Egemen sınıfın dilini ve jargona yüklediği ideolojik anlamları tarafsız bilimsel veriymiş gibi kabul etmek yapılan en büyük hatadır. Kapitalist dünya-sistemi (küresel pazar) her yeri kaplamışken, sosyalist bir odağın kendi sınırları içine hapsolarak ilanihaye hayatta kalması matematiksel olarak imkânsızdır. Sermaye, doğası gereği sürekli genişlemek, yeni pazarlar ve hammadde havzaları yutmak zorundadır. Bu evrensel akış karşısında alternatif bir sistemin (sosyalizmin) kendini koruyabilmesinin tek yolu, küresel ölçekte üretim ilişkilerini değiştirmektir. Dolayısıyla, devrim ihracı veya enternasyonalist dayanışma, sermaye sınıfının iddia ettiği gibi "imparatorluk kurma iştahı" (yayılmacılık) değil; sistemin kendini sermayenin yutucu dalgalarına karşı koruması için geliştirdiği yapısal bir metabolik reflekstir. Devrim genişlemeyi bıraktığı an, çevreleme doktriniyle boğulmaya mahkûmdur ki nitekim tarihsel süreç de bu deterministik yasayı doğrulamıştır. Sermaye sınıfı, kendi sömürgeci hamlelerini, pazar işgallerini ve darbelerini "serbest piyasa, demokrasi, küreselleşme" gibi steril ve meşru kavramlarla ambalajlar. Buna karşılık, bu hegemonyayı kırmaya yönelik her karşı-hamleyi, her ideolojik bariyeri "saldırganlık" veya "yayılmacılık" olarak etiketler. Bu, Gramsci’nin bahsettiği kültürel hegemonyanın dile yansımasıdır; kelimelerin mülkiyeti de sermayededir. Afganistan müdahalesi (1979), bu kavramsal çarpıtmanın en somut örneğidir. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin yıllar sonra bizzat itiraf ettiği üzere; ABD, "Yeşil Kuşak" stratejisiyle Sovyetler’in güney sınırında radikal unsurları besleyerek bilinçli bir provokasyon yürütmüştür. "Sovyetler’e kendi Vietnamlarını yaşatmak için gizli operasyonu başlattık ve onları bu tuzağa çektik." — Z.
Tarih
Yeni Bir “Dünya Okulu” Mümkün Mü?
🌏 Mevcut eğitim sistemleri bireysel farklılıkları göz ardı eden, insan doğasına uyum sağlamakta zorlanan, tek tip ve zorlayıcı yapılar olarak küresel ölçekte hâkim durumdadır. Oysa yapay zekâ, sanal gerçeklik ve açık kaynaklı eğitim platformları sayesinde kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri artık küresel ölçekte erişilebilir hale gelmektedir. “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Beşincisi olma, helâk olursun!” Hz. Muhammed (Taberânî, Beyhakî) Dünya Bir Okul Olsaydı… Hayal edin; dünya kocaman bir okul… Bu okulda insanlar, hayvanlar, ağaçlar, taşlar, yıldızlar… Kısacası; her şey bir rol üstlenmiş. Kimileri öğretiyor, kimileri öğreniyor, kimileri sadece dinliyor ya da destekliyor. Ama bir gerçek var: Beşinci bir şık yok… Ya bu büyük okulun içinde bir yeriniz vardır ya da sistemin tamamen dışında kalacaksınız. İşin doğrusu, özü aynı olan her canlı ya da cansız varlık, dünyanın neresinde olursa olsun, bütünün bir parçası olarak işlevini yerine getirir. Ancak burada en önemli husus söz konusu varlığın doğal ortamından koparılmadan bu işlevi sürdürebilmesidir. Zira bir varlık doğal bağlamından koparıldığında, artık o varlık olmaktan çıkar, başka bir şeye dönüşür. Dolayısıyla etkisi de tepkisi de değişir. __Bugün bağlamından kopar(t)ılmış varlıklarla dolu bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Bu nedenledir ki bugün dünya bir türlü dikiş tutmuyor. Eğitim bunu düzeltmek için hem bir alternatif, hem de potansiyel bir engeldir. Bunun farkında olan küresel güçler eğitimin ipini elinden bırakmıyor bir türlü. Pandemi bunun son global eğitim-yönetim provası oldu. İşte bizim de dikkat çekmek istediğimiz temel sorun burada! Şayet yukarıda sınırları çizilen bir dünya okulu kurulabilirse, insanlık yeniden aslına rücu eder ve işler de
Makale|Yazı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bilimsel devrim, Bizde ise yok olmalarını izliyoruz
Isaac Newton'ın yerçekimi teorisini düşündüğü sırada tam olarak hangi ağacın altında oturduğundan kimse yüzde yüz emin olmasa da, çoğunluk oldukça iyi bir fikre sahip; çünkü ailenin bahçesinde 400 yıldan daha eski bir ağaç var ve 1816'da özellikle şiddetli bir fırtına sırasında devrildikten sonra hayatta kalan köklerden yeniden büyümüş. Isaac Newton, 25 Aralık 1642'de Lincolnshire, Woolsthorpe-by-Colsterworth'da doğdu. İngiliz çok yönlü bilim insanı, özellikle ileri düzey dersler veren King's School'da eğitim görmesi sayesinde, erken yaşlarda matematik ve bilime yatkınlık gösterdi. Ardından Cambridge'deki Trinity College'a kabul edildi ve burada kendini tamamen felsefe ve matematiğe adadı. Kent Çiçeği olarak bilinen bir yemeklik elma çeşidinin yetiştiği ağaç, günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Woolsthorpe Malikanesi'nde çalışan bahçıvanlar ve Tarihi ve Doğal Güzellik Alanları Ulusal Vakfı tarafından bakımı yapılmaktadır. Kimsenin zarar vermemesi için bir çit dikilmiştir; ağaçların yüzyıllarca yaşadığı bilinmektedir ve kimse bu önemli tarihi eserin (veya herhangi bir şeyin) mahvolmasını istemez.
1000Kitap
Bilimsel metodlar, kutsal kitaplar
"Teknik analiz" ve "mühendislik" vizyonunla örtüşen, teknik konular 1. Hz. İdris: Terzilik ve Astronomi (Ölçü ve Biçim) Eldeki verilere göre insanlık tarihinde iğneyi ilk kullanan, kumaş biçmeyi ve dikmeyi keşfeden kişidir. Ancak onun teknik yönü sadece tekstille sınırlı değildir: Yazı ve Kalem: Yazıyı ilk kullanan ve hesap ilmini (matematik) başlatan kişi olarak bilinir. Astronomi: Yıldızların hareketlerini ve burçları inceleyerek zaman hesaplamaları yapmıştır. 2. Hz. Nuh: Gemi İnşası ve Marangozluk (Statik ve Hidrodinamik) Teknik denilince akla gelen ilk büyük mühendislik projesi Nuh’un Gemisi’dir. Gemi İnşası: Hiçbir örneği yokken, devasa bir geminin tasarımı, malzeme seçimi (suya dayanıklı ahşap ve zift kullanımı) ve ağırlık merkezinin hesaplanması gibi karmaşık mühendislik süreçlerini yönetmiştir. Denizciliğin piri kabul edilir. 3. Hz. Davud: Metalurji ve Zırh Sanatı (Malzeme Bilimi) Senin elektrik ve inşaat işlerindeki malzeme kalitesi vurgunla en çok bağdaşan isimdir. Demiri Şekillendirme: Kur'an-ı Kerim'de demirin onun elinde mum gibi yumuşatıldığı anlatılır. Zırh Tasarımı: O döneme kadar hantal ve ağır olan koruma ekipmanlarını, halka iç içe geçirme (zincir zırh) yöntemiyle hafifletmiş ve ergonomik hale getirmiştir. Bu, askeri teknolojide devrim niteliğinde bir inovasyondur. 4. Hz. Yusuf: Tarım Ekonomisi ve Lojistik (Stratejik Planlama) Yusuf Peygamber, sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda büyük bir operasyonel analiz uzmanıdır. 5. Hz. Süleyman: Mimari, Enerji ve Madencilik Döneminin en ileri yapılarını (Mescid-i Aksa gibi) inşa ettirmiştir.
Felsefe-Düşünce
Kuhn .
En son yaşlı öldüğünden devrim tamamlanır .
Seyyid Hüseyin Nasr
On altı ve on yedinci yüzyıllarda yaşanan bilimsel devrim, Avrupa tarihinde bir dönüm noktası olarak ele alındığında Nasr, Hıristiyan düşüncesinin kademeli olarak terk edilip yerine seküler evren düşüncesinin konduğunu söyler. Modern bilimin yükselişi sadece bilimsel ölçümlerde ve araçlarda çığır açan keşifl erin bir sonucu değildir. Asıl etken on altıncı yüzyıldan sonra Avrupa’da zuhur eden modern insanın dünya görüşünün radikal biçimde değişmesidir. Nasr bu görüşünü desteklemek için modern bilimin öne çıkan altı özelliği olduğunu belirtir. İlk olarak seküler evren anlayışı bir taraftan doğal düzende kutsalın izlerini görmezken gelirken, diğer taraftan evrenin bir “gaye”si olduğunu reddeder. Geleneksel medeniyetlerin hepsinin kabul ettiği evrenin bir gayesi olduğu anlayışı modern bilim tarafından reddedilmektedir. Modern bilimin ikinci özelliği dünyaya bakışın on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıl deistlerinin favori figürleri olan saat ve makine modeli üzerinden mekanikleşmesidir. Modern bilim ve felsefe her şeyi bilimsel ve rasyonel yöntemle açıklama iddiasında olduğundan evreni bir makine gibi kurgulamak istemişlerdir. Bu yolla da modern fizik bilimlerin ölçme biçimleri ve analiz metotlarıyla evren analiz edilebilecektir. Üçüncü özellik gerçeği elde etmenin tek güvenilir yolunun rasyonalizm ve deneycilik olduğu iddiasıdır. Her ne kadar bu iki ekol arasında derin çatışmalar ve anlaşmazlıklar varsa da seküler ve indirgemeci felsefi analiz her iki ekol tarafından kullanılmaktadır. Dördüncü özellik ise bilen özne [res cogitans] ile bilinen nesne [res extensa] arasında tam bir ayrım öngören kartezyen düalizmden devralınan mirastır. Bu ayrımın en açık sonuçlarından biri insanın kendi tabii çevresine, hatta insan bilgisine nesne olacak her şeye manevi ve epistemolojik olarak