“Bütün çocukluğu ve gençliği boyunca belirsiz bir huzursuzluğun sıkıntısını çekmiş, ne olduğunu anlayamadan boşu boşuna arayıp durduğu bir şey istemişti hep. Şimdiyse bu huzursuzluğu çok daha keskinleşmiş ve acı vermeye başlamıştı, ama artık ne istediğini açık ve net olarak biliyordu: Güzelliğe, aydın bir bilince ve aşka sahip olmak istiyordu.”
Bu tür zihinler ışığın parladığı noktalara kendi istekleriyle çarpar,hiçbir şeyin farkına varmaksızın hep orada homurdanarak dönüp durur ve tıpkı camlarda vızıldayan iri sineklerin kulağı yorduğu gibi ruhu bezdirirler.
Edebiyat hâlâ bir ihtiyaç olarak görülürse totaliter bir toplum edebiyatının buna benzer şekillerde üretilmesi muhtemeldir.
Hayal gücü –hatta mümkün olduğunca bilinç– yazma sürecinden çıkartılmış olacaktır.
Kitapların ana hatları bürokratlar tarafından belirlenecek ve öyle çok elden geçecek ki son hâlini aldığında fabrikadaki montaj bandının sonundaki bir Ford araba ne derece bireyselse o kadar bireysel olabilecek.
Böyle üretilen bir şeyin çöpten farksız olduğunu söylemeye gerek yok, ancak çöp olmayan herhangi bir şey devlet yapısı için tehdit oluşturacaktır.
Geçmişten bugüne ayakta kalan edebiyata gelince o da sansürlenmek ya da en azından ayrıntılı bir şekilde yeniden kaleme alınmak zorunda kalacaktır.
Ne söylediysek yanlış çıktı.
Ruhları yok
Meraksızlar
Tecrübeyle öğrenemezler
Çevrelerini değiştiremezler
Haberleşemezler
Alet yapamazlar
Beyinleri küçük
Vücutlarına oranla düşük.