Dr. Çağrı ÖZPOLAT

Dr. Çağrı ÖZPOLAT
@bibliyosmia
“Docendo discimus.” Tıp hekimi. Psikiyatri, farmakoloji ve felsefe arka planıyla, insan ve toplum odaklı okumalar. Eleştirel yaklaşım. Wing Chun (CWTO) | Fitness
Uyuyan Adam: Dünyadan Çekilmenin Anatomisi
Puan vermedi·112 syf.··
2022 27. kitabı
Uyuyan Adam: Dünyadan Çekilmenin Anatomisi Perec’in en sevdiğim yönlerinden biri, büyük olayları değil, küçük geri çekilmeleri anlatabilmesi. Uyuyan Adam çoğu zaman bir depresyon romanı olarak okunuyor. Ancak bana göre kitap daha çok dünyadan çekilme arzusunu, sürekli bir şey olmak ve yapmak zorunda bırakılan insanın yorgunluğunu anlatıyor. Romanın gücü de burada ortaya çıkıyor. Çünkü kahraman yalnızca insanlardan değil; beklentilerden, hedeflerden ve toplumsal ritimlerden de uzaklaşmaya çalışıyor. Bununla birlikte kitap herkes için kolay bir okuma değil. Olay örgüsünden çok düşünce ve atmosfer üzerine kurulu olması bazı okurlara fazlasıyla durağan gelebilir. Özellikle güçlü bir hikâye akışı bekleyenler için mesafeli bir metin olabilir. Yine de bana göre Uyuyan Adam, bir depresyon romanından çok dünyadan çekilme arzusunun anatomisidir. Kaçışı değil, kaçışın mümkün olup olmadığını tartışır. — Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 25.05.2026
İnceleme
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
Reklam
32 – Tess Gerritsen | Cerrah
Puan vermedi·376 syf.··
2026 97. kitabı
32 – Tess Gerritsen | Cerrah Popüler gerilim romanları çoğu zaman iki uç arasında sıkışır: ya yalnızca olay örgüsüne yaslanır ya da karakter derinliğini artırmaya çalışırken temposunu kaybeder. Cerrah ise bu ikiliği oldukça dengeli kuran metinlerden biri. Roman, yalnızca bir seri katil hikâyesi anlatmakla kalmaz; aynı zamanda şiddetin estetiği, bedenin kırılganlığı ve kontrol arzusunun karanlık biçimleri üzerine de düşünmeye zorlar. Açılış: Soğukkanlı Bir Zihnin İçinden Romanın daha ilk sayfalarında okur doğrudan katilin zihnine yerleştirilir. Bu tercih, klasik polisiyelerde sık gördüğümüz “faili saklama” stratejisinden farklıdır. Burada mesele katilin kim olduğu değil; nasıl düşündüğü ve neden böyle davrandığıdır. Açılış sahnesinde, bir kadının cesedinin nasıl bulunacağını adım adım anlatan bir iç monologla karşılaşırız. Bu anlatım yalnızca gerilim yaratmaz; aynı zamanda bir tür kontrol fantezisini açığa çıkarır. Katil, yalnızca öldürmekle ilgilenmez. Süreci tasarlar, planlar, hatta başkalarının tepkilerini bile önceden kurgular. Bu noktada romanın tonu netleşir: Bu, rastgele işlenen cinayetlerin hikâyesi değil; titizlikle kurgulanmış bir şiddetin hikâyesidir. Tıbbi Gerilim: Bedenin İçine Giren Anlatı Gerritsen’in en güçlü taraflarından biri, tıbbi bilgiyi anlatının merkezine yerleştirme biçimi. Otopsi sahneleri, cerrahi müdahaleler ve anatomik detaylar yalnızca dekoratif değil; doğrudan hikâyenin parçası. Özellikle kurbanların bedenine uygulanan kesiler, sıradan bir şiddet eylemi olmaktan çıkar. Katilin kullandığı teknikler, bir cerrahın soğukkanlılığıyla örtüşür. Bu da romanın en rahatsız edici sorularından birini doğurur: İyileştirmek için kullanılan bilgi, yok etmek için de kullanılabilir mi? Otopsi sahnelerinde gördüğümüz detaylar —kesinin yönü, kullanılan iplik,
İnceleme
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201817,2bin okunma
31 – Lukas Maher | Yanlış Bilinen Psikoloji
Puan vermedi·272 syf.··
2026 95. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 16:52
31 – Lukas Maher | Yanlış Bilinen Psikoloji Popüler Psikolojinin Rahatlatıcı Yanılsamaları Popüler psikoloji, son yıllarda yalnızca bir ilgi alanı değil; aynı zamanda bir dil hâline geldi. “Travma”, “toksik”, “gaslighting”, “bağlanma”, “narsisizm” gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmalarda değil, gündelik konuşmalarda, sosyal medyada ve ilişkilerin içinde dolaşıyor. Ancak bu dolaşım, beraberinde ciddi bir sorun getiriyor: kavramların içinin boşalması. Yanlış Bilinen Psikoloji tam da bu noktada devreye giriyor. Kitap, bu kavramları tek tek ele alarak onların ne anlama geldiğini, nasıl yanlış kullanıldığını ve bu yanlış kullanımın ne tür sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Ama bunu yaparken didaktik bir üstten bakış kurmuyor; aksine, okuru birlikte düşünmeye davet eden bir ton benimsiyor. Kavramların Yüzeyselleşmesi: Anlamak Yerine Etiketlemek Kitabın en güçlü taraflarından biri, kavramların nasıl birer “etiket” hâline geldiğini göstermesi. Örneğin narsisizm, çoğu zaman “bencil insan” anlamında kullanılıyor. Travma, neredeyse her olumsuz deneyimi kapsayacak şekilde genişletiliyor. Bağlanma stilleri, insan ilişkilerini kategorize eden basit şemalara indirgeniyor. Maher burada önemli bir ayrım yapıyor: Bir kavramın yaygınlaşması, onun doğru anlaşıldığı anlamına gelmez. Aksine, kavramlar popülerleştikçe çoğu zaman basitleştirilir, bağlamından koparılır ve kullanışlı birer açıklama aracına dönüşür. Bu da insan davranışlarını anlamayı kolaylaştırmak yerine, yüzeyselleştirir. Psikoloji Dili: Açıklamak mı, Rahatlatmak mı? Kitap boyunca hissedilen temel eleştiri şu: Popüler psikoloji dili çoğu zaman açıklamak için değil, rahatlatmak için kullanılıyor. İnsanlar karmaşık ilişkileri, zor duyguları ya da belirsiz durumları hızlıca kategorize etmek istiyor. Bu da “kırmızı
İnceleme
Yanlış Bilinen PsikolojiLukas Maher · İrene Kitap · 202617 okunma
30 – Alper Canıgüz | Tatlı Rüyalar
Puan vermedi·208 syf.··
2026 11. kitabı
30 – Alper Canıgüz | Tatlı Rüyalar Alper Canıgüz’ün Tatlı Rüyalar’ı, ilk bakışta “psiko-absürd romantik komedi” alt başlığını hakkıyla taşıyan, oyunbaz, hızlı, tuhaf ve zekice bir roman gibi görünür. Ama roman derine indikçe, bu tuhaflığın sadece komik olmak için kurulmadığı anlaşılır. Canıgüz, absürdü bir süs olarak değil, gerçekliğin kendisine dair bir şüphe üretmek için kullanır. Romanın asıl meselesi, kimin deli, kimin uyanık, kimin rüya, kimin gerçek olduğundan çok; insanın kendi zihninin içinde ne kadar güvenle yaşayabildiğidir. Bu yüzden Tatlı Rüyalar, yalnızca eğlenceli bir kurgu değildir. Aynı zamanda bilinç, arzu, kimlik, kaçış ve ruhsal parçalanma üzerine kurulmuş, polisiyeye yaklaşan ama tam oraya yerleşmeyen, psikolojiyle flört eden ama akademik ciddiyete de teslim olmayan bir metindir. Romanın enerjisi tam da buradan gelir: Her an dağılıp saçılabilecek bir dünyanın içinde, yine de kendi mantığını kurabilen bir anlatı. Absürdün Mantığı Romanın daha ilk sayfalarında Hector Berlioz’un gazetede gördüğü “Hayatımı satıyorum” ilanıyla başlayan çizgi, Canıgüz’ün nasıl bir anlatı kuracağını açık eder. Burada tuhaflık rastgele değildir; sistemlidir. Okur, mantıksızlıkla değil, farklı işleyen bir mantıkla karşı karşıya kalır. Hector’un Hamit Alemdar’la karşılaşması, ardından Profesör Olcayto Fişek ve Şevket Hakan Tunçel ekseninde gelişen olaylar, romanı giderek daha kaygan bir zemine taşır. Ama bu kayganlık, anlatıyı bozmaktan çok onu canlı tutar. Canıgüz’ün başarısı burada belirginleşiyor: Okuru “ne oluyor burada?” sorusuna mahkûm eder ama o soruyu sinir bozucu bir kapalılık için değil, düşünsel bir hareket alanı yaratmak için kullanır. Roman, anlamı sürekli erteler; ama tamamen ortadan kaldırmaz. Karakterler Karikatür Değil Bu tür romanlarda karakterlerin yalnızca
Alıntı
Tatlı RüyalarAlper Canıgüz · Alfa Yayınları · 20208,1bin okunma
29 – Haruki Murakami | Belleğin İçinde Yaşamak
Puan vermedi·374 syf.··
2026 6. kitabı
29 – Haruki Murakami | İmkânsızın Şarkısı Belleğin İçinde Yaşamak: Kaybın Sessiz Yankısı İmkânsızın Şarkısı, Murakami’nin en doğrudan, en az metaforik ama belki de en kırılgan romanlarından biri. Diğer metinlerinde gördüğümüz sürreal katmanlar, metafizik geçişler ya da paralel evrenler burada yok denecek kadar azdır. Bunun yerine, daha sade ama daha derin bir mesele vardır: yas, bellek ve yetişkinliğe geçişin ruhsal bedeli. Roman, Toru Vatanabe’nin geçmişe dönerek üniversite yıllarını hatırlamasıyla başlar. Bir Beatles şarkısı, belleği tetikler. Murakami’nin burada kurduğu yapı basittir ama güçlüdür: Hafıza, doğrusal değil; duygusal olarak örgütlenmiştir. Bir şarkı, bir koku, bir yürüyüş, bir yüz… Anılar kronolojik değil, yoğunluklarına göre geri gelir. Bu romanı güçlü kılan şey, olaylardan çok duyguların sürekliliğidir. Naoko: Kırılganlığın Sessiz Coğrafyası Naoko, romanın merkezindeki figürlerden biridir; ama o bir “aşk nesnesi” değildir. O, kırılganlığın temsilidir. Murakami Naoko’yu dramatize etmez; onu romantize de etmez. Onu anlamaya çalışır. Naoko’nun ruhsal çöküşü, yalnızca bireysel bir travma değildir. Kuşağın travmasıdır. 1960’ların Japonya’sı, siyasal çalkantılar ve modernleşmenin hızlanmasıyla birlikte bireyin iç dünyasında bir boşluk yaratır. Naoko bu boşluğun içinde tutunmaya çalışır ama dili yoktur. Roman burada şunu ima eder: Bazı acılar konuşulamaz. Konuşulamadıkça da iyileşmez. Murakami’nin başarısı, Naoko’yu “hasta” bir karakter olarak değil, varoluşsal bir kırılganlık alanı olarak yazmasındadır. Midori: Hayata Doğru Bir Açıklık Naoko’nun karşısında Midori vardır. Midori daha canlıdır, daha doğrudandır, daha somuttur. Ama o da yüzeysel değildir. Midori’nin hayata dönük enerjisi, bir iyimserlik değil; bir dirençtir. Toru’nun iki kadın arasında
İnceleme
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
Reklam