Babam, daha Fahim Bey'le eğlenmek için Beyoğlu'na geçtikleri ve hatıraları ruhuna işlemiş olan gençlik gecelerini de yâd ediyordu. O zamanlarda iki felsefeleri varmış. Biri, memnun ve mesut, "optimizm"; diğeri müşteki ve bedbaht "pesimizm" ki, bir gece içinde birkaçar saatlik fasıla ile, lodos ve poyraz gibi estikleri olurmuş. Nikbin, ümitli, neşeli, "Beyoğlu'na çıkış" felsefesi, geceleyin Beyoğlu'nda eğlenmeye gidilirken bir marş, bir raks havasına benzermiş. Gördükleri her şey hoşlarına gider, herkes onlara dost yüzleri gösterirlermiş. O saatlerde, dünyada her iş tıkırında gidermiş. Şairleşen Fahim Bey'e hayat toz pembe, zahmetler bile eğlence görünürmüş. Öyle tuhaf şeyler anlatırmış ki arkadaşları gülmekten bayılırlarmış. Bedbin, ümidsiz, neşesiz, "Beyoğlu'ndan dönüş" felsefesi ise, eğlenti dönüşü, bir "marş fünebr"i [marche funèbre] hatırlatırmış. Bakışları nereye değse orayı soldururmuş. Her şey, herkes boş, abes, çirkin, hırçın, kaba, ahmak, manasız, münasebetsiz, tatsız görünür ve duyulurmuş. Bu dönüşlerde Fahim Bey yorgun, bezgin, nevmit olurmuş. Öyle doğru şeyler söylermiş ki bir filozof da ancak bu kadarını bulup söyleyebilirmiş!
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Kuru Gürültü
herkes bir şeyler yazıyor bir şey anlatıyor bir yerlerde birileri konuşuyor sürekli . ekranlar programlar mühim adam demeçleri uzman görüşleri son dakika gelişmeleri . manşetler tweetler büyük analizler her şeyi bilenlerin bitmeyen mesaisi ve bunca gürültünün arasında insanın kendine rastlaması gitgide zorlaşıyor insanın kendi iç sesini duyması bir mucizeye dönüşüyor . (çünkü ekranlar ışık saçıyor ama hiçbir şeyi aydınlatmıyor) bu şiirin de o konuda bir çözümü yok derde deva değil sihirli bir formül sunmayacak hayatın akışını durdurmayacak
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bana kalırsa, reenkarnasyon diye bir şey var ve bütün kimlikler aynı hayatta yaşanıyor. İnsan bir ömür içinde öyle çok defa başka birine dönüşüyor ki, dönüp geriye baktığında hangisinin kendisi olduğunu bulup çıkarmakta zorlanıyor. Kimdim ben? Şenlikli alkışlar eşliğinde doğum günü pastasını kesen gamsız çocuk mu? Büyüyünce yazar olmak isteyen hayalperest ergen mi? Çok mutlu sandığı annesini salonun tavanında sallanırken gördükten sonra artık hiçbir şey istemediğini fark eden bahtsız liseli mi? Her sabah kalkıp neden gittiğini bile bilmediği fakültenin yolunu adımlayan umutsuz üniversiteli mi? Sefil bir bankonun ardında oturup bütün gün banknotları ve saniyeleri sayan bezgin bankacı mı? Aile kurmakla yarım kalmış bir şeyleri tamamlayabileceğini umarak apar topar evlenen eksik kadın mı? Önce çocuk istediğine karar verip hamile kalan, sonra içinden bir anne çıkaramayacağını anlayıp kürtaj olan yarım kalmış anne mi? Beklenmedik bir aşkın kollarında, uzun zaman evvel emekliye ayırdığı yaşama sevincini arayan aptal âşık mı? Neşesini ararken kendini kaybeden aşk kurbanı mı? Hangisi bendim? Aşk acımı unutmak için bunların hangisini affetmeliydim?
Sayfa 166·Kitabı okudu
Alıntı
Kuru Gürültü
herkes bir şeyler yazıyor bir şey anlatıyor bir yerlerde birileri konuşuyor sürekli . ekranlar programlar mühim adam demeçleri uzman görüşleri son dakika gelişmeleri . manşetler tweetler büyük analizler her şeyi bilenlerin bitmeyen mesaisi ve bunca gürültünün arasında insanın kendine rastlaması gitgide zorlaşıyor insanın kendi iç sesini duyması bir mucizeye dönüşüyor . (çünkü ekranlar ışık saçıyor ama hiçbir şeyi aydınlatmıyor) bu şiirin de o konuda bir çözümü yok derde deva değil sihirli bir formül sunmayacak hayatın akışını durdurmayacak
Aşkın, bir harcadığına bak, bir de aldığına:Onca sızlanmaya karşı kayıtsızlık, Yürek sızısı yalvarmalara karşı bol naz, Uykusuz, bezgin, yorgun yirmi geceye karşı, Oracıkta solup gidiveren bir anlık haz."
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Sen: Kısık sesimin özlediği serin tını. Kırık sesimin istediği dingin tını Bezgin sesimin beklediği gergin tını.
Sayfa 45
İnsan ve Duygular