Ne vakit kalbimde yllardır sönmeyen o atesi tutusturan hikâyemi hatırlasam, sifresi çözülmeyen o efsunlu bakısların düşer aklıma... Inanır mısin bilmiyorum, ben işte tam da o günden sonra, kalbimi dağlayan alevlerin bir daha sönmemek üzere tutuştuğuna şahit olmusum.
Gönül desenlerimdeki efkârın hangi derinliklerde olduğunu bilmiyordum belki, ama bildiğim bir şey vardı benim...
"Ben görmedim, şu binadan atlamış,"dedi bir ses
"Neden atlamış?"
"Bunalımdan herhalde tam bilmiyorum."
"İnsan doğum gününde intihar eder mi ya?"
"Gençleri anlamak zor. Nereden atlamış?"
"Ben gördüm birdenbire çakıldı."
"Evet, küt diye! Kemik seslerini duydum."
Kırmızı Vosvos az ötede duruyordu. Gökyüzünde tek yıldız yoktu.
Oysa acı diye bir şey var şu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan biraz da odur
Yanı başımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?
Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yan yana düşünmesini ne zaman
öğrenir çocuklar?
Saati bilmiyorum ama biliyorum bir saat olduğunu,
Tanrı onu geciktirse de ya da ruh ona gizem dese de
İçimdeki güneşte yükseliyorsun ve sis dağılıyor.
Gemi aynı ve sen hâlâ taşıyorsun flamasını
İmparatorluğun...