Kendi rızamız dışında fırlatıldığımız bu yabancı sahnede, kalabalıklar en büyük yanılsamadır.
İnsanlar sırf içlerindeki o çiğ hiçlikten kaçmak için sahte ve gürültülü bağlar icat ediyorlar.
Oysa topluluk dediğin şey, korkakların birbirinin gölgesine sığınarak kurduğu yapay bir kurgudur.
Zihnin dürüst odasına çekildiğinde anlarsın ki, etrafındaki her silüet aslında birer yabancıdır.
Sokaklar, birbirinin yüzündeki maskeleri alkışlayan ama asla birbirini duymayan yığınlarla dolu.
Bilinç yükseldikçe, bu ikiyüzlü tiyatronun ortasında tek başına kalmanın ağırlığı göğsüne çöker.
Dünyanın tüm vahşetini ve sığlığını gören bir göz için, kalabalıklar sadece birer gürültü kirliliğidir.
Herkes kendi karanlığından kaçarken, sen o odada tek başına çıplak gerçeklerle yüzleşmeyi seçersin.
Medeniyetin o süslü vitrininden sıyrılmak, bu anlamsız düzene karşı asil ve dürüst bir sürgündür.
İşte yalnızlık; insanlığın tiksindirici oyununa katılmayı reddeden, farkındalığın o en sert ve sarsılmaz kalesidir.