Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
SESSİZ KİRACI CLÉMENCE MICHALLON 392 SAYFA Sevgiyle ilgili sorun şu: İnsanları güçsüz düşürebiliyor. AidaThomas, yaşadığı kasabada herkes tarafından sevilen, sözüne güvenilen, yardımsever bir adamdır. Çok sevdiği bir karısı ve on üç yaşında üzerine titrediği bir kızı vardır. Eşini kanserden kaybettikten sonra kızı Cecilia ile başka bir eve taşınmak zorunda kalırlar. Tüm kasaba bu süreçte yanlarında olur. Fakat Aidan'ın kimsenin bilmediği karanlık bir yönü vardır. O bir seri katildir. Hayatını bağışladığı tek kurbanı Rachel'i eski evlerinin arkasındaki barakada yıllardır saklayan Aidan'ın, taşınma sırasında onu da yanlarında götürmekten başka çaresi yoktur. Artık kızı ile yaşadığı evde devam edecektir Rachel'in yıllardır süren esareti. Kasaba halkına uzaklardan ziyarete gelen kuzeni olarak tanıtır esir tuttuğu kadını. Beş yıllık esaret sonrası Aidan çok emindir Rachel'in sırrını ele vermeyeceğinden ve kaçmayacağından. Fakat Rachel, yıllardır beklediği fırsatın sonunda geldiğinin farkındadır. Yaşadığı psikolojik ve fiziksel şiddetten kurtaracaktır kendini. Psikolojik bir gerilim olması nedeniyle biraz ağır ilerleyen, karanlık bir hikayeydi. Rachel'in, Aidan'ın sevgilisi Emily'in ve kurbanlarının anlatımı ile ilerleyen satırlar umutsuzluğu, çaresizliği, karamsarlığı barındırıyor. Aidan'ın sırrı ortaya çıkacak mı, Rachel bu esaretten kurtulacak mı soruları ile sizi başbaşa bırakıyorum. Ben sevdim hikayeyi. Psikolojik gerilim seven dostlara tavsiyemdir. Kısa bir not: Stephen King/ O Betty Smith/Bir Genç Kız Yetişiyor Mary Higgins Clark/Ölüm Tangosuyla Dans kitapları; Bir Rüya İçin Ağıt ve Dövüş Kulübü filmleri kitapta bahsi geçen eserler. Becerikli yalanlar hakkında neler duymuştun? Her yanlış bilgiyi biraz gerçekle karıştırmazlar mıydı? Hayatta kalmanın sekizinci
Sessiz KiracıClémence Michallon · İthaki Yayınları · 202449 okunma
10/10
·560 syf.··
2026 19. kitabı
Merhabalar Efendim Sizlere en değerli serilerimden olan Bronz'un final kitabı ile geldim. Baştan söyleyeyim bolca duygu yüklü ve spoiler içeren bir yorum olacak. Dikkat edenlere duyrulur. Serinin final kitabı olduğu için konu kısmını atlayarak direk yoruma geçiriyorum. Bronz'un Hisarın hastalığını öğrendikten sonra onu bir onu tedavi için bir kliniğe yatırmasıyla biten son kitabımızın ardından tedavi olan Hisarı okuyarak başlıyoruz bu kitabımıza. Hisar tamamen hastalığından kurtulmuş durumda ama zorlu günler aslında onu Bronz cephesinde bekliyor. Bronz Hisara çok kızgın ve çok kırgın. Kendisini düşünmediği için, onu düşünmediği için, beraber yaşayacakları geleceklerini düşünmediği için, kendini bazı şeylere feda ettiği için. Hem kızgın hem Kırgın olan bir bronz okuyoruz. Hisar ona yaşattıkları için çok pişman ama kendi içinde de haklı sebepleri var ve bu süreçte Hisar'ın Bronz'a kendini affettirmesini ve onun peşinden bir adım olsun ayrılmamasını okuyoruz. Bronzu anlayabiliyorum o yüzden sert davranışlarını, soğukluğu gayet anlaşılabilir. Hisar'ın da yaptığı ile yüzleşmesi ve kendine ne kadar doğru gelse de sevdiği adamın bakış açısından baktığında ve bu durumla bil hassa kendisi de karşılaştığında Bronz'un ne hissettiğini, nasıl kırıldığını gayet iyi anlıyor ve bundan duyduğu pişmanlığı da her defasında dile getiriyor. Bazı şeylerin sonuna geldik final kitabımızda. Çözülen sırlarımız var, geçmişin karanlık perdesi ile yüzleşiyor karakterlerimiz. Fedakarlıklar sonucunda kaybettiğimiz karakterlerimiz var. Çok ağlayarak okudum o kısımları. Aslında Serdal'ın ölmesine üzülmemem gerektiğini biliyordum, çünkü herkes ailesiyle birlikteyken O da en güzel şekilde ailesinin yanına gitmeliydi ve onlara kavuşmalıydı. O yüzden içim bir parça buruk olsa bile onun için en güzel
Bronz 6Özge Naz · Guardian Yayınları · 202675 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·272 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:32
Alex Schulman Bence fazla travmatik bir kitaptı. Akışı ve hikayesi güzel. Okurken sıkılmadım. Merak ve sorular silsilesi son sayfaya kadar devam ediyor. Hüzünlüydü. Normalde daha çabuk biterdi ama küçük bebeğim olduğundan dolayı boş vakit bulabilme şansım kısıtlıydı. Normalde max 2 günde sindirerek rahatça okunur. Anne olgusu benim için çok yüksek bir yerde. Annesine aşırı bağlı biri olarak, bu satırları okurken zorlandım. Sanki ben yaşıyormuşum gibi çok zor, çok korkunç bence. Otokontrolünü sağlayamayan insanların çocuk yetiştirme konusunda destek alabilmeleri şart!! Yoksa sorunlu bireyler yetişip bu bozuk psikolojik durumu nesillerce devam ediyor. Ne gerek var ki? Öz eleştiri yap ve kendini bil! Ona göre davran ve ona göre yetiştir. Son olarak; kitabı beğendim,tavsiye ederim.
1000Kitap
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,434 okunma
10/10
·256 syf.·
2026 38. kitabı
Nefis diyor ki... İnsan nefsi içinde konusan sestir. Eğer güzel bir şey yapacakken içinden bir ses konuşmaya başlıyorsa bil ki nefsin sana bela olmuş. Kitap farklı iki zamanda geçiyor. İstanbul da babasını yeni kaybetmiş kahramanımız gezerken rastgele girdiği kitapçıdan öylesine bir kitap alıyor. Onu en çok etkileyecek kitap olduğunu bilmeden. Kitapta Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin hayatı anlatılmış. Akıcı bir sekilde yıllar süresince iki zaman arasinda gidip geliyoruz. Kadı Mahmut Efendi tam mesleğinin zirvesinde iken,bir gece gördüğü rüya ile kendisini bir bilinmezin içinde bulur. Öğrencilik yıllarındaki ihlasin kendisinden gittiğini düşünür. Ve yolu Üftade Hazretlerinin dergâhına düşer. Burada nefsini eğitmek için önce ciğer satar, daha sonra abdesthaneleri yıkar. Aradan geçen zamanda da hocasının dizinin dibinden ayrılmaz. Ancak zamanla artık kendi dergahini kurmasını gerekir. Ve hocasının yönlendirmesi ile İstanbul'a gelir. Tüm bu süreçlerde sürekli nefis muhasebesi yapar. Nefsini öldürmenin yollarını arar. Kitapta bu bölümleri nefsin ağzından dinliyoruz. Onu yoldan çıkarmak için her şeyi yapmasına rağmen yıllar geçtikçe nefsi kendisine tabi olur. Diğer taraftan şimdiki zamanda yaşayan kahramanımız ise kitabı akıl almaz bir şekilde çok anlamlı bulur ve hayatında yaşadığı tevafuklarla beraber yeni bir sayfa açar. Kitabını dili son derece akıcı ve güzeldi. Uzun zamandır okuduğum en güzel kitap diyebilirim. Sonunda ise Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri ruhunu teslim ederken nefsi de ona teslim olmuştur. Kitabın son sayfalarında nefsin kendini anlattığı bölüm çok etkileyiciydi. Ne olursa olsun kıyamet gününe kadar vazgeçmeyeceğini insanın kendisine yenilmesi için her şeyi yapacağını açıkça söylüyor. Rabbim nefsini dizgine çekenlerden eylesin. Amin Alıntılar : Bu dünya
Ene 'Sus Ey Nefsim'Fatih Duman · Nesil Yayınları · 20228,6bin okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 199. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 13:38
Žižek'in Encore için seçtiği felsefi/politik metin- lerden oluşan "Tin Kemiktir" ve popüler kültür metinlerini içeren "Bilinmeyen Bilinenler" serisi işte bu farklı boyuta, kabul görmemiş inançlarımızın hatta toplumsal değerlerimizin temelini oluşturan ama yine de görmezlikten geldiğimiz, farkında olmadı- ğımız alanlara odaklanıyor. Hegel'in "Tin Kemiktir" formülündeki kafatası kemiği Žižek'e göre öznedeki temsillenemez bir imkânsızlığı, bir boşluğu işaret eder. Onun Donald Rumsfeld analizinde ileri sürdüğü bildiğimizi bilmediklerimiz ek önermesi Rumsfeld'in Irak'ta yapılan işkenceleri bildiğini bil- memesine, yani Lacan'ın söylediği “kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir: 2003'te Rumsfeld biraz amatörce, bilinen ve bi- linmeyen arasındaki ilişki hakkında felsefe yapmaya girişti: "Bilinen bilinenler vardır. Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeylerdir. Bilinen bilinmeyenler vardır. Yani, bazı şeyler vardır ki bilmediğimizi biliriz. Fakat bilinmeyen bilinmeyenler de vardır. Bunlar öyledir ki bilmediğimizi bilmeyiz.” Onun eklemeyi unuttuğu önemli bir dördüncü tanım var: 'bilinmeyen bilinenler', bildiğimizi bilmediğimiz şeyler ki bu tam anlamıyla Freudcu bilinçdışıdır...
Hayata Dair
Kutsal, Müstehcen ve Yaşayan-ÖlülerSlavoj Zizek · Encore Yayınları · 20251 okunma
Belirsiz Bekleyiş Yaşamaktan Daha Yıpratıcıdır
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
Oğuz Atay ile tanışmam yıllar önceydi. Ben her ne kadar doğru okuma sırası ile okumasam da, ilk okumama en ünlü eseri ''Tutunamayanlar'' ile başlamıştım. Tutunamayanlar, ülkemizde yarım bırakılan kitapların başını çektiği bir kitap. İlk okuduğumda bana zengin bir dünyanın kapısını açan kitaptı. Özellikle kitabı bitirdiğimde neden ülkemizde yarım bırakıldığı konusunda düşündüğümde ise; özünde bireyselliği temel alan bir metnin olduğuna kanaat getirmiştim. Çünkü ülkemizde toplumsallık barındıran metinlerin daha çok ilgi gördüğü ve bireyselleşmeyi anlatan kitapların daha gözardı edildiği gerçeği var ve maalesef ki Atay daha yazın dünyasının başındayken bile sırf bu nedenlerden dolayı hor görülmüş bir yazar. Çünkü bireyselliğin ve ruh çözümlemelerinin topluma bir faydasının ve getirisinin olmayacağı kanaatinde olan dar görüşlü çevrenin baskılarına maruz kalmış. Ama şunu anlamıştım ki okuma serüvenim içinde daha önce böylesi bir yazarla tanışmamıştım. Onun yazdığı eserleri okumak hem zor hem de keyifli bir okuma sunuyordu bana. Şimdi tüm eserlerini daha doğru bir sıra ve ''Ben buradayım'' diye seslenen yazarımıza ''bende buradayım ey Atay ve seni tam anlamıyla anlayabilmek için işte başlıyorum yazın dünyana'' diyerek başlıyorum. İlk öykü, Beyaz Mantolu Adam'ın öyküsüdür. Bir manto sadece. Bir manto, bir insanın başına bu kadar iş açar mı? Toplumun hem varettiği hem de yok ettiği bir kişi. Yani toplum için hiçbir değeri olmayan ve kimsenin umursamayacağı bazı kişiler vardır ya hani toplumun içinde ne kadar yaşarşa yaşasın görülmez, bilinmez, duyulmaz... İşte ilk öykü böyle başlar. İlk önce var edilir. Sonra yaşatılır. Daha sonra ise yok edilir. Öyküde cami avlusunda görmezden gelinen adamın eline para tutuşturulur ve vicdan rahatlatılır. Asıl vicdansızlık bundan sonra
Edebiyat
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma