İdeal şartlarda, tek başınalık, başkalarından kaçış değil kendimizin mümkün olan en iyi hâline doğru bilerek yapılan bir hamledir. Ancak anlamlı bir şekilde kendimize odaklanmaya karar verirsek zihnimizde tek başınalık hakkında yer edinmiş yanlış kanıları yok edebilir ve onları dönüştürebiliriz.
"... artık onsuz bir
dünyada yalnız olduğumu bir kez daha idrak ediyor, ona anlatamazken her şeyin ne kadar anlamsız olduğu hissiyle
baş başa kalıyordum . Özlem kimseye anlatamayacağım bir genişlik ve biçimdeydi, onu neredeyse bir hırka gibi giymiştim üstüme, hücrelerime dek hissettiğim tek başınalık duygusu her neyle uğraşırsam uğraşayım bir yerden kafasını uzatıp kendisini habire hatırlatıyordu bana. "
Özlem kimseye anlatamayacağım bir genişlik ve biçimdeydi, onu neredeyse bir hırka gibi giymiştim üstüme, hücrelerime dek hissettiğim tek başınalık duygusu her neyle uğraşırsam uğraşayım bir yerden kafasını uzatıp kendisini habire hatırlatıyordu bana.
Oysa gelenekteki yalnızlık hâli ve hissi kemalle
ilgili bir durum, bir hâldir. Marifete ve hakikate ulaşmak için terk-i dünya tek başınalık değildir.
Kendini bilen nasıl yapayalnız, yani tek başına olur? Kendini bilmek bu anlamda, yaratanını ve yaratılanı bilmekle ilgilidir. Dolayısıyla kendini bilmek, kendine dönmek demektir. Ene'l Hak işte burada hissedilebilir ve anlaşılabilir. İnsan kendini, kendine ait olmayandan, yani arızi olandan soyutlamadıkça hakikate ulaşamaz.
Yalnızlık ile tek başınalık arasındaki farkı idrak edemez.