• 163 syf.
    ·9/10
    Gerçekten severek okuduğum romanımızın asıl başkahramanları Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi’nin karakterinin, kişiliğinin, hislerinin benim gibi birçok okura tercüman olduğuna da eminim.Sen neler düşünerek yazdın bunu Sabahattin Ali ?
    Kim yaktı bu kadar içini ?
    Maria Puder ah sen güzel kadın Raif'in içini yakan kadın...
    Oku bitir ve bir daha başla ve bir daha birdaha ..
    Tekrar tekrar okunmaya değer...
    İyi okumalar 1k ailesi ☆
  • 180 syf.
    ·8 günde·8/10
    Merhabalar Bugün Sabahattin Ali ile tanışma kitabım olan Kürk Mantolu Madonna’nın yorumuyla geldim.

    Kitap dediğim gibi ilk Sabahattin Ali kitabım olmasının yanı sıra ilk Doğan Kitap’tan okuduğum kitap. Kapak tasarımının da çok hoşuma gittiğini de söylememek olmaz.

    Kitaba geçecek olursam kitaba başlarken beklentim çok büyüktü fakat beklentimi karşıladı mı diye sorarsanız çok da karşıladığını söyleyemem. Daha farklı bir olay örgüsü beklememe rağmen günlük hayatta düşününce mantıksız gelecek bir şekilde oluşturulmuştu. Bir yorumda okuduğum “Aşk Ütopyası” sözleri tam da yerini bulmuştu benim gözümde.

    Bu kadar konudan bahsetmişken konuya ufacık değinmeden olmaz tabii ki. Raif diye bir karakterin bir kadın portresi görüp o portreyi ruhuna benzetmesi ve o portredeki kadınla tanışıp aşk yaşaması ele alınmış bu romanda. Ama şunu söylemem gerek ki kitapta olaylara ilk 30 sayfadan sonra başlıyor ve bu süre boyunca da karakterler bize tanıtılmıştı. Fakat ana karakterin en sondaki davranışına sinir oldum, spoiler olabileceği için maalesef ki sizlere söyleyemiyorum bunu.

    Kurgu beni sarmasa da yazarın diline hayran kaldım. Son zamanlarda çok fazla dünya klasiği okurdum ve oradaki ağır ama insanı büyüleyen anlatıma hayran kalıyordum, ben bu kitapta da bunu buldum. Ve Türkiye’de de güzel kaleme sahip bir yazarı keşfetmek beni çok mutlu etti.

    Doğan Kitap’ın çıkardığı işe gelirsek beni gayet memnun etti Doğan Kitap. Yalnız kitapta sürekli “boş yere” yerine “boşuna yere” kalıbının kullanılması beni rahatsız etti. Bunun dışında ise gerçekten memnun kaldığım bir basım oldu.

    Uzun lafın kısası bu kitap benim için ortalama bir kitaptı, belki de beklentim çok fazla olduğundan böyle hissediyorum, bilemiyorum. Ama Sabahattin Ali’nin kalemine bayıldığım için yazarın diğer eserlerine de şans vereceğim. Eğer kitabı merak ediyorsanız ben şans vermenizi tavsiye ederim yine de.
  • 163 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Epeyce meşhur bir kitap. Kime sorsam okumuş. Eksik kalmasın dedim okudum. Kitabın ismine bakıp bazıları gibi şarkıcı Madonna zannetmeyin. Bildiğimiz Madonna değil bu Kürk Mantolu Madonna. Kitapta sıradan ütopik bir aşk hikayesi işlenmiş. Gerçi aşkların hangisi ütopik değil ki. Herkesin ütopyası kendine. Romantiklerin seveceği türden. Son sayfalarda azda olsa psikolojik tahlillere rastlıyorsunuz. Yaratılış ve çevresel faktörler nedeniyle hayata iyi başlayamayan aşırı kırılgan ve güvensiz bir ruh halinin aşkla tanışması işlenmiş. Yaşama tutunamamış Raif efendi yarım yamalak duygularıyla bir yabancının ilgisine tutunmaya çalışmış ama onu da eline yüzüne bulaştırmış. Sonu da üzücü. Ne hayatlar ne duygular var dedirtiyor. Empati yeteneğinize az da olsa katkı yapacak türden. Empati de ihtiyaç duymadığımız bir duygu değil. Fazlası zararsız.
    #okuduğunkitabıpaylaş
    #bilgiylekalın
    #Allahkitabınızıversin
    #SabahattinAli
  • 164 syf.
    ·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
    İlk olarak Kuyucaklı Yusuf'un güzel hikayesi ile tanışmış oldum Sabahattin Ali İle.

    İlk başta bu kitabı okumayışımın nedeni, Bir kitabın malesef ki popülerite zehirlenmesi ve yazarın malum siyasi kimliği idi (burada bir açıklama yapmak isterim. Genelde herhangibir siyasi görüşün bayraktarı olan yazarlar romanlarında dönüp dolaşıp konuyu bir şekilde inandıkları görüşe getirip - bak işte benim görüşümdeki dünya olsa idi böyle olmazdı. hissiyatını bana verdikleri için genelde bu kadar koyu bir siyasi kimliği ile ön plana çıkan yazarların kitaplarına biraz uzak durmuşluğum vardır.

    İlk okuduğum romanda bu hissiyatı hiç hissetmedim diyebilirim, Dolayısıyla bu ikinci romanına başlarken yukarıdaki duygu ve düşüncelerden sıyrılmış bir şekilde okumaya başladım.

    Yazarın zaten konu anlatmadaki başarısı beni şaşırtmadı, Kuyucaklı dan buna aşinaydım. o konuda Yazarın mahareti beni kendisine bir kere daha hayran bıraktı. Dile olan hakimiyeti ve kısa zaman dilimine sığdırmış olduğu hikayedeki bütünlüğün falan tam anlamı ile gayet başarılı olduğunu düşünüyorum.

    Hikaye ye gelince Almanya ve Türkiye coğrafyası arasında geçen Raif Bey ile Maria Purden in aşk hikayesi özelinde, esasında bireyin yanlızlığını bu kadar güzel işlemeyi başaran alt metinlerinde hayatı sorgulatan, Aile, aşk ve hayat üzerine o devirde yazılmış ve mevcut olduğu devrin temel sorunlarından ziyade günümüz dünyasının içinde bulunan biz insanların yalnızlığına o devirden ışık tutması açısından gerçekten başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum.

    ve tabi ki Raif beyin nev-i şahsına münhasır kişiliği ile içinde yaşattığı gayet temiz ve engin sevgisi ve esasında hepimizin ütopyası gibi görünen bir AŞK'ın Raif bey ve Maria Purden ile ete kemiğe bürünmüş olduğunu, Almanya'nın soğuk sokaklarına nasıl bir renk getirdiğini görebileceğiniz en nihayetinde gözlerinizi ayırmadan okuyabileceğiniz bir roman Kürk Mantolu Madonna.

    Eğer hızlı bir okuyucusu iseniz, -ki ben öyle değilim- bu kitabı okumanız halinde O gün için; yapabileceğiniz güzel şeylerden birini yapmış olacağınızı söyleyebilirim.
  • 160 syf.
    ·12 günde·Beğendi·8/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

    Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

    Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

    Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

    Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

    Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
    "Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

    Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
    Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

    Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

    Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

    Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
    "Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

    O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

    O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.