Listeden seçtiğim ikinci kitap Anayurt Oteli oldu.
Öncelikle söylemek isterim ki Zebercet karakterini Freud değerlendirsin çok isterdim. Kitabı okurken hep psiko analitik kuramı ile bağlantı kurmaya çalıştım. Sanırım o yüzden beni diğer okurlar kadar rahatsız etmedi.
Romanda en çok beğendiğim nokta ise Yusuf Atılgan'ın anlatım biçimlerini ustalıkla kullanması.
Bu kitaba başlamadan önce bilmeniz gereken şey ise kitabın yoğun müstehcenlik içerdiği ve Zebercet karakterinin edebiyat dünyamızın en rahatsız edici karakterlerinden oluşu.
Kısa bir eser olmasına rağmen yoğun felsefi ve psikolojik detaylar içermesi, alt metinde anlatılmak istenenin yoğunluğu, bakış açıları arasında gidip gelmeler ve bilinç akışı tekniğinden de kaynaklanan bir zihin yorgunluğu oluşuyor.
Anayurt Oteli kitabında Atılgan varoluş sancıları çeken Zebercet'i anlatıyor bizlere. Çok yalnız bir karakter. Otele gelip gidenler, özellikle emekli subayın otelde olduğu dönemde bu yalnızlığın, sıkışmışlığının farkında bile değil. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadını beklemekle meşgul.
Oldukça kalabalık bir karakter kadrosu var aslında. Yani Zebercet'in çevresinde bir hayli insan var. O ise hepsine yabancı. Belki kendine bile... Doğumuyla başlamıştı belki de onun buhranı. Annesi bile sadece 7 ay sabredebilmişti, onu karnında taşımaya.
Onun sıkıntılarını dinlerken, o buhranına şahit olurken sıkılıyorsunuz aslında ama insanoğlunun karanlık köşelerinden, hepimizden bir parça taşıdığını anlayınca kızamıyorsunuz.