9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:02
“Altı Bardakta Dünya Tarihi”, sıradan bir tarih kitabı gibi başlamıyor. Kitabı okurken kendimi sadece geçmiş olayları öğreniyormuş gibi değil, insanların günlük yaşamlarına, alışkanlıklarına ve hatta sohbetlerine tanıklık ediyormuş gibi hissettim. Tom Standage’in çay, kahve, bira, şarap, kola ve alkolsüz içecekler üzerinden dünya tarihini anlatma fikri başta bana ilginç ama biraz da sıra dışı gelmişti. Kitapta en çok hoşuma giden şey, tarihin savaşlar ve siyasi olaylardan ibaret olmadığını göstermesiydi. İnsanların ne içtiği bile toplumların ekonomik yapısını, kültürünü ve dünya üzerindeki güç dengelerini etkileyebiliyor. Özellikle kahvenin düşünce dünyasını nasıl değiştirdiğini anlatan bölümler benim için çok etkileyiciydi. Kahvehanelerin bir dönem fikir alışverişinin merkezi hâline gelmesi ve bunun bilimsel gelişmelere katkı sağlaması gerçekten dikkat çekiciydi. Dünya tarihi bu kitapta sırasıyla bira, şarap, damıtık içkiler, kahve, çay ve kola çağları olarak bölünüyor. Bu altı içki üzerinden kronolojik sırayla bir tarih anlatımı var. Her içeceğin tarihi bir imparatorluğun daha doğrusu bir uygarlık biçiminin yükselişi ve sönümlenişiyle anlatıyor. Bu birbirinden farklı içkilerin üçü alkol, üçü kafein içerse de hepsinin ortak paydası; her birinin antik dönemden bugüne kadar birçok önemli tarihsel dönemin tanımlayıcı içkisi olmasıdır. Yazarında çıkış noktası tam olarak bu olmuştur. Dünya tarihini farklı içkilerin egemen olduğu dönemlere ayırmış olduğunu görüyoruz kısaca bu içeceklere ve beraberinde de ayrıldıkları dönemlere göz atacak olursak; Bira ile başlayan tarih anlatımı şöyle, İnsanoğlunu modernlik yoluna sokan süreç, tahılın evcilleştirilmesiyle birlikte çiftçiliğin benimsenmesiyle başladı ve bu olay bundan yaklaşık on binyıl önce Yakın Doğu’da gerçekleşti.
Kitap Simyacıları
Altı Bardakta Dünya TarihiTom Standage · Kırmızı Kedi Yayınları · 20241,220 okunma
İnsan Yol'da Olandır
Puan vermedi·184 syf.··
2026 15. kitabı
Elhamdülillah, güzel bir tanışma oldu. İhsan Fazlıoğlu bir şekilde sürekli etrafında dolaştığım; lakin şu ana kadar kendisinden bir şey okumadığım biriydi. Şimdiye nasipmiş ve güzel oldu. Gönlüme değen şeyler oldu kendisinden. Gönle bu kitaptan değenleri bir yekun üzerinde tartışmak çok kolay olmayacak, çünkü eser farklı zamanlarda dergilerde yayınlanan denemelerinden oluşuyor. Fakat İhsan Fazlıoğlu dertli olunması gereken konuları gündeme getirmiş, Allah (cc) kendisinden razı olsun. Bu kitabı okurken, insan tanımı tartışılmaya açılmak zorundadır; İhsan Fazlıoğlu'nun takip ederek ya da etmeyerek. En azından bu coğrafyada kimseler insanın tanımının ne'leri içerdiğini bilmesi gerekir ya da bu tanımların Batı'dan farklılıklarını işitmesi gerekir. Bazı alıntılar ile en azından İhsan Fazlıoğlu'nun işaret ettiği şeyleri aşağıda görmüş olabileceğiz. Bireysellik ve toplumsallık tartışması önemli bir yer tutar, İhsan Fazlıoğlu'nun eserinde. İddia şudur ki; insan başta toplumsal yapı içinde hayat bulur ve sonrasında birey olmayı keşfeder. Bu süreci inşaa eden kavramlar alıntı kısmında ümid ederim ki bulunabilecektir ve kavramlaştırabileceklerdir. Belki tam olarak bu terkip ile söylemese İhsan Fazlıoğlu için insan yol'da olandır (din'i olandır). Ne'reden ne'reye gittiği ile ilgili sürecini manalandırabilene insan der. Her ne kadar sivriltilmiş olsa da yazılardan bunu çıkarıp sloganlaştırdığımda yerleşik hali bir tuğla koymaya yol açıyor benim için. Gönül istiyor ki; dostlara biraz baskı ve naz ile bu kitabı okutturup mütalaa etsek. Lakin dünya dostun dost için kitap okumasının önüne kendini koydu. Alıntılar *** Her ne olursa olsun insan denilen soruya verilen her yanıt, insana öngörülebilir bir hayat sunmak zorundadır. Canı, aklı, soyu, malı ve inancı koruyamayan bir
Kendini Aramakİhsan Fazlıoğlu · Papersense Yayınları · 20142,090 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·177 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 22:12
August Bebelin bu değerli eserini okuyana kadar Arap toplumunu hiç tanımadığımı farkettim. Daha doğrusu bugünkü Arap toplumu ile eski dönemlerdeki Arap toplumu arasındaki farkları da görmüş oldum. Okuduğum bazı şeyler beni çok şaşırttı, bazılarında ise sarsıldım ve hiç bu açıdan bakmamıştım dedim kendi kendime. Mesela yazar diyor ki, ''İslamiyet tam anlamıyla demokratik bir akımın yaratıcısı oluyordu". Bunu neden söylüyor peki? İslamiyet bütün insanların eşitliğini savunur, insan becerilerine göre her türlü makama, memuriyete getirilmeye layık görür. Bu yüzden makama seçimle getirilmelidir. Hz. Muhammet vefat ettiğinde yerine oğulları geçmemiştir, babadan oğula geçen bir makam düşünülmemiştir. İlk Halifelinin seçilmesinde de, sonraki Halife seçimlerinde de babadan oğula geçen bir düzen düşünülmemiş ve o makama gelebilecek insanlar üzerinden seçim yapılmıştır. Bunları okurken sarsıldığımı, hiç bu açıdan bakmadığımı söyleyebilirim. Avrupa'da ve hatta tüm dünyada, krallıklar, imparatorluklar kısacası monarşi hüküm sürerken sevgili Peygamberimiz döneminde demokrasinin ilk tohumları atılmış. Yazar zaman zaman İslamiyet ve Hristiyanlığı mukayese ediyor." İncil kölelikten yana tavır koyar ama Hz. Muhammet köleliğin koşullarının yumuşatılmasını, mümkünse serbest bırakılmasını ister" diyor. Hatta köle azad ederek zekat verilebileceğini söyler. 6. yy. da o dönemin töre ve adetlerini, geleneklerini, alışkanlıklarını düşünürsek, kölelerin tamamen serbest bırakılması söz konusu bile olmazken, bunu dile getiriyor. Dünyada insan hakları, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar henüz doğmamışken dile getirilen muazzam düşünceler. Arap toplumu için doğuştan sistematik kimseler olduklarını ve büyük bir örgütleyici zekaya sahip olduklarını belirtiyor. "Araplar tüm ortaçağ boyunca bilimsel
Hz. Muhammed ve Arap İslam KültürüAugust Bebel · Arya Yayıncılık · 2011128 okunma
**AĞIR CEZA, ARİSTO VE ALTIN ORTA **
Puan vermedi·
-Alıntı- __Vergilius ile Dante dördüncü daireye inmişlerdir. Karşılaştıkları görünüm şudur: Dairenin her iki yarısında birtakım cehennemlikler ağır yükler itmekte, dairenin orta yerine gelince bu iki grup arasında çarpışma olmaktadır. Bundan sonra yüz geri eden günahkarlar kendi yarım dairelerini geçtikten sonra tekrar çarpışmak üzere geri dönmekte ve bu böyle sürüp gitmektedir. Bunlar cimrilerle savurganlardan başkası değildir. Böylece iki karşıt suçu işlemiş olanlar aynı cezaya çarptırılmış oluyordu. (syf.111) __ Dante’nin savurganlık ve cimrilik günahını işleyenlere uygun gördüğü bu ceza yöntemini okurken kanım dondu. Şuana kadar okuduğum kısımda belki de aynı eylemin defalarca aynı şekilde ve amaçsızca tekrarlanıyor olması, günahkarların sonucun aynı olacağını bile bile geri dönme eylemini motivasyonsuz biçimde mecburen tekrar etmeleri sebebiyle olacak, bu ceza şekli beni etkiledi. Ama bir yandan da bu yaratıcı cezayı Aristoteles’ten kaynaklandığını düşündüren bi esinlenme ile aşırılıklardan kaçınmayanlara uygulaması beni bu inceleme yazısını yazmaya itti. Eğer Dante’nin cehennemi gerçek olsaydı bu sırada Aristoteles muhtemelen ‘haklıymışım değil mi?’ diye bağırıyor olurdu:) Çünkü Aristoteles ahlak felsefesi görüşünün temeline “altın orta” ilkesini oturtur. Ona göre erdemli olan, iki kötü uç nokta arasındaki akıl yoluyla belirlenen uygun orta yoldur. Yani Aristo, aşırılıklardan her durumda kaçınmamızı önerir. Özellikle Orta Çağ Hristiyan ve islam felsefesi üzerindeki büyük etkileri ve bu dönemdeki popülerliği düşünüldüğünde, Dante’nin cehenneminin dördüncü dairesini cimriler ve savurganlara ayırarak bu iki karşıt günahı işleyen kişilerin aynı şekilde cezalandırıldıklarını vurgulaması Aristo’nun ahlak kuramından oldukça etkilendiğini gösterir. Etkilenmenin
Felsefe
İlahi Komedya - CehennemDante Alighieri · Altın Kitaplar · 20233,984 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 00:00
"MÜSLÜMAN BİLİM ÖNCÜLERİ" "Müslümanların öncülük ettikleri şeylerden mesela Arap rakamları, cebir ve usturlab gibi şeylerden hiçbirinin İslami patent hakkı Batı'da tanınmış değildir. Aksine birçok Müslüman icadı, günümüzde İngiliz, Fransız ve Alman malı sayılmaktadır. Halbuki Bağdat ve Kurtuba'da tıp öğrencileri için yazılmış olan ders kitapları, Batı'nın sayısız öğrencileri için (Batılı yazarların hayallerinden bile geçmeyecek kadar) kaynak olarak hizmet etmiş ve tıp tarihine yön vermiştir." Kur'an'ın ilk emri olan "Yaratan Rabbinin adıyla oku" ilahi çağrısı, Müslümanları sadece kutsal metinleri okumaya değil, aynı zamanda kainat kitabını okumaya da yönlendirdi. Bu ilahi motivasyonla harekete geçen Müslüman bilim insanları, yüzyıllar boyunca bilimin hemen her dalında çığır açan buluşlara imza attılar ve insanlık tarihine yön veren ölümsüz eserler bıraktılar. 1. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar uzanan İslam'ın Altın Çağı'nda Müslüman bilim öncüleri; matematikten astronomiye, tıptan kimyaya, fizikten coğrafyaya kadar pek çok alanda devrim niteliğinde çalışmalara imza attılar. Cebirin kurucusu Harizmi'den, modern optiğin babası İbn Heysem'e, tıbbın ölümsüz ismi İbn Sina'dan, sosyolojinin öncüsü İbn Haldun'a kadar sayısız dahi, bugünkü modern bilimin temellerini attı. Ne yazık ki, Rönesans dönemiyle birlikte yükselişe geçen Batı dünyası, İslam medeniyetinin bu paha biçilmez mirasını sahiplenme yoluna gitti. Birçok Batılı bilim adamı, Müslüman bilginlerin yüzyıllar önce keşfettiği buluşları kendi isimleriyle tescil ettirerek bilim tarihinde büyük bir hırsızlığa imza attı. Prof. Dr. Fuat Sezgin gibi dev bir ilim insanı, ömrünü İslam bilim tarihinin bu gizli kalmış hazinelerini gün yüzüne çıkarmaya adadı. Onlarca yıl süren titiz çalışmalarıyla, Müslüman bilim öncülerinin
Edebiyat
Müslüman Bilim ÖncüleriNurettin Taşkesen · Foliant Yayınları · 20253 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2026 3. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 12:05
Yıllar öneceydi ; kardeşimle sohbet ederken “ amazon ormanlarının içerisinde günümüz dünyasıyla hiç bir bağı olmayan tamamen soyutlanmış kabilelerin inançlarını , günümüz İbrahimi dinlerden haberlerinin olup olmadığını merak ettiğimi söylemiştim. Zaman sonra bu kitapla bir arkadaşım vasıtasıyla karşılaştım ve büyük bir ilgi ve merakla okudum. Kuran-ı Kerim de Allah ın her topluma bir peygamber gönderdiği gerçeği üzerine yola çıkmış yazar ve günümüze kadar yapılmış arkeolojik bulguları , mitleri , anlatıları , kutsal kitaplarda geçen bilgileri , ünlü tarih araştırmanlarının bulgu verilerini kaynak göstererek anlatıyor nize. Evet her topluma bir nebi bir bilge insan bir peygamber gelmiş . Bazıları Kuran-ı Kerimde geçmiyor ama yaşadıkları dönem özellikleri ve kendi özelliklerine bakınca nebi olabilecekleri düşünülüyor. Kitap çok anlaşılır bir dille kendini de özetleyerek her bölümün ardında tablolarla anlatıyor. Evet insanoğlu ilk yaratıldığından beri biliyor tek nir tanrının olduğunu ilk inanışlar hep tek tanrı inanılı ama sonradan zamanla meleklere tanrı vasvı yüklüyorlar putlaştırıyorlar ve çok tanrıla inanca evriliyorlar. Bu bozulmalara dur diyecek bilginler çıkıyor, Sokrates ,Pisagor, Konfiçyüs, Buda…. daha ismini sayamadığım niceleri. Kitapta dünya üzerinde yaşayan her toplum ve o topluma gelmiş bilge kişileri veya nebi vasfı taşıyanları belgelerle anlatıyor. Evet amazon da yaşayan kabilelerde şuan neye inanıyorlar bilmiyorum ama zamanında onlarda tek tanrı inanışı vardı bunu biliyorum. Kitap çok etkileyiciydi burada ayrıntılı yazmaya çalışsam satırlar yetmez. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Bilinmeyen PeygamberlerBülent Şahin Erdeğer · Timaş Yayınları · 202582 okunma