Yaşamımda hep bir başlangıç noktası arayıp durdum. Bende bir gülüşe, bir bakışa, bir söze tarih düşürme merakı ne zaman başladı? Bir zamanlar şöyle diyordum örneğin: Yazdığın her şeyin altına gününü, saatini ekle, çünkü bindokuzyüz bilmem kaç yılındasın.. Bu yıllar öyle çoğaldı ki, sonunda bir belirsizlik bulutuna bıraktılar yerlerini. Her şey kendini yineler gibiydi. Bütün tanımlar eksik, adlar ve sıfatlar uydurmaydı. Sorular sordum, hiçbir yanıt karşılık olamadı onlara. Bağırıp çağırmaya başladım, yumruklarımı sıkarak birilerinin üstüme gelmesini bekledimse de kimse aldırmadı. Şimdi de bunlardan değişik bir şey olmuyor. Her şey o kadar çok konuşuluyor ki, yazıya geçirilecek bir şey kalmıyor geride. İçinde yaşadığımız şu çağ unutmayı çok iyi biliyor -belki de tek niteliği bu.