...insanın, muhatabı diğer insanların çıkarlarını gözetmesi için kendi doğasına karşı savaşmasına gerek olmadığı fikri, insanlık tarihinde olup bitenler dikkate alınınca, hadi çılgınca demeyelim ama oldukça komik görünüyor. Doğrusu şu ki, büyük bir ihtimalle insan doğa tarafından tümüyle programlanmış değildir, her defasında iyi ile kötü arasında seçim yapabilecek şekilde belli bir özgürlük payına sahiptir. Bu nedenle, kimi zaman onu en yücegönüllü varlık olarak kimi zamansa en vahşi hayvandan daha kötü bir varlık olarak görebiliyoruz. Yekdiğeri için canını feda ederken görebileceğimiz bu varlık, hiçbir hayvanın boy ölçüşemeyeceği bir zalimlikle benzerini canice öldürebiliyor veya en acımasız işkencelere maruz bırakabiliyor. İnsanlık var oldukça, varlığını bir olanaklar yelpazesi içinde sürdürecek gibi görünüyor. Bilmem hangi "doğal temeller"e dayandığı için nihayetinde iyi bir varlık olarak programlanmış bir hayvan olmaktan çok, aşkın bir varlık olarak kalacak. Felsefecilik oynamaya soyunduklarında bilimsel olmaktan çok bilimci kalan bu zihinlerden çok daha kavrayıcı bir zihne sahip olan Pascal'ın dediği gibi, yarı melek yarı hayvan bir varlıktır insan.
Sayfa 45·Kitabı okuyor
Ona göre politika, bilimsel araştırmadan ve halkın engin tecrübesinden beslenmeli, ateşle donanan güçler ise böylesi bir politikanın ışıklı izinde yürümeliydi. O'na göre iyi bir devrimci, aynı zamanda iyi bir araştırmacıydı.
Sayfa 290 - UMUT YAYIMCILIK 7. BASKI: MAYIS 1998·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Klasik anlayışa göre matematiksel ispat bir dizi aksiyomla, yani doğru oldukları varsayılan ya da besbelli olan bir dizi ifadeyle başlar. Sonra mantıksal çıkarsamalarla adım adım ilerleyerek bir vargıya ulaşılır. Aksiyomlar doğruysa ve mantık süreci de kusursuzsa, vargı da reddedilemez. İşte bu vargıya teorem denir. Matematik teoremleri bu mantık sürecine dayanır ve bir kez ispatlandılar mı, sonsuza kadar doğrudurlar. Matematiksel ispat mutlaktır. Böylesi ispatların değerini takdir edebilmek için en iyisi, onları daha zayıf ilişkilere dayanan bilimsel ispatlarla karşılaştırmaktır. Bilimde fiziksel bir görüngüyü açıklamak üzere bir hipotez öne sürülür. Eğer sözkonusu görüngüye yönelik gözlemler hipoteze yakın sonuçlar veriyorsa, bu, hipotezin lehine bir veridir. Ayrıca hipotez, sadece bilinen görüngüleri betimlemekle kalmamalı, başka görüngülerin sonuçlarını da öngörmelidir. Deneyler yapılarak hipotezin öngörü gücü sınanabilir. Eğer başarılı olmayı sürdürüyorsa hipotez daha da desteklenmiş demektir. Sonunda, hipotez karşı çıkılamayacak kadar çok veriyle desteklendiğinde, bir bilimsel kuram olarak kabul edilir. Ne var ki bir bilimsel kuram, hiçbir zaman bir matematiksel teoremle aynı mutlaklık düzeyinde kanıtlanamaz; sadece ulaşılan veriler temelinde çok muhtemel olarak görülebilir. Bilimsel adı verilen ispat, gözlem ve algılamaya dayanır; bunların ikisi de yanılmaya açıktır ve doğruya sadece bir yaklaşma sağlarlar. Bertrand Russell'ın da belirttiği gibi: “Bu bir paradoks gibi gözükse de, bütün kesin bilimler yaklaşma fikrine dayanır." En yaygın kabul gören bilimsel “ispatlar” bile küçük bir şüphe payı içerir. Bazen bu şüphe iyice küçülür belki, ama hiçbir zaman tamamıyla yok olmaz, çünkü bir başka zaman, yanlış olduğu kesin şekilde gösterilebilir. Bilimsel ispatın bu
Sayfa 44 - 46·Kitabı okuyor
... Mustafa Kemal: Bizi sımsıkı kıstırmış İslâm skolastiğinin mengenesini açan o, açtığı anda her türlü teknik ve bilimsel gelişmeye zemini hazırlayan! Çağdaşlaşmayı da o gerçekleştiriyor ama, köklü toplumsal dönüşümlerle pekiştirmeyi düşündüğü besbelli: Toprak reformu, endüstri devrimi gibi. Genç kuşakları istediğin kadar çağdaş ve devrimci yetiştir, devrimi toplumsal derinliklere indiremedin mi, meydan söylevlerinden ve geçit törenlerinden ibaret kalır, hiçbir işe yaramaz. Mustafa Kemal, bunu bilmiyorduysa bile, kestirebilecek kadar akıllıydı. Ne var ki, 'imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış toplumu' gerçekleştiremeden öldü, bizleri yarım kalmış bir devrim, eli kulağında bir dünya savaşı, bir sürü de ikinci sınıf politikacıyla baş başa bıraktı. (...)
Sayfa 218 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Toplumsal denetim ve baskı görevini üstlenmiş hiçbir kurum kendini açık yüzüyle asla göstermez. Bu kurumlar sözde bilimsel ideoloji maskesinin altına saklanırlar ve kullanılmaktan artık bayağılaşmış teorik önermelere başvurduklarında bile, bunlara yeni görüntüsü vermeye çalışırlar.
Sayfa 215·Kitabı okudu
Hem felsefi, hem bilimsel, hem de siyasal bir akım olan İdeoloji'nin iki temel amacı vardır. Bilimsel planda, Aydınlanma Çağında çığ gibi büyüyen gözlemleri aşıp onları yasalar ve genel ilkeler çevresinde düzenlemek ister. Araştırma, felsefenin de (tam anlamıyla ideolojinin de) bu noktada kesin katılımını gerektirir. İdeoloji'nin öteki amacıysa Eski Rejim'in adaletsizliklerinden ve Devrim'in çalkantılarından kurtulunurken uyumlu bir toplum yaratabilecek bir insan bilimi oluşturmaktır. Zamanının birçok hekimi için olduğu gibi Cabanis için de tip, toplumsal bedenin insan bedeni gibi işlemesini isteyen organcı eğretileme adına, bu insanbiliminin temel öğesi olmalıdır. Bu bedenlerden birini tanıyan ve tedavi eden kişi ötekini de anlayıp iyileştirebilir. Cabanis'in tıbbı her şeyden önce antropolojiktir. İnsanı bütün halinde tanımak istediğinden, fizikle ahlak (bugün olsa düşünsellik derdik) arasındaki ilişkileri düşünmeye yönelir. İdeologlar canlıcılar ya da duyumcular gibi bu ilişkileri birbirine bağımlı kılmak yerine, bağımsızlık ve karşılıklılık terimleri açısından düşünürler.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Hekimlerin Bakışı/Tedavi İlişkisinde Beden·Kitabı okudu
Reklam
Reklam