buzdolabını açtım, bir kuyumcu vitrinine başar gibi pırıltıya baktım: kâseler, şişeler, renkler, domatesler, yumurtalar, kirazlar, oyalayın beni. ama şöyle der gibiydiler: yok, sen artık bizlerle de oyalanmazsın; dünyadan el etek çekmenin ve çekiyormuş gibi yapmanın zevkiyle oyalanırsın sen.
kelimelerim seni korkutmasın; ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez. senden tek istediğim, şu anda sana kaçmakta olan acımın hakkımda ele verdiği her şeye inanmandır.