Şimdi derinlemesine irdelemem gereken duyguların taşkınlığındayım. Sanki duygularımı kilometrelerle uzatıyorum, duygularımı yolların bitmezliğine dönüştürüyorum. Oysa sözcüklere dönüştürmem gereken duygular bunlar.
Bir müddet daha düşününce dünyada da hiç bir yere bağlı olmadığını hissetti ve içten içe bu kadar yabancı olduğu bu hayatta kendisini birçok kayıtların kuşatmasına, ondan, istediği gibi hareket imkânlarını almasına müthiş içerledi.
"Beni kendine nasıl aşık ettin?"
"Bilmiyorum," dedi Martin gülerek.
"Sadece seni çok severek tabi; çünkü senin gibi yaşayan, nefes alan bir kadın şöyle dursun, bir taşın kalbini eritecek kadar çok sevdim seni."
"Bu, kafamdaki aşk kavramından o kadar farklı ki," dedi Ruth birden.
"Aşkın nasıl bir şey olduğunu düşünmüştün?"
"Böyle olacağı gelmemişti aklıma"
Ama yazmam gerektiğini hissediyorum- seni sana ve kendimi sana... Bu deftere yazıyorum: ilk yazdığım gibi bunu da ne kadar yazarım; sana verir miyim- ne yaparım bilmiyorum. Kendim için yaptığım bir defterdi bu da, ilki gibi- şimdi sana 'mektup' oluyor: Aslında yaptığım herşey gibi, yazı oluyor yalnızca başka birşey değil...