Kusursuz bir kurgu, muazzam işlenmiş Âdem ve Havva, Habil ile Kabil motifleri... John Steinbeck’in zekasına hayran kalmamak elde değil. Nasıl ki İtalyan sanatçı Giovanni Strazza, o çok bilinen ‘Duvaklı Bakire’ isimli eserinde mermer gibi işlenmesi oldukça zor olan bir taştan bu denli başarılı, bakan herkesi hayran bırakan şeffaf duvaklı mermer bir bakire Meryem heykeli ortaya çıkarmışsa, John Steinbeck de Cennetin Doğusu isimli eserini aynı ustalıkla oya oya oluşturmuş. O kadar kusursuzca tasarlanmış bir roman ki karakterlerin sembolize ettiği şeyler, derinlikleri, olağanüstü doğa betimlemeleri, Lee ve Samuel’in mükemmel öğretileri nefesimi kesti diyebilirim. Zaten kendisi de “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” demiştir.
“Geçtiğimiz yüzyılın başında Amerika’da ayakta kalma mücadelesi veren iki ailenin yollarını cennetvari topraklarda, Salinas Vadisi’nde kesiştiren Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor.”
Kitabın 633. sayfasında(*sel) kitabın çözümlenmesine yardım eden Lee’nin bir monologunu paylaşmak istiyorum: “Adam, yeryüzünde bulunabilecek en dogmatik biçimde dürüst adam, bütün hayatını çalıntı parayla yaşamıştı. Lee kendi kendine güldü... Şimdi ikinci bir vasiyetnameyle saflığını biraz kendine yontan Aron, bütün hayatını bir randevuevinin kârıyla yaşayacaktı. Şaka mıydı bu, yoksa böyle bir denge mi vardı; insan bir yönde fazla ilerlerse terazide otomatik bir kol hareket ediyor ve denge tekrar mı sağlanıyordu?”
Yine kitabın 334. sayfasında(*sel) Lee’nin anlattığı Habil ile Kabil hikayesinde keşfettiği, İbranice “timşel” yani hükmedebilirsin