Konuya yabancı olanlar açısından kısa bir açıklama yapmak gerekirse; hakim adaylığı sürecine başlayanlar hakkında, hakim olup olmayacağına karar verme yetkisi, daha doğru bir ifade ile bu konuda takdir kullanma yetkisi, adayın yanında staj yaptığı hakim ve savcıya aittir. Yanında staj yapılan hakim ve savcı, staj sürecince adayı; bilgi, 147 beceri, mesleki yeterlilik vs. açısından gözlemleyecek ve bu gözlemlerini staj sonucunda ilgili hakkında düzenleyeceği rapora yansıtacaktır. HSYK'nın ise bu anlamda bir takdir yetkisi yoktur.
"Gerçekten istenmediği için içtenlikten yoksun olan ya da ezberlediği için içeriği üzerinde düşünülmeyen ve bu nedenle kendi başına ve kopuk kalan, boş bir sözün ötesine geçmeyen, dolayısıyla da bilgi,beceri ve sorumlulukla desteklenmeyen niyete mış gibi niyet diyebiliriz."
"Gerçekten istenmediği için içtenlikten yoksun olan ya da ezberlendiği için içeriği üzerinde düşünülmeyen ve bu nedenle kendi başına ve kopuk kalan, boş bir sözün ötesine geçmeyen, dolayısıyla da bilgi, beceri ve sorumlulukla desteklenmeyen niyete mış gibi niyet diyebiliriz."
Sen ve ben şu anda, 'direksiyonda olmanın bilinci' kavramı üzerinde anlaşmış bulunuyoruz. Bu bilince sahip kişinin belirli 'bilgi', 'beceri' ve 'sorumluluk' sahibi olması gerekir. Eğer insan gibi yaşamayı önemsiyor ve ciddiye alıyorsak bu bilgi, beceri ve sorumlulukları da önemseriz. Yaşamın gerçeği bunu gerektirir.
Geçen yüzyılda müfredat bilgi temelli olarak hazırlanıyordu. Dünyanın geçen yüzyılda bıraktığı bu yaklaşıma göre, okulun temel işlevi çocuklara bilgi kazandırmaktı.
Ancak dünya değişti. Artık bilgi global ve her yerde. Bu yeni yüzyılda rekabet etmek için çocuklarımızın neyi bildiği değil, neyi yaptığı önemli. O nedenle tüm dünya hummalı bir şekilde müfredatı bilgi odaklı olmaktan çıkarıp beceri odaklı yapıyor.