bu defa öyle değil, ikisi birbirinden güzel. Filmin kitabı mı demeli kitabın filmi mi bilemedim. Kitapla ilgili beni en çok şaşırtan şey; dijital dünyanın, instagram filtrelerinin, beğenilerin, algoritmaların henüz hayatımızı ele geçirmediği o yıllarda bile insanın aynı zaaflarla boğuşuyor olması. Bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığı, ideal beden algısı, estetik merakı ve "kendini arama" adı altında pazarlanan huzur arayışı. O yıllarda mobilya kataloglarına ve reklamlara bakıp eksik hissederken, şimdi yirmi dört saat başkalarının kusursuz ve filtrelenmiş hayatlarını izleyerek kendi varlığımızı hırpalıyoruz. Kapitalizm
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
La Mente E İl Cor İn Perpetua Lite
7/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 01:08
(...) "Kimileriyse hatırlamak için; bense unutabilmek için yazacağım. Ah bir unutabilsem!"    İlk kez yüreğinde ne bir sızı ne de kederini teselli etme çabası vardı... Yaşam oldukça yalın bir biçimde işte orada, karşısında duruyordu. Acı ve hüzün onunla bütünleşmiş derecede yakın... Kalbi öylesine buruk ki etrafındaki güzelliklerin bir bir yitip gitmesine şahit oluyordu günbegün. Çıktığı Kıta Avrupası gezisi boyunca yaşamının her anına işleyen acıyla baş etmenin yolunu ararken, insan ruhunun gerçekçi bir portresini çiziyor Anna Brownell Jameson. Kısacası; kaleminin desteğiyle ruhunun sesini aktarıyor okura. Bolca sanat eseri, heykel, müze ve ibadet yerleri isimleriyle dolu bir günlük çıkarıyor ortaya. Tamamıyla akılda tutmak mümkün değil ancak üzerine güzel bir araştırma yapılarak bilgi sahibi olunabilecek bir yazı olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında değinmek gereken birkaç detayı daha var eserin: 1- Yazarın; Paris, Londra, İtalya ve yolculuk esnasında uğradıkları diğer tüm rotaları, aynı şekilde bu ülkelerde yaşayan halkı da yoğun ve dikkat çekici şekilde betimleyerek yansıtması. 2- Anna B. Jameson yaşamın zor hislerinden söz ettiği esnada okurun kurabileceği derin empati duygusu. Kendi adıma yorumlayacak olursam oldukça etkileyici bir hisse kapıldım. Bunun sebebinin de yazarın hisleri içerisinde kendimden yüzlerce parçaya rastlamam olduğuna inanıyorum. 3- Doğa betimlemeleri ve gözlemlerinin fazlasıyla yer aldığı detaylı bir anlatıma sahip olması. (Ancak itiraf edilmeli ki, bu durum bazı noktalarda epey zorlaştırıyor okuma hızını.) 4- Konunun yavaş akması ise en büyük sorunlardan birisi. Düz bir olay akışında ilerleyen romandan ziyade farklı edebi türleri kapsayan¹ ve yer yer ağır bir anlatıma kayan bir kitap oluşundan dolayı bütüne odaklanmak
Bezgin Bir Kadının GünlüğüAnna Brownell Jameson · Can Yayınları · 202518 okunma